Ayağında cızlavut yırtık pırtık üzeri,
Besbelli yazan kalem böyle yazmış kaderi.
Sırtında kırık sepet alnında helal teri,
İşte ben o adamın o babanın oğluyum.
İsmail HAYAL
Küçücük bir şehrin evlatlarıyız hepimiz. Mesire’de az yukarıdan baktığınızda tamamını görebileceğiniz bir şehirde dünyaya geldik hepimiz. Kimimiz doğuştan şanslı Harşit Çayı kenarından bir konakta, pek çoğumuz ise benim gibi altı üstü toprak bir evde açtı gözlerini dünyaya.
Bu elbette bizim kaderimiz ve bizlerin kaderi değiştirmeye ne gücü ne de salahiyeti var. Yazılanlar başa gelecek ve siz bu şehrin en zenginin evladı olarak dünyaya merhaba derken, ben ise bu şehrin en uzak ve en mahrum bir köyünde bir tandırın başında 6 yaşında iken menenjit hastalığı yüzünden sağır ve dilsiz kalan bir anneden dünyaya gelebilirim.
Bir kere isyan etmek şöyle dursun işitme ve konuşma engelli el kapılarında temizlikçi olan annemle ve Trabzon’da sepet hamallığı ile bizlere helal lokma yediren babam Hoca Ahmet’in oğlu olarak her daim gurur duydum.
Sene 1985. Trabzon Endüstri Meslek Lisesi’nde okurken bir akşam dört arkadaşla Meydana geldiğimizde önüm sıra sırtında sepeti içinde kocaman etlerle babamın iki büklüm lokantaya doğru gittiğini gördüm. Asla utanmadım ve yanımdaki arkadaşlarıma babamı göstererek;
“İşte bu benim babam. Yardım edin de sırtındaki sepeti indirip benim sırtıma yükleyin” dedim.
Ve onların da yardımı ile sepeti yüklenerek Volkan Zehir’in lokantasına doğru gitmeye başladım. Arkamda kalan babamın cebinden çıkardığı mendiliyle ak sakallarına sicim misali akan gözyaşlarını sildiğini fark ettim.
Akşam evde bana;
“Ne yaptın oğul. Arkadaşların yarın seninle dalga geçerler” dediğinde bütün yüreğimle;
“İsterse bütün Trabzon benimle dalga geçsin. Sen yıllardır bu sepetin altında bizleri helal lokma ile besledin, büyüttün. Ben bir kere yüküne omuz verdim. Ben sana kurban olurum babam” diyerek boynuna sarılıverdim. Babam bu sefer;
“Rabbim seni hayatta asla bunaltmasın yavrum” dedi.
Bu alnımıza yazılan kaderimiz ve bizler bununla imtihan ediliyoruz vesselam. Ben Atatürk’ün Maliye Bakanı Hasan Fehmi Ataç’ın da torunu olabilirdim ama Rabbim beni Demirören Köyü’nden Molla Bilal’in oğlu Hamal Hoca Ahmet’in oğlu olarak yaratıverdi.
Evet, değerli dostlar. Hepimiz annemizden doğduğunda çırılçıplak idik. Ve emir vaki olduğunda yine çırılçıplak varacağız Rabbimizin huzuruna.
O halde bizlere emanet verilen bu yalan âlemde evler, arsalar, arabalar, takılar, makamlar ile şöhretlerin hangisi bizimle gelecek öteler âlemine. Bir kirli çorabı dahi mezara yanımızda götüremeyeceğimize göre nedir bu dünya için koşuşturmaca? Nedir bu debdebe? Nedir bu hırs? Ve son olarak sorarım önce kendi nefsime ve sonra da sizlere;
Ahirettekilerin pişman oldukları şeyler için dünyada neden bizler birbirimizi parçalıyoruz?