Gümüşhane
Parçalı az bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
48,2711 %0.05
55,9996 %0.10
6.887,38 %-0.31

BAZEN EN BÜYÜK GERÇEĞİ BİR KURŞUN KALEM SÖYLER

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Nuri Efendi için o gün her zamankinden daha hızlı ve telaşlı geçti. İşlerini çabucak yoluna koyup eve gitmek ve beklediği müjdeli haberi duymak için sabırsızlanıyordu. Kasap dükkânındaki ustaya bugün erken çıkacağını söyledikten sonra, işlerin aksamaması konusunda gerekli talimatları verdi. Ardından, kasayı ve günlük hasılatı kontrol ederek alışverişte kullanabilecek kadar bozuk parayı kasada bıraktı. Hasılatın bir kısmını hayır işleri için kullanmak üzere ceketinin iç cebine koyarak hızla Merkez Camii'ye doğru yürümeye başladı.
 

Nuri Efendi, Şiran Merkez Camii'nin arkasında yer alan ve döneminin en güzel mimari özelliklerini yansıtan, cumbalı evine doğru yürürken yüzünde telaş ve sevinç bir aradaydı. Etrafındakilere selam veriyor ve içinden “İnşallah beklediğim haberi alırım” diyerek dua ediyordu. Nisan ayının başlamasıyla birlikte yağan yağmurlar nedeniyle yamaçtan aşağı akan sel sularını ara sıra atlarken, yağmurun bereketinin tüm Şiran’a bolluk ve bereket getirmesini diliyor, en çok da kendi hanesine gelecek torun bereketi üzerinde düşünüyordu.
 

Bugün Nuri Efendi'yi heyecanlandıran şey, ikinci torununun dünyaya geleceği haberini bir an önce almak istemesiydi. Daha önce bir kız torunu olan Nuri Efendi, bu sefer erkek torun için dua ediyor, ama yine de “Çok hevesli olmayayım; belki kız olur” diye iç geçiriyor, ardından “Sağlıklı olsun da kız olsun, ama inşallah erkek olur” diyerek biraz bencil düşündüğüne gülüyordu. “Adını Nureddin koyacağım,” “Dinin nuru” anlamına gelen bu adın torununa çok yakışacağını hayal ediyordu. “Önce kulağına ezan okurum, sonra üç defa “senin adın Nureddin olsun” derim diye kendince plan yaptı. Kız torunum olursa onun adını ise ninesi Nuriye Hanım koyar, diye düşünüyordu çünkü kendisi bu konularda daha isabetli isimler seçiyordu.
 

Nuri Efendi, Nuriye Hanım’la evliliğinden beri isimlerinin tesadüf olmadığını ve bunun "Allah'ın bir lütfu" olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden torununa Nureddin adını vermeyi çok istiyordu. Beklediği an çok yakındı; artık güzel bir haber mesafesindeydi. Camiden evin yokuşuna doğru yürümeye başladığında evdeki hareketlilik dikkatini çekti. İçindeki heyecan artarken alacağı haber karşısında nasıl bir tepki vereceğini bilemiyordu.
 

Evdeki kalabalığın içindeki genç kızlar onu fark etti ve müjdeyi ilk veren olmak için biri hızla yanına geldi:
 

- Nuri Amca, gözün aydın! Bir torunun oldu, dedi.
 

Bu tam beklediği haber değildi. Boğazı kurumuş, içi daralmışken bir diğeri gözleri parlayarak ekledi:
 

- Nuri Amca, bir oğlan torunun oldu.
 

O anda  Nuri Efendi'nin içinde büyük bir volkan patladı adeta; göğsü sevinçten ateşler içinde kaldı, nefes alış verişleri sıklaştı ve heyecandan ne diyeceğini unuttu. Kızlara teşekkür bile edemeden hızla eve varmak istedi. Eve ulaştığında ağlayan bebeğin sesine yönelerek sessizce olup biteni anlamaya çalıştı. Bebeği kucağına verdiklerinde önceden hazırladığı gibi kulağına ezan okuyarak üç kez “Senin adın Nureddin olsun” dedi. Ardından Nuriye Hanım’a dönerek:
 

- Hanım, babasına hemen haber gönderelim, dedi.
 

Nuriye Hanım:
 

- Bey, sen bir telgraf çek; oğlan da duysun, ona askerde moral olur.
 

( Nuri Efendi'nin oğlu Seyfettin, öğretmen okulunu bitirdikten sonra Şiran'daki Kırıntı ve Sarıca köylerinde bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra,askerliğini yapmak üzere İstanbul Selimiye Kışlasındaki birliğine teslim olmuştu.)
 

Nureddin dünyaya geldiğinde tarihler 9 Nisan 1952’ yi gösteriyordu.Aynı günlerde Türkiye’nin birleşmiş milletler kararı gereği Kore’ye asker göndermesi sırasında asker sevkiyatında ölen askerlerin olduğu haberi Şiran’a ulaşmış,bu askerlerden birisinin Nuri efendinin oğlu “Seyfettin Kılıç” olduğu ağızdan ağıza dolaşmaya başlamıştı. Halktan bilenler olmasına rağmen haber Nuri efendiye verilmemiş, Nuri efendi torun heyecanını yaşarken, komşular akın, akın Nuri efendilerin evine gelmeye başlamıştı.Taziye için eve gelenler dedenin torun sevinci yaşadığını ve oğlunun şehadetinden haberdar olmadığını görüp geri dönüyorlar, Nuri Efendinin sevincini paylaşmada çekingen davranıyorlardı. Bu durum Nuri efendinin dikkatini çekmiş Nuriye hanıma,
 

“Hanım, bu kadar insan gelip gitti. Torunumuzu duymuşlar, sağ olsunlar ama bir gariplik var sanki gelenlerin yüzü pek gülmüyor;yüzümüze bakıp öylece çekip gidiyorlar,” dedi. Nuriye Hanım ise “Bey, erkek torun istediğini çok belli ettin galiba, ondan olabilir” diye cevap verdi. Sonunda oğlunun şehadetinden haberdar edilen Nuri Efendi, ziyaretçilerin asıl amacını anladı. Ne yazık ki torununun doğduğu gün oğlu Seyfettin'in şehit düştüğü haberini aldı.
 

Trabzon'da şehitler mezarlığına defnedilen Seyfettin'den sonra Nurettin ve ablası Neşe dedelerinin yanında büyüdüler. Dedeleri, kasap ve lokanta sahibi saygın bir esnaftı ve yardımseverliğiyle tanınırdı. Onlara anne-baba sevgisi eksikliği hissettirmeden büyüten Nuriye Hanım ise Osmanlı hanımefendisi zarafetindeydi.
 

Nurettin büyümüş ilk okula başlamış; babasının öğretmen arkadaşlarından olan Elvan Arslan’ın sınıfında ilk okul birinci sınıfta okumaktaydı.Bir gün teneffüste çocukları seyre dalan Elvan hoca, bir kenarda üzgün üzgün duran Nureddin’i fark etti.Onu yanına çağırarak moral vermek için bir kurşun kalem hediye ettikten sonra iç çekerek;
 

-Ahh ahh baban hayatta olsaydı şimdi böyle olmazdı,” dedi.
 

Beyninde şimşekler çakan Nureddin “benim babam hayatta, bu hoca niye böyle söyledi,” diyerek o gün okul çıkışını zor bekledi. Koşarak gidip Nuri efendiye  olanları anlatınca ;Nuri efendi:
 

-Evlat , demek ki gerçeği söylemenin zamanı geldi, diyerek olanları küçük Nureddin ve ablasına anlattı.
 

1959 yılında gerçekleri öğrenen Nureddin ve ablası için hayat neredeyse sıfırdan başlamış, şehit babasının manevi varlığı ile yeniden kendilerine bir kimlik ve kişilik kazanmıştılar. Onlar artık Nuri efendinin değil şehit Seyfettin Kılıç’ın çocuklarıydı. Duyguları karmakarışık olmuş, baba ve anne dediği dedesine ve ninesine nasıl hitap edeceklerini bir türlü kestiremiyorlardı. Bu karışık duygularla boğuşurken annesinin kendilerini küçük yaşta terk ettiğini öğrenince hepten yıkıldılar. Bir kurşun kalemin söylettiği acı gerçeğin devamında bekleyen hayatın asıl gerçekleri ile yüzleştikçe zorlanıyorlar, bundan sonrasının nasıl olacağı sorusunu çözemiyorlardı.
 

Şimdilik onları teselli eden tek şey, dedesi ve babaannesinin vefalı, cefakar tavırları ile kale gibi arkalarında oluşlarıydı. Onların varlığı büyük güvenceydi; maddi sıkıntıları yada bir eksiklikleri yoktu yok olmasına ama asıl anne ve baba sevgisinin eksik olduğunu fark etmeye başlamışlardı. Kendilerini bir şehit babanın çocukları olarak görmeye başladılar ve babalarının manevi şemsiyesine sığınarak bu duygu kaosundan kurtulmaya çalıştılar. Dedesi ve ninesinin kendileri için yaptıkları fedakarlığın büyüklüğüne hayran kalırken, kendilerini küçük yaşta terk eden annesinden hiç bahis açmadılar. Onların dünyası artık dünyanın en iyi dedesi ve ninesi olan Nuri Efendi - Nuriye hanım ve Şehit babaları Seyfettin Kılıçtan ibaretti. Fakat kaderin yazgısı küçük  Nureddin ve ablasını birkez daha sarsmış,1968 yılında  dedesi Nuri Efendiyi kaybetmiştiler. Böylece bütün yük omuzlarında kalan  Ninesi, Nureddin ve ablasını alarak Trabzon’daki şehit mezarlığına götürüp babalarının mezarını gösterdi. Mezar taşındaki “Şehit Er Seyfettin Kılıç” yazısı onların beynine kazındı. Ömürleri boyu bu yazının manevi gölgesini hep hissettiler. Yetişkin olduktan sonra düzenli olarak mezarı ziyaret ediyor, mezar taşını okşuyor etrafı temizliyor ve babaları ile iletişim kurmaya çalışıyorlardı. Bir mezar ziyareti sırasında yandaki şehit mezarın başındaki bir yakını ile aralarında şu diyalog geçti:
 

-Buraya geldiğimde sizi çok görüyorum ,bu mezardaki şehit sizin neyiniz olur?
 

-Nureddin: Babam olur.
 

- Tahmin etmiştim, bu yandaki mezarda benim kardeşimin mezarı, sizin babanızla aynı gün şehit oldular, ben babanızın defin işlemi sırasında üzerine toprak attım. Allah rahmet eylesin.
 

-Nureddin: Allah sizden razı olsun, sizin de cümle geçmişlerinize rahmet olsun…
 

…….
 

Not: geçmiş yıllarda  Siran’da kaymakamlık yapan  Yalova Valisi  sosyal medyadan öğrendiği bu olay üzerine Nureddin Kılıç’ı arayarak “devlet olarak yapacakları bir şeyin olup olmadığını ,elinden geleni yapacağı" konusunu iletince; Nureddin Kılıç cevaben:
 

Allah bana şehit bir babanın oğlu olma şerefini verdi,devletimiz sağ olsun şehitliği mükemmel bir şekilde yapmış,düzenlemiş ben devletten daha ne isteyebilirim.Sağ olun sayın valim….
 


 

Cümle şehitlerimizin ruhu şad olsun…

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız