Gümüşhane
Açık
22°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,6744 %0.03
53,1810 %-0.32
6.107,89 % 1,60
TEMMUZ’ UN İKİ YÜZÜ

TEMMUZ’ UN İKİ YÜZÜ

YAYINLAMA:

Bir yanda valizler hazırlanıyor, öte yanda tarlalar…

Temmuz…

Yılın en sıcak aylarından biri…

Ama sadece havanın değil, hayatın da en hararetli dönemidir.

Çünkü aynı güneş, aynı gökyüzü altında iki farklı Türkiye yaşanır.

Bir tarafta valizler hazırlanır…

Otel rezervasyonları yapılır…

Deniz kıyıları, yaylalar ve tatil beldeleri hareketlenir.

Diğer tarafta ise sabah ezanıyla birlikte traktörler çalışır.

Tarlalar sürülür.

Hasat başlar.

Bahçelerde alın teri toprağa karışır.

İşte Temmuz'un iki yüzü budur.

Biri dinlenmenin…

Diğeri üretmenin…

Her ikisi de hayatın gerçeğidir.

Temmuz Geldi… Türkiye Tatile Çıkıyor

Hiç kimsenin dinlenmesine diyecek sözümüz yok.

Bir yıl boyunca çalışan insanın tatil yapması en tabi hakkıdır.

Çocukların denizi görmesi…

Ailelerin birkaç gün nefes alması…

Yaylalarda, sahillerde huzur bulması elbette güzeldir.

Hayat sadece çalışmaktan ibaret değildir.

Ancak hayat, sadece tatilden de ibaret değildir.

Çünkü bir ülke aynı anda hem dinlenmesini hem de üretmesini başarmak zorundadır.

Valizler Hazır… Ya Üretim?

Bugün köylü de plan yapıyor.

Ama onun hazırladığı valizde mayo yok…

Çapa var…

Orak var…

İlaç makinesi var…

Tohum var…

Gübre var…

Onun tatili değil, hasadı başlıyor.

Üretici, Temmuz'u takvim yaprağı olarak değil, alın terinin en yoğun mevsimi olarak görüyor.

Çünkü biliyor ki bu ay kaçarsa, bir yıl kaybedilecek.

 

Garson Aranıyor, Usta Aranıyor, Çırak Aranıyor

Bugün Gümüşhane'nin esnafıyla konuşun.

Lokantalar garson arıyor.

Oteller personel arıyor.

İnşaatlar usta arıyor.

Sanayi ara eleman arıyor.

Köylü tarlasında çalışacak genç arıyor.

Arıyor…

Ama bulamıyor.

Bu yalnızca Gümüşhane'nin meselesi değildir.

 Türkiye'nin dört bir yanında aynı cümle duyuluyor:

"Çalışacak insan bulamıyoruz."

Bu söz üzerinde uzun uzun düşünmek zorundayız.

 

Dünün Alamanyası, Bugünün Türkiye'si

1960'lı yıllarda Almanya'nın fabrikaları işçi arıyordu.

Türkiye'den binlerce insan gurbete gitti.

Madenlerde çalıştı.

Demir-çelik fabrikalarında çalıştı.

İnşaatlarda çalıştı.

En ağır işleri yaptı.

Çünkü Alman ekonomisi üretmeye devam etmek zorundaydı.

Bugün ise benzer bir tabloyu Türkiye yaşamaya başladı.

Tarımda…

İnşaatta…

Hayvancılıkta…

Sanayide…

Yabancı iş gücü giderek daha görünür hâle geliyor.

Bu insanlar çalışıyor; çünkü üretim beklemiyor.

Asıl soru şudur:

Biz kendi çocuklarımızı üretimin neresinde görmek istiyoruz?

 

Bir Bölüm Kapanınca Sadece Bir Kapı Kapanmıyor

Gümüşhane Endüstri Meslek Lisesinde, sanayinin en çok ihtiyaç duyduğu alanlardan biri olan metal bölümü kapandı. Yada kapattılar.

Belki bu haber birçok kişinin dikkatini çekmedi.

Oysa kapanan yalnızca bir bölüm değildir.

Bir usta adayının hayalidir.

Bir fabrikanın gelecekte bulamayacağı kalifiye elemandır.

Bir şehrin üretim gücüdür.

Kâğıt üzerindeki küçük bir karar, yıllar sonra büyük bir eksiklik olarak karşımıza çıkabilir.

 Dünün Endüstri Meslek lisesi Gümüşhane için sanayi fabrikası idi.  Kamyonuna yedek parça bulamayan soluğu Endüstri Meslek lisesinde yani Ömer TOPALOĞLU’nun müdürü. Niyazi Çolak’ın metal atölyesi, Rıza Koksal’ ın Ağaç işleri atelye şefi olduğu okulda alıyordu. Konik dişli mahruti ve aks onarımları bu okulda yapılırdı. (Metal bölümünü kapatanlara ithaf olunur.)

Temmuz’un Bize Sorduğu Soru

Temmuz bize sadece sıcaklığı getirmiyor.

Bir soru da soruyor:

Dinlenirken üretimi de ayakta tutabilecek miyiz?

Toprağı ekip biçecek eli…

Makineyi çalıştıracak ustayı…

Lokantada hizmet verecek garsonu…

Sanayide tezgâh başına geçecek çırağı…

Yetiştirebilecek miyiz?

Yoksa üretimin yükünü başkalarının omuzlarına bırakıp yalnızca seyreden bir toplum hâline mi geleceğiz?

İşte üzerinde durmamız gereken asıl mesele budur.

 

Son Söz Yerine

Temmuzun iki yüzü vardır.

Biri denize bakar…

Diğeri toprağa…

Biri dinlenmeyi anlatır…

Diğeri alın terini…

Gerçek kalkınma, bu iki yüzü birbirine düşman etmekte değil; ikisini birlikte yaşatabilmektedir.

Çünkü tatil bir ihtiyaçtır.

Ama üretim, bir milletin varlık sebebidir.

Ve unutmayalım:

"Üretimin çatısına bir çivi çakmayan millet, yarın başkalarının kapısını çalmak zorunda kalır."

Yusuf SADIK, Eğitimci, Yazar, Gazeteci, Emekli Milli Eğitim Müdürü

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız