UNUTULMAYAN ACI
Gümüşhane Baro Başkanı Av. Ali Günday’ın, 32 yıl önce haince katli hem çok acı, hem de yanlış anlaşılmalarla doluydu. Bugüne kadar kamuoyuna tam anlatılmadığı için, köşe yazarı ve eski bir baro başkanı olarak, bu yazıyı kaleme almayı bir borç bildim.
1994 yılında kamuda maalesef türban yasağı uygulanıyordu. Rahmetli Ali Günday, buna rağmen baroya kayıtlı iki kadın meslektaşımızın türbanla duruşmalara girmesine göz yumuyordu. Bu durum, baroya kayıtlı başka bir avukat tarafından Türkiye Barolar Birliği’ne şikâyet edilince, birliğin tepkisi ağır oluyordu. Barolar Birliği Başkanı Av. Önder Sav imzasıyla Gümüşhane’deki tüm mahkemelere, türbanlı avukatların mahkeme kalemlerine ve duruşmalara alınmaması, kalemde işlemlerinin yapılmaması yazılıyordu.
Moğoltay döneminin adliyeleri, bu hukuka aykırı ihtara hemen uyuyordu.
Barolar Birliğinden gelen yoğun ihtarlar üzerine, iki bayan avukat hakkında Gümüşhane Barosu tarafından soruşturma açılmak zorunda kalınıyor ve avukatlar Baro Disiplin Kurulu’na sevk ediliyordu. Birliğe şikayet eden üye kurulda bulunduğu için, yedek üye kurula çağrılarak yapılan toplantı sonucunda, bayan avukatlar meslekten ihraç ediliyordu. Karar, Barolar Birliği ve Adalet Bakanlığında hızla onaylanıyordu.
Karar kamuoyunda büyük tepki uyandırıyordu. Gümüşhane Milletvekili Lütfi DOĞAN’ın bu konuda Adalet Bakanı hakkında verdiği soru önergesine, Moğoltay “benim haberim yok” gibi trajikomik bir cevap veriyordu.
Kararı veren kurulda olmamasına ve esasında ihracı istememesine rağmen, kararı veren Baronun Başkanı olması sebebiyle, rahmetli Günday bir kesim tarafından “din düşmanı” ilan edilerek sistematik biçimde hedef gösteriliyor ve tepkilerin ortasında kalıyordu.
Haince katlinden yalnızca bir hafta önce, 18 Temmuz’da rahmetli Günday ile bürosunda stajımla ilgili konuşmuştuk. Stajımı yanında yapmamı istemişti. İhraç edilen avukatlar nedeniyle üzüntü duyduğunu, ihraç olmalarını beklemediğini, ancak sevk işlemini yapmak zorunda kaldıklarını, karara fikren ve fiilen katılmasa da, başkan olarak kararı desteklemek zorunda kaldığını anlatmıştı. Kendisine defalarca tehdit telefonları geldiğini, “dinsiz” denilerek hakaret edildiğini, ailesiyle birlikte büyük sıkıntılar yaşadığını söylemişti.
Sonra da şu cümleyi kurmuştu:
“Çok şükür, artık bitti.”
Ne yazık ki bitmemişti.
Karar idari yargıya taşınıyor ve Trabzon İdare Mahkemesi “…avukatlık kanununda başörtüsüyle duruşmalara girmenin yasak olduğunu belirten bir hüküm olmadığı ve bayan avukatlar hakkında ilk kez disiplin işlemi yapıldığından uyarı cezası verilebileceği, ihraç kararının hukuka aykırı olduğu…” gerekçeleriyle yürütmenin durdurulmasına karar veriyordu. Tam da bu süreçte, 25 Temmuz 1995 Salı günü, sırf bu kararı veren baronun başkanı olduğu düşüncesiyle Av. Ali Günday, bürosunda hunharca katlediliyordu.
Masum bir insanın, sırf Baro Başkanı olması nedeniyle katli kamuoyunda bomba etkisi yaratıyordu. Bir kesim bu acı olayı bahane ederek dine ve dindarlara saldırırken, bir kesimde maalesef “iyi oldu” diyebiliyordu. Toplum adeta ikiye bölünmüştü.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 450. maddesi uyarınca; “…eylemin hem tasarlayarak adam öldürme hem de kamu görevlisini görevinden dolayı öldürme…” kapsamında değerlendirilmesi nedeniyle sanık hakkında idam cezası talep ediliyordu. Mahkemenin iyi hâl indirimi uygulaması kamu vicdanını derinden yaralıyor, Yargıtay da bu kararı onaylıyordu. Bu da dosyanın unutulmayan acılarından biri olarak hafızalara kazınıyordu.
Daha da acısı, katil ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olmasına rağmen yaklaşık altı buçuk yıl cezaevinde kaldıktan sonra, 4616 sayılı kamuoyunda “Rahşan Affı” olarak bilinen kanun kapsamında tahliye ediliyordu.
Rahmetli Ali Günday hakkında en üzücü hususlardan biri de, kamuoyunda dine karşı biri gibi gösterilmeye çalışılmasıydı. Oysa gerçek bunun tam tersiydi. Kendisini hem komşu köylüm hem de uzaktan akrabam olması sebebiyle yakından tanıyordum. Dinine, örfüne bağlı; cuma namazını kılan, ramazan orucunu tutan, milliyetçi ve muhafazakâr bir insandı. Türbana da karşı değildi. Nitekim ihraç edilen avukatlar, Barolar Birliği’ne yapılan şikâyete kadar, iki-üç yıl boyunca mesleklerini serbestçe icra etmişlerdi.
Ali Günday’ın haince katledilmesi, toplumu kutuplaştırmak isteyen çevrelerin adeta ekmeğine yağ sürüyordu. Türkiye’de türban yasağı daha da sert uygulanmaya başlanıyordu. İhraç edilen avukatların açtıkları ve ilk aşamada yürütmesini durdurdukları dava da sonuçta aleyhlerine neticeleniyordu. Güya din adına işlendiği iddia edilen bu cinayet; önce Ali Günday’a, sonra ailesine, sevenlerine ve nihayetinde toplumun tamamına ağır bedeller ödetiyordu.
Bugün Ali Günday’ı anarken yalnızca nasıl öldürüldüğünü değil, bu cinayetin bütün yönleriyle aydınlatılıp aydınlatılmadığını da sormak zorundayız.
Caninin, sadece gazete haberlerinden etkilenerek yüzlerce kilometre yol kat edip hiç tanımadığı bir baro başkanını öldürmeye karar verebileceğine inanmak mümkün değildir. Dönemin Gümüşhane Valisi Ayhan Çevik’de saldırganın yalnızca gazete haberlerinden etkilenerek böyle bir cinayet işlemesini mantıklı bulmadığını ifade etmiş, örgütsel bağlantı ihtimalinin araştırıldığını açıklamıştı.
Yargılama sonunda örgütsel yapı ya da azmettirme yönünden kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmedi. Hukuken elimizde bulunan gerçek budur. Fakat hukuken mahkûmiyet kararı bulunmaması, toplum vicdanındaki sonuçları değiştirmemiştir. Bu olaydan kimlerin kazançlı çıktığına bakmak gerek.
En büyük kaybı önce rahmetli başkan, ailesi, sevenleri ve önemli bir değerini kaybeden Gümüşhane yaşamıştı.
İhraç edilen avukatlar, kazanabilecekleri bir davayı kaybetmişlerdi.
Birbirine düşürülen toplum ve zayıflatılmak istenen devlet otoritesi kaybetmişti.
Sadece toplumu gererek kaostan beslenenler ve 28 Şubat sürecini hazırlayanlar kazanmıştı.
Av. Ali Günday, kasıtlı olarak hedef gösterilmişti.
Bir kısım basında bilinçlice kullanılan azmettirici ve kutuplaştırıcı dil, cinayetin oluşmasında ve toplumu germede etkili olmuştur.
Cinayetin arkasındaki bütün bağlantılar, ne yazık ki tam ortaya çıkarılamamıştır.
Ali Günday’ın aziz hatırasına olan borcumuz; kesinleşmiş gerçeklere sadık kalırken, bilinmeyenleri ortaya koymak ve cevapsız kalan soruların da peşini bırakmamaktır.
Çünkü bazen bir ülkenin vicdanı, kapanmış görünen dosyaların arasında saklıdır.
Günümüzde çok şükür ki türban yasağı yoktur.
Ancak fitne ve kaos isteyenler hala vardır.
Her zamankinden daha dikkatli olmalıyız.
Ali Günday unutulmayacak bir değerimizdi.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun…
27.07.2026 Av. Ali Haydar DERELİ