Rivayet edilir ki eski zamanlarda bir ülkede sıradan biri öldüğünde çan bir kez, soylu biri öldüğünde iki, kralın ailesinden biri öldüğünde üç, kral öldüğünde ise dört kez çalarmış.
Bir gün, mahkemenin toplum vicdanını yaralayan bir karar vermesinin ardından çan beş kez çalmış. Halk bunun sebebini sorunca çanı çalan kişi şöyle cevap vermiş:
“Kraldan daha büyük bir şey öldü: Adalet!”
Bu kıssa, bir toplumun karşılaşabileceği en büyük tehlikelerden birini anlatır: Haksızlığın sıradanlaşması ve sorumluların hesap vermekten kurtulması.
Hukuk düzeninin gücü, yalnızca suç işleyenlerin cezalandırılmasıyla değil, yetki sahibi olanların da denetlenebilmesiyle ölçülür. Kamu kaynaklarını kullananlar hesap verebiliyor, yanlış yapanlar makamına ve yakınlıklarına bakılmaksızın sorgulanabiliyorsa devlete güven güçlenir. Aksi hâlde kanunlar yürürlükte kalsa bile adalet duygusu yara alır.
Son günlerde sermaye piyasalarında gündeme gelen fon soruşturmaları, denetim mekanizmalarının önemini bir kez daha ortaya koydu. Yatırımcıların birikimlerini korumakla görevli kurumlar varken, şüpheli işlemlerin nasıl bu boyutlara ulaşabildiği sorgulanıyor. Denetim mekanizmaları zamanında ve etkili biçimde çalışsaydı bu kayıpların ne kadarı önlenebilirdi? Bu sorunun cevabı, yalnızca soruşturmanın değil, ekonomik sisteme duyulan güvenin geleceği açısından da önem taşıyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in 21 Ekim tarihli açıklamasına göre, fon soruşturmalarında 404 kişi hakkında adli işlem yapılmış, 88 kişi tutuklanmıştı. Son operasyonlarla birlikte tutuklu sayısının 120’ye yükseldiği bildirildi. Bu rakamlar, soruşturmanın ulaştığı boyutu gösteriyor. Ancak kamuoyu açısından önemli olan yalnızca kaç kişinin tutuklandığı değil, iddiaların bütün yönleriyle aydınlatılması ve varsa sorumluların hukuk çerçevesinde hesap vermesidir.
Üstelik denetim, usulsüzlük ortaya çıktıktan sonra müdahale etmekten ibaret değildir. Asıl başarı, hak kayıplarını önleyecek tedbirleri zamanında almaktır. İhalelerden yatırımlara, belediye harcamalarından kamu kurumlarının kararlarına kadar her alanda şeffaflık sağlanmalıdır. Açıklanan projeler ve ayrılan bütçeler kadar, bunların sonuçları da sorgulanmalıdır. Milletin parasını kullananlar, hesabını da millete vermelidir.
Kamu görevi ayrıcalık değil, sorumluluktur. Eleştiriyi susturmak, yanlışları görmezden gelmek ve yalnızca alkış duymak isteyen yönetimler zamanla gerçeklerden uzaklaşır. Denetim ise yönetimi zayıflatmaz; aksine kurumlara duyulan güveni güçlendirir.
Elbette hesap sormak, siyasi hesaplaşmanın aracına dönüştürülmemelidir. Aynı hukuk kuralları herkese eşit uygulanmalı; kişilere, partilere ve makamlara göre farklı ölçüler kullanılmamalıdır. Çünkü adalet, yalnızca suçlunun cezalandırılması değil, herkesin hukuk karşısında eşit olduğuna inanmasıdır.
Antik Yunan şairi Solon’a atfedilen tarihi bir söz vardır. “Adaletin öldüğü bir ülkede kanunlar örümcek ağı gibidir: Küçük sinekleri yakalar, büyük sinekler ise bu ağı delip geçerler.”
Sineğin küçüğü de büyüğü de mide bulandırır. Devletimizinden beklentimiz; milletin emeğine ve alın terine üşüşen her türlü sineğin, adaletin çelik ağına yakalanmasıdır.
Adaletin yaşadığını göstermek için…
26.10.2026 Av. Ali Haydar DERELİ