KARNE GÜNÜNÜN GÖLGESİNDE EĞİTİM GERÇEĞİ
26.06.2026 tarihinde okullarda bir eğitim yılının daha sonuna gelindi. Karneler dağıtıldı, öğrenciler belgelerini aldı, törenler yapıldı. Ancak asıl soru şudur: Geride nasıl bir eğitim tablosu bırakıldı?
Eğitim, çoğu zaman “toplumsal pusula” olarak tanımlanır. Fakat bu pusula doğru kurulmadığında, en sakin görünen sularda bile gemi yönünü kaybeder; sarp kayalıklara, görünmeyen buz dağlarına çarpma riski kaçınılmaz hâle gelir.
Karne günü dolayısıyla Gümüşhane Yusuf Çiftçi İlkokulu’nda bulunma imkânım oldu. Gördüğüm manzara, eğitimde sadece başarı belgelerinin değil, organizasyon kültürünün ve kurumsal ciddiyetin de sorgulanması gerektiğini açıkça ortaya koydu.
Tören alanında düzenli bir oturma planının olmaması, basit ama önemli bir yönetim zaafıdır. Özellikle yaşlılar, davetliler ve veliler ayakta kalmak zorunda bırakılmış; en temel misafir ağırlama düzeni dahi sağlanamamıştır. Bu tablo, eğitim kurumlarının sadece ders yapılan yerler değil, aynı zamanda bir saygı ve düzen mekânı olduğunu hatırlatmaktadır.
Program akışında gözlemlenen dağınıklık, eğitimdeki zihinsel dağınıklığın küçük bir yansıması gibidir. Çünkü okul, sadece bilgi aktaran bir yapı değil; aynı zamanda bir disiplin, bir estetik ve bir sorumluluk merkezidir. Bu üç unsur zayıfladığında, eğitim sadece kâğıt üzerinde kalır.
Bugün gelinen noktada en temel sorunlardan biri de aile–okul–öğretmen üçgeninin yeterince güçlü kurulamamasıdır. Bu üç ayak sağlam olmadığında, eğitim sistemi ne kadar iyi niyetli olursa olsun sonuç üretmekte zorlanır. Herkesin birbirine bıraktığı sorumluluk, sonunda çocuğun geleceğinde boşluk olarak geri döner.
Bir diğer kritik mesele ise kitap okuma kültürüdür. Okumayan bir nesil, sadece sınavlarda değil; hayatta da yönünü kaybetmeye mahkûmdur. Eğitim sistemi, sadece test çözmeye indirgenirse; düşünmeyen, sorgulamayan ve üretmeyen bireyler yetiştirmek kaçınılmaz olur.
Bu noktada, önceki Gümüşhane Valilerimizden Enver Salhoğlu’nun eğitime dair söylediği şu söz, tüm bu tabloyu tek cümlede özetlemektedir:
“Eğitimin çatısına bir çivi çakmayan, geleceğini rüzgâra kaptırır ES.”
Bu söz bir nasihat değil, doğrudan bir uyarıdır. Çünkü eğitim, lafla değil emekle kurulur. Planlanmayan her süreç dağılır, takip edilmeyen her iş savrulur. Bugün okullarda yapılan her ihmal, yarının toplumunda telafisi imkansız yaptırımlara davetiye çıkarma riskini artıracağı gerçeği unutulmamalıdır.
Eğitimde sorun arayanlar, çoğu zaman büyük kavramların arkasına sığınmaktadır. Oysa gerçek sorun; küçük detaylarda, basit ihmallerde ve sıradan görünen organizasyon eksikliklerinde gizlidir. Bir tören alanındaki düzensizlik bile, aslında yönetim anlayışının fotoğrafıdır.
Sonuç açıktır: Eğitim, günü kurtarma alanı değildir. Geleceği inşa etme sorumluluğudur. Bu sorumluluk hafife alındığında, bedelini sadece bugünün değil, yarının nesilleri öder.
Yusuf SADIK, Eğitimci, Yazar, Gazeteci, Emekli Milli Eğitim Müdürü