SAYGISIZLIKLA HAK ARAMAYI KARIŞTIRMAYALIM
Çocuk yetiştirirken en sık duyduğumuz beklentilerden biri şudur: “Çocuğum bana saygı duysun.”
Peki biz çocuğumuza saygıyı nasıl öğretiyoruz?
Çünkü çocuklar, söylediklerimizden çok davranışlarımızı öğreniyor. Onlardan beklediğimiz iletişim biçimini önce bizim sergilememiz gerekiyor. Doğru model olmak, çocukla kurulan iletişimin en güçlü anahtarı.
Günümüzde özellikle hak aramak ile saygısızlık arasındaki sınırın zaman zaman birbirine karıştırıldığını görüyoruz. Oysa çocuğun itiraz etmesi, düşüncesini söylemesi, “hayır” demesi veya kendisine yapılan bir davranıştan rahatsızlığını dile getirmesi her zaman saygısızlık değildir.
Çocuğun kendisini ifade etmesi bir haktır.
Ancak hak aramak, karşısındakinin sınırlarını ihlal etme hakkı vermez. Öfke, hakaret, küçümseme, tehdit ve kırıcı bir üslup; çocuğun haklı olduğu bir konuda bile kabul edilmemesi gereken davranışlardır.
Burada ebeveynin görevi, çocuğun sesini kısmak değil; sesini nasıl kullanacağını öğretmektir.
Çocuğun ne söylediği kadar, nasıl söylediğine de dikkat etmek gerekir. Önce çocuğun anlatmak istediğini dinlemek, ardından davranışın doğru ve yanlış taraflarını birbirinden ayırmak sağlıklı iletişimin temelidir.
Çocuğun kişiliğini değil, davranışını değerlendirmek gerekir. “Sen saygısızsın” demek yerine, “Bu davranışın doğru değil” diyebilmek çocuğun kendisini değersiz hissetmeden hatasını fark etmesini sağlar.
Ebeveynin yapması gereken bir diğer önemli şey ise çocuğun haklı olduğu noktayı kabul etmekten çekinmemektir.
Çocuk her konuda haksız değildir. Bazen gerçekten yetişkinin gözünden kaçan bir noktayı fark eder. Çocuğun haklı olduğu bir konuda bunu kabul etmek, ebeveynin otoritesini azaltmaz. Tam tersine, çocuğa adalet ve dürüstlük konusunda güçlü bir model sunar.
Aynı zamanda sınırlar da net olmalıdır.
Çocuğun duygularını kabul etmek, her davranışını kabul etmek anlamına gelmez.
Öfkelenebilirsin ama hakaret edemezsin.
İtiraz edebilirsin ama karşındaki kişiyi küçümseyemezsin.
Sınır koyabilirsin ama başkasının sınırını ihlal edemezsin.
Çocuğun öğrenmesi gereken temel ayrım budur.
Ve bütün bunların başında ebeveynin kendi davranışı gelir.
Çocuğuna sakin konuşmayı öğretmek isteyen bir yetişkin, kendi öfkesini yönetmeyi öğrenmelidir. Saygı bekleyen ebeveyn, çocuğuna saygıyla yaklaşmalıdır. Hatasını kabul eden bir yetişkin, çocuğuna özür dilemeyi öğretir. Dinleyen bir ebeveyn, çocuğuna dinlemeyi öğretir.
Çünkü bir çocuğa nasıl davranması gerektiğini anlatmanın en etkili yolu, ona bunu kendi davranışlarımızla göstermektir.
Çocuklarımızın her itirazını “saygısızlık” olarak görmek de doğru değildir, her davranışını “kendini ifade ediyor” diyerek kabul etmek de…
Asıl mesele, çocuğun haklı olduğu yeri görebilmek ve yanlış olan davranışına sınır koyabilmektir.
Çocuğa hakkını aramayı öğretirken başkasının hakkına saygı göstermeyi; kendisini savunurken karşısındakini incitmemeyi; sınır koyarken başkasının sınırlarına da dikkat etmeyi öğretmek gerekir.
Çünkü sağlıklı iletişim, çocuğun her söylediğini kabul etmek değil; onu dinlerken doğruyu ve yanlışı birlikte gösterebilmektir.
Çocuğa saygıyı öğretmenin en güçlü yolu, ona saygıyla davranmaktır.
Çünkü çocuk, en çok gördüğünü öğrenir.