BORSADA FON KRİZİ
Borsada yaşanan son gelişmeler, sermaye gündemini oldukça etkilemiş durumda. Üstelik bu durum birkaç fonun tasfiyesi veya bazı hisselerde yaşanan sert düşüşlerden ibaret olmayıp, ortada yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren ciddi bir sermaye piyasası sorunu var.
Sermaye Piyasası Kurulu’nun 23 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre, 17 Eylül tarihli Kurul kararlarıyla 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verildi. Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarına göre bu fonlarda 455.758 tekil yatırımcı bulunuyor.
Bu rakam, meselenin sıradan bir borsa dalgalanması olarak görülmesini engelliyor.
Elbette borsa yatırımcısı risk alır. Kazanç ihtimali olduğu gibi zarar ihtimali de vardır. Ancak yatırım riski ile piyasanın sağlıklı işlememesi, yanıltıcı işlemler veya denetim zaafları birbirinden farklıdır.
Hukuki tartışma tam da burada başlıyor.
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, piyasa dolandırıcılığı niteliğindeki fiilleri ayrıca düzenliyor. Fiyatları yapay şekilde etkileyen işlemler, gerçeğe aykırı veya yanıltıcı bilgiler ve yatırımcı kararlarını etkilemeye yönelik manipülatif faaliyetler, somut olayın özelliklerine göre cezai sorumluluk doğurabilir.
Ancak bunun için iddia değil, delil gerekir.
Fonların hangi hisselerde ne zaman pozisyon aldığı, bu hisselerin gerçek likiditesi, emirlerin hangi hesaplardan geldiği, hesaplar arasındaki bağlantılar, fon yöneticileri ile ilgili şirket veya kişiler arasındaki ilişkiler ve işlemlerden kimin ne şekilde menfaat sağladığı ortaya konulmalıdır.
Daha da önemlisi, fonların sahip olduğu varlıkların hangi yöntemle değerlendirildiği ve yatırımcıya açıklanan değerlerin ekonomik gerçeklikle ne ölçüde örtüştüğü araştırılmalıdır.
Çünkü bir fonun kâğıt üzerinde yüksek bir değere sahip görünmesi ile o değerin piyasada gerçekten karşılığının bulunması aynı şey değildir.
Nitekim SPK’nın 18 Eylül 2026 tarihli açıklaması, 2025 yılının son çeyreğinde özellikle bazı serbest yatırım ve para piyasası fonlarının, fiili dolaşımı düşük paylarda şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini ortaya koyuyor. SPK ayrıca ilişkili taraflar arasındaki teminatsız borçlanmalar ve olağandışı fiyat hareketlerinin sistemik risk oluşturabileceğini belirtiyor.
Burada artık sadece yatırımcıların uğradığı zarar değil, denetim mekanizmasının ne zaman ve nasıl çalıştığı da tartışılmalıdır.
Fakat burada meseleyi yalnızca “Devlet bizi korumadı.” kolaycılığına indirgemek de doğru değildir.
Çünkü ekonomik hayatın değişmeyen bir gerçeği vardır:
“Olağanüstü kazanç vaadi, olağanüstü risk ihtimalini beraberinde getirir.”
Bir yatırım aracının, piyasanın olağan şartlarının çok üzerinde kazanç sağladığını hiç sorgulamadan, yalnızca geçmiş getirisine bakarak servetini teslim eden kişinin de kendi ekonomik kararının sorumluluğunu bütünüyle başkasına yüklemesi düşünülemez.
Yatırımcının kendi tercihlerinden doğan risk başka, piyasadaki hukuka aykırı işlemler ve denetim zaafları başkadır.
O halde mesele yalnızca “kim suçlu?” sorusuna indirgenmemelidir.
Öncelikle sistemde neyin yanlış gittiği ortaya çıkarılmalıdır.
Risk neden oluştu?
Denetim hangi aşamada devreye girdi?
Mevcut kurallar neden yeterli olmadı?
Ve yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren bu büyüklükteki risk neden daha önce etkili biçimde önlenemedi?
Bunlar aynı zamanda siyasi ve idari sorumluluğun sorularıdır.
Devletin görevi sermaye piyasasının dürüst, şeffaf ve güvenilir biçimde işlemesini sağlamaktır.
Bu nedenle yapılması gereken, genel açıklamalarla yetinmekten ziyade; bütün sürecin şeffaf biçimde ortaya konulmasıdır.
Hukuka aykırı işlem varsa sorumluları belirlenmeli, yatırımcıların zararına neden olan fiiller varsa bunların hukuki karşılığı ortaya çıkarılmalı, denetim zincirinde ihmal veya gecikme bulunuyorsa bunun da hesabı verilmelidir.
Çünkü burada 131 fon ve 455.758 yatırımcı var. Bu, birkaç yatırımcının zarar ettiği sıradan bir piyasa hareketinden çok daha büyüktür.
Borsada para kaybedilebilir.
Fakat yatırımcı, parasından önce sisteme olan güvenini kaybederse, o kaybın telafisi çok daha zordur.
Bu nedenle durum çok ciddi ve önemlidir.
Türk Yargısı son zamanlarda Yazıcıoğlu, Kozinoğlu, Gülistan Doku gibi üzeri sorularla örtülmüş dosyaları açarak gerçekleri günyüzüne çıkarmaya çalışmaktadır.
Bu dosya da en az onlar kadar önemlidir.
Yatırımcıya güven sağlanmalıdır.
Ucu nereye giderse gitsin…
28.09.2026 Av. Ali Haydar DERELİ