Geçiş Ücreti mi, Borç Tuzağı mı ?
Her gün milyonlarca araç köprü ve otoyollardan geçiyor. Geçiş ücretini ödemek, elbette her sürücünün yasal sorumluluğu. Ancak bugün tartışılması gereken konu, ücretin varlığı değil; borcun tahsil edilme biçimidir.
Çünkü sorun, geçiş ücretinin alınması değil, vatandaşın çoğu zaman bu borçtan zamanında haberdar edilmemesidir. Günler, aylar, bazen yıllar geçiyor. Borç birikiyor. Vatandaş ise farkında olmadan günlük hayatına devam ediyor.
Sonra bir gün kapıya icra geliyor.
İşte o anda birkaç bin liralık geçiş ücreti; gecikme bedelleri, vekâlet ücretleri, icra harçları ve diğer yasal giderlerle birlikte katlanarak on binlerce liraya ulaşabiliyor. Toplu taşıma araçlarında durum çok daha vahim. Asıl borcun çok üzerinde bir yük ortaya çıkıyor. Hukuken her dosyanın koşulları farklı olsa da, vatandaşın karşılaştığı ağır mali tablo kamuoyunda ciddi bir adalet tartışması yaratıyor.
Burada cevap bekleyen soru şudur: Devletin veya kamu hizmeti yürüten kuruluşların amacı alacağını tahsil etmek midir, yoksa borcun büyümesini beklemek midir?
Teknolojinin bu kadar geliştiği bir çağda bunun makul bir açıklaması bulunmuyor. Plaka bilgisi mevcut, araç sahibi kayıtlı, iletişim altyapısı güçlü. Geçişten hemen sonra gönderilecek bir SMS, e-Devlet bildirimi veya mobil uygulama uyarısı sayesinde vatandaş borcunu günler içinde öğrenip ödeyebilir. Buna rağmen etkin bir bilgilendirme yapılmaması, borcun büyümesine ve sonunda icra süreciyle karşılaşılmasına neden olmaktadır.
Oysa hukuk devletinin temel ilkelerinden biri ölçülülük ilkesidir. Kamu gücü kullanılırken amaç ile kullanılan araç arasında makul bir denge bulunmalıdır. Diğer taraftan iyi yönetim ilkesi, idarenin vatandaşla açık, şeffaf ve zamanında iletişim kurmasını gerektirir. Bankalar birkaç liralık kredi kartı borcu için anında bildirim gönderirken, milyonlarca geçiş kaydının işlendiği sistemlerde vatandaşın borcundan haberdar edilmemesi haklı olarak eleştirilmektedir.
Hiç kimse 100 ya da 500 liralık bir geçiş ücretini bilerek ödememek için bekleyip, yıllar sonra katlanmış bir borçla karşılaşmayı tercih etmez. Sorun çoğu zaman ödeme iradesinin olmaması değil, borcun zamanında öğrenilememesidir.
Yapılması gereken aslında son derece basittir. Geçiş ücretleri sürücüye derhal bildirilmeli, makul bir ödeme süresi tanınmalı ve ancak bu süre içinde ödeme yapılmaması hâlinde yaptırımlar devreye girmelidir. Böyle bir sistem hem vatandaşı mağdur etmez hem de kamu alacağının daha hızlı ve daha düşük maliyetle tahsil edilmesini sağlar. Aynı zamanda icra dairelerinin iş yükünü azaltır ve vatandaş-devlet ilişkisini güçlendirir.
Hukuk devleti yalnızca alacağını tahsil eden devlet değildir; vatandaşını zamanında uyaran, yükümlülüğünü yerine getirmesi için makul fırsat tanıyan ve kamu gücünü adalet duygusunu zedelemeden kullanan devlettir.
Köprüden geçmenin bir bedeli vardır. Ancak asıl ağır bedel, çoğu zaman haber verilmeden büyüyen borçların icra dosyalarında ortaya çıkmasıdır. Hukukun amacı borcu büyütmek değil, adil ve makul bir şekilde tahsil etmektir.
Hukuk; devleti de, insanı da ve vatandaşın devlete duyduğu güveni de korunmalıdır…
03.07.2026 Av. Ali Haydar DERELİ