Kaderine Terk Edilenler ve Yeniden Doğanlar
Bazen bir haber okursunuz ve sadece haber olarak kalmaz; size şehirlerin, insanların ve geleceğin nasıl şekillendiğini düşündürür.
Geçtiğimiz günlerde yıllardır atıl durumda bulunan eski bir fabrikanın yeniden üretime kazandırılacağını öğrendim. Üstelik bu dönüşüm, bölgenin en önemli geçim kaynaklarından biri olan hayvancılığa hizmet edecek bir yatırım ile gerçekleştiriliyor. İlk bakışta teknik bir proje gibi görünse de aslında bundan çok daha fazlasını ifade ediyor.
Çünkü atıl kalan her bina, her tesis ve her fabrika yalnızca beton ve demirden ibaret değildir. Onlar aynı zamanda geçmişte kurulmuş hayallerin, verilmiş emeklerin ve geleceğe dair umutların bir parçasıdır. Bu nedenle kullanılmayan bir yapının yeniden üretime kazandırılması, sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir kazanımdır.
Özellikle tarım ve hayvancılığın önemli olduğu bölgelerde üretimi destekleyen yatırımların ayrı bir değeri vardır. Üreticinin daha uygun maliyetlerle kaliteli ürüne ulaşabilmesi, yerel hammaddelerin değerlendirilmesi ve yeni iş alanlarının oluşması, bölgesel kalkınmanın en önemli unsurları arasında yer alır. Bir yatırımın başarısı yalnızca rakamlarla ölçülmez; o yatırımın insanlara ne kadar fayda sağladığıyla da ölçülür.
Bu haberi okurken aklıma başka bir konu geldi. Bazı yerlerde yıllarca emek verilerek kurulan üretim tesislerinin faaliyetlerini sürdüremediğini, bazılarının ise satışa çıkarıldığını görüyoruz. İşte tam da bu noktada insan ister istemez düşünmeden edemiyor.
Bir üretim tesisi satıldığında yalnızca bir bina satılmış olmaz. O tesisin temsil ettiği üretim kapasitesi, istihdam potansiyeli ve gelecekte oluşturabileceği ekonomik değer de elden çıkarılmış olur. Bugün elde edilen gelir geçici olabilir; ancak kaybedilen üretim imkânının telafisi yıllar sürebilir.
Elbette her kararın kendine göre gerekçeleri vardır. Ancak yöneticilik, eldeki değerleri satmak değil, onları yaşatmanın yollarını bulmaktır. En kolay yöntem satış kararı almaktır. Asıl maharet ise zor şartlarda bile üretimi sürdürmek, atıl kalan tesisleri yeniden ayağa kaldırmak ve onları bölge ekonomisine kazandırabilmektir.
Bu nedenle bir yerde kapanan veya satışa çıkarılan tesisleri görürken, başka bir yerde yıllardır kullanılmayan bir fabrikanın yeniden üretime kazandırılması daha da anlamlı hale geliyor. Bir tarafta mevcut değerlerin elden çıkarılması konuşulurken, diğer tarafta unutulmuş bir yapı yeniden ekonomik hayata kazandırılıyor.
Bir vatandaş olarak gönlüm her zaman ikinci tablodan yana. Çünkü üretim, bir şehrin en güçlü sigortasıdır. Üreten şehirler büyür, gelişir ve gençlerine umut verir. Üreten insanlar geleceğe daha güvenle bakar. Bir fabrikanın bacasından çıkan duman, sadece ekonomik hareketliliği değil, aynı zamanda bir bölgenin yaşama iradesini de temsil eder.
Bu nedenle kullanılmayan bir tesisin yeniden hayata döndürülmesi beni mutlu ediyor. Çünkü bu tür projeler bize şunu hatırlatıyor: Kaynaklarımızı değerlendirdiğimiz, ürettiğimiz ve geliştirdiğimiz sürece geleceğe dair umutlarımız da canlı kalacaktır.
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey budur; sahip olduklarımızı koruyarak, onları daha değerli hale getirerek ve yeni üretim alanları oluşturarak yarınlara hazırlanmak.
Çünkü gerçek kalkınma, var olanı satmaktan değil, ona yeni bir değer kazandırmaktan geçer. Birileri yıllardır kaderine terk edilmiş tesisleri yeniden ayağa kaldırırken, birilerinin çözümü üretim tesislerini satışa çıkarmakta araması ise üzerinde düşünülmesi gereken bir tercih olarak karşımızda durmaktadır.
Doğruluğu yanlışlığı gelecek nesiller sorgular elbette.