Zorbalığın Yaşı Olmaz: Yetişkinler Arasında Görünmeyen Şiddet
Çocukların zorbalık yaptığını sıkça konuşuyoruz. Peki ya yetişkinler? Zorbalık denildiğinde çoğumuzun aklına okul sıralarında birbirine kötü sözler söyleyen, arkadaşını dışlayan ya da fiziksel olarak zarar veren çocuklar gelir. Oysa zorbalığın yaşı yoktur. İnsan büyüdüğünde zorbalık sona ermez; yalnızca şekil değiştirir. Yetişkinler arasında yaşanan zorbalık çoğu zaman daha sessiz, daha örtülü ve fark edilmesi daha zor bir biçimde ortaya çıkar. Bir çalışma arkadaşının sürekli küçümsenmesi, toplantılarda sözünün kesilmesi, herkesin içinde aşağılanması, bilerek dışlanması, hakkında dedikodu yapılması veya yaptığı her işin değersiz gösterilmesi de bir zorbalık biçimidir.
Üstelik yetişkin zorbalığının en tehlikeli taraflarından biri, çoğu zaman "Şaka yaptım", "Yanlış anladın", "Eleştiriye açık olmalısın" ya da "Aramızda bir sorun var, o kadar" gibi ifadelerle normalleştirilmesidir.
Şaka ile zorbalık arasındaki çizgi nerede başlar? Bir davranışın şaka olarak adlandırılması, karşı tarafı incitmediği anlamına gelmez. İki insanın karşılıklı olarak güldüğü bir şaka ile sürekli aynı kişinin hedef haline getirilmesi arasında büyük bir fark vardır. Bir kişi sürekli olarak görünüşü, konuşması, yaptığı iş, ailesi, ekonomik durumu veya kişiliği üzerinden alay konusu ediliyorsa burada artık masum bir şakadan söz etmek güçleşir. Özellikle bu davranış kişinin kendisini değersiz, çaresiz veya yalnız hissetmesine neden oluyorsa durum daha ciddi bir boyut kazanır.
Bazen de zorbalık kelimelerle değil, sessizlikle yapılır. Bir kişiyi toplantılardan haberdar etmemek, önemli bilgilere ulaşmasını engellemek, grup içerisinde konuştuğunda görmezden gelmek, sosyal ortamlara bilinçli olarak dahil etmemek veya diğer insanlarla arasını bozacak söylentiler yaymak da yetişkinler arasında görülen zorbalık türlerindendir.
İş yerinde zorbalık: Görünmeyen ama ağır bir yük yetişkin zorbalığının en sık dikkat çektiği alanlardan biri çalışma hayatıdır. Bir çalışanın sürekli olarak herkesin içinde azarlanması, yaptığı işlerin küçümsenmesi, gerçekçi olmayan beklentiler altında tutulması, sürekli tehdit edilmesi veya diğer çalışanlardan bilinçli şekilde uzaklaştırılması kişinin çalışma hayatını ciddi biçimde etkileyebilir. İş yerine giderken sürekli kaygı yaşayan, toplantıda konuşmaktan çekinen, yaptığı her işte "Acaba yine eleştirilecek miyim?" diye düşünen bir çalışanın verimli ve huzurlu çalışmasını beklemek ne kadar gerçekçidir? İş yerinde güvenli çalışma ortamı yalnızca makine güvenliği, yangın tedbirleri veya fiziksel risklerden ibaret değildir. İnsanın psikolojik olarak kendisini güvende hissetmesi de çalışma ortamının önemli bir parçasıdır.
Sosyal medya zorbalığı daha da acımasız olabiliyor teknolojinin hayatımıza girmesiyle zorbalığın alanı da genişledi. Artık bir insanı yalnızca bulunduğu ortamda değil, sosyal medya üzerinden de hedef almak mümkün. Küçük düşürücü yorumlar, hakaret içeren mesajlar, kişinin izni olmadan fotoğraf veya bilgilerinin paylaşılması, hakkında asılsız içerikler oluşturulması ya da sürekli rahatsız edici mesajlar gönderilmesi dijital zorbalığın örnekleri arasında yer alıyor. Üstelik dijital ortamda yapılan bir davranışın etkisi, çoğu zaman yalnızca birkaç kişiyle sınırlı kalmıyor. Bir paylaşım saniyeler içerisinde yüzlerce, hatta binlerce kişiye ulaşabiliyor.
Peki neden zorbalık yapıyoruz? Bunun tek bir cevabı yok. Kimi zaman güç gösterme isteği, kimi zaman kıskançlık, rekabet, özgüven eksikliği veya karşı taraf üzerinde kontrol kurma arzusu zorbalığa neden olabiliyor. Bazı insanlar kendilerini güçlü gösterebilmek için başkasını küçültmeyi tercih ediyor.
Ancak sebebi ne olursa olsun sonuç değişmiyor: Bir insanı aşağılamak, tehdit etmek veya sürekli baskı altında tutmak kabul edilebilir bir davranış değildir. Bir anlaşmazlık yaşamak normaldir. Farklı düşünmek normaldir. Eleştirmek de doğru şekilde yapıldığında hayatın doğal bir parçasıdır. Fakat eleştiri ile hakaret, disiplin ile aşağılama, şaka ile küçük düşürme ve rekabet ile psikolojik baskı birbirinden ayrılmalıdır. Sessiz kalanlar da bu döngünün parçası olabilir. Belki de en önemli konu burada başlıyor. Bir kişinin sürekli olarak zorbalığa uğradığını gördüğümüzde ne yapıyoruz? Gülüp geçiyor muyuz?
"Aralarında bir mesele vardır." deyip uzak mı duruyoruz? Yoksa "Bu doğru değil." diyebiliyor muyuz? Zorbalık çoğu zaman yalnızca zorbalık yapan ve zorbalığa maruz kalan kişi arasında yaşanmaz. Çevrede bulunan insanların tavrı da büyük önem taşır. Zorbalığa gülmek, destek vermek veya sessiz kalmak, davranışın devam etmesine istemeden katkı sağlayabilir. Bazen bir kişinin yanında durmak, onu dinlemek veya yaşananların normal olmadığını söylemek bile önemli bir fark yaratabilir.
Yetişkin olmak, her davranışı olgunlaştırmıyor yaşımız büyüdükçe daha deneyimli, daha bilinçli ve daha anlayışlı olmamız beklenir. Fakat ne yazık ki yaş almak her zaman olgunlaşmak anlamına gelmiyor. Bazı insanlar çocukken yaptıkları zorbalığı yetişkin olduklarında farklı yöntemlerle sürdürüyor. Artık teneffüste arkadaşını dışlamak yerine iş arkadaşını toplantının dışında bırakıyor. Çocukken alay etmek yerine yetişkinlikte kişinin mesleki yeterliliğini küçümsüyor. Fiziksel olarak itmek yerine psikolojik baskı kuruyor.
Yani yöntem değişiyor, ancak verilen zarar aynı kalabiliyor. Bu nedenle zorbalıkla mücadele yalnızca okullarda başlatılacak bir çalışma olmamalıdır. Ailede, iş yerinde, sosyal çevrede ve toplumun her alanında saygılı iletişim kültürünün güçlendirilmesi gerekir. Çünkü herkesin hata yapma, farklı düşünme, kendisini ifade etme ve saygı görme hakkı vardır.
Güçlü olmak, başkasını ezmek değildir gerçek güç; bir başkasını susturmakta, küçük düşürmekte veya korkutmakta değil, farklılıklarla birlikte yaşayabilmektedir. Bir insanın makamı, yaşı, ekonomik durumu veya toplumdaki konumu ne olursa olsun, başka bir insanı değersiz hissettirme hakkı yoktur.
Belki de artık şu soruyu daha sık sormamız gerekiyor: "Bana bunu neden yaptı?" kadar, "Ben bunu başkasına yapıyor muyum?" Çünkü zorbalıkla mücadele yalnızca mağduru korumakla başlamaz. Bazen önce kendi davranışlarımıza bakmakla başlar.
Zorbalığın yaşı yoktur. Ama zorbalığa karşı durmanın da yaşı yoktur.