OKULLARDA GÜVENLİK ÇEMBER YETMEZ, EĞİTİM ÇEMBERİ ŞART..
“Çocuğu kapıda değil, hayatın içinde korumalıyız”
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında meydana gelen silahlı saldırıda 11 öğrencimizin yaralanması, hepimizi bir kez daha derinden düşündürmelidir. Olayda iki öğrencinin ağır yaralandığı açıklanmış, soruşturma kapsamında çok yönlü inceleme başlatılmıştır.
Öncelikle yaralanan evlatlarımıza acil şifalar diliyorum.
Fakat şimdi kendimize şu soruyu sormanın zamanıdır:
Biz çocuklarımızı yalnızca okul kapısında mı koruyacağız, yoksa onları şiddete sürükleyen alışkanlıklarla da mücadele edecek miyiz?
Elbette okul çevresinde güvenlik tedbirleri artırılmalıdır. Güvenlik görevlisi, kamera, okul çevresinin denetimi ve gerektiğinde kolluk desteği önemlidir. Ancak bunlar, olay gerçekleştikten sonra alınabilecek tedbirlerin bir bölümüdür.
Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta başka:
Çocuklarımızın dünyasını nasıl dolduruyoruz?
Daha bebeklik çağında, anne-babanın çocuğuyla konuşması, oyun oynaması, ona masal anlatması, birlikte zaman geçirmesi yerine eline bir telefon tutuşturuluyorsa; çocuk zamanla insan ilişkilerinden kopup ekranın dünyasına teslim olabiliyor.
Yaz tatillerinde çocukların elindeki oyuncak tabancalarla, kılıçlarla ve benzeri oyuncaklarla arkadaşlarıyla köşe kapmaca, saklambaç, top oyunları oynaması başka; günün büyük bölümünü silahlı çatışmayı taklit eden oyunlarla geçirmesi başkadır.
Okul çağında ise bazı çocuklarımızın mahallelerin sakin köşelerinde saatlerce telefon ekranlarına gömülmesi, şiddet içeren veya yaşlarına uygun olmayan içeriklerle karşılaşması, üzerinde ayrıca düşünmemiz gereken bir meseledir.
Burada suçlayacağımız ilk kişi çocuk değildir.
Çocuk, kendisine sunulan dünyayı öğrenir.
Onun dünyasını aile, okul, arkadaş çevresi, medya, internet ve toplum birlikte şekillendirir.
Peki okulun görevi ne?
Ben eğitim yöneticiliği yapmış bir eğitimci olarak şunu açıkça ifade etmek isterim:
Çocuğu yalnızca ders kitaplarına mahkûm ederek iyi insan yetiştiremeyiz.
Bir zamanlar okullarımızda müzik, spor, tiyatro, gezi, izcilik, sosyal ve kültürel çalışmalar vardı. Çocuklar yeteneklerini keşfediyor, birlikte üretmeyi, kaybetmeyi, kazanmayı, paylaşmayı ve kurala uymayı öğreniyordu.
Bugün bu alanların eğitim hayatındaki ağırlığını yeniden düşünmek zorundayız.
Çünkü spor yapan çocuk enerjisini disipline eder.
Müzikle uğraşan çocuk duygusunu ifade etmeyi öğrenir.
Tiyatro yapan çocuk başkasının yerine kendisini koymayı öğrenir.
Bir geziye katılan çocuk dünyasını genişletir.
Bir sosyal sorumluluk çalışmasına katılan çocuk “ben” yerine “biz” diyebilmeyi öğrenir.
İşte bunlar güvenlik tedbirlerinin görünmeyen ama en güçlü tamamlayıcılarıdır.
Çocuğa “yetinmeyi” de öğretmeliyiz
Kanaatimce eğitim sistemimizde üzerinde daha fazla durulması gereken kavramlardan biri de yetinme ve ölçülülük eğitimidir.
Her istediğine hemen ulaşan, her boşluğunu telefonla dolduran, kaybetmeye tahammül edemeyen, beklemeyi öğrenemeyen ve sürekli daha fazlasını isteyen çocuk; hayatın gerçekleriyle karşılaştığında zorlanabilir.
Çocuğa yalnızca matematik, Türkçe ve fen öğretmek yetmez.
Sabretmeyi, beklemeyi, kaybetmeyi, yeniden başlamayı, başkasının hakkına saygı göstermeyi ve öfkesini kontrol etmeyi de öğretmeliyiz.
Bunlar da eğitimin kendisidir. Bir başka konu da okul disiplininin bütünlüğüdür
Kıyafet meselesine de yeniden bakmalıyız.
Kıyafet serbestliği tek başına şiddetin sebebidir demek doğru olmaz. Fakat okul kültüründe ortaklık, aidiyet ve disiplin duygusunun nasıl oluşturulacağı üzerinde yeniden düşünmek gerekir. Öğrenciler için rol- model olan öğretmenler moderin ve ciddi kıyafetlerle huzurda bulunmaları konusu yeniden değerlendirilmelidir.
Öğretmenin görev alanındaki görünümü, öğrencinin okul kültürü ve kurumsal aidiyet birbirinden tamamen bağımsız düşünülemez. Tüm eğtimciler ve eğitim yöneticleri resmi görevinin gerektrdiği davranışlarını görev dışında dahi sergilemeleri bütünlüğü sağlanmalıdır.”Eğer mensubu olduğu toplumun muhterem unsuru olmalarını istiyorsalar”..
Bazı kurumlarda olduğu gibi, öğretmenlerimiz için de tek tip zorunluluğu getirmeden, mesleğin vakarını ve eğitim kurumunun ciddiyetini yansıtan belirli bir medeni kıyafet disiplini uygulaması düşünülmelidir.
Çünkü disiplin, yalnızca ceza değildir Disiplin, düzenli yaşam alışkanlığıdır.
Bu vesile ile Milli Eğitim Bakanımız Sayın Prof.Dr. Yusuf TEKİN’e arz etmek isteriz ki:
mesele yalnız güvenlik meselesi değildir.
Turgutlu’daki olay bize bir alarm vermiştir.
Bu alarmı yalnızca okul kapısına daha fazla güvenlik görevlisi koyarak susturamayız.
Çocuğun eline silah ulaşmasını önlemek elbette şarttır.
Ama aynı zamanda çocuğun zihninde şiddetin bir oyun, öfkenin bir güç gösterisi, telefonun ise hayatın merkezine dönüşmesini de sorgulamalıyız.
Bugün okulun çevresini koruyalım.
Yarın okulun içindeki çocuğun dünyasını koruyalım.
Bunun yolu da aileyi eğitimin içine daha fazla katmaktan, okullardaki rehberlik çalışmalarını güçlendirmekten, sporun, müziğin, tiyatronun ve sosyal faaliyetlerin önünü açmaktan; çocuklara sabır, sorumluluk, paylaşma, ölçülülük ve yetinme duygusunu kazandırmaktan geçmektedir.
Ben 41 yılını eğitim hizmetine vermiş bir eğitim yöneticisi olarak söylüyorum:
Çocuğu yalnızca tehlikeden uzaklaştırmak yetmez. Onu tehlikeye götüren alışkanlıklardan da uzaklaştırmak gerekir.
Okulu güvenlik çemberine alalım.
Ama daha önemlisi;
Çocuğun hayatını sevgi, sorumluluk, sanat, spor, dayanışma ve eğitim çemberiyle kuşatalım.
Çünkü güvenli okul, yalnızca kapısında güvenlik görevlisi bulunan okul değildir.
Güvenli okul; öğrencisinin eline silah yerine kitap, telefon yerine gerektiğinde arkadaşlık, öfke yerine sanat, şiddet yerine spor ve yalnızlık yerine aidiyet koyabilen okuldur.
Benim önerim budur.
Yusuf SADIK, Eğitimci, Yazar, Gazeteci, Emekli Millî Eğitim Müdürü