Bir millet düşünün… Umudunu küllerinden doğuran, yokluk içinde var olmayı başaran, karanlığın en koyu anında elinde bağımsızlık meşalesiyle yürüyen bir millet. İşte Cumhuriyet, o yürüyüşün en güzel adı; bir milletin yeniden doğuşunun, başını dik tutuşunun, özgürlüğe duyduğu sonsuz sevdanın adıdır.
29 Ekim, yalnızca bir bayram değildir. O gün, bir milletin “Ben varım!” diye haykırdığı gündür. Bir annenin evladını bağımsız bir vatanda büyütme hayali, bir çocuğun gözlerindeki aydınlık, bir askerin son nefesinde bile vazgeçmediği vatan sevdasıdır Cumhuriyet.
Ve o sevdanın mimarı, fikirleriyle hâlâ yolumuzu aydınlatan Mustafa Kemal Atatürk’tür. O, bize yalnızca bir yönetim biçimi değil; düşünmeyi, sorgulamayı, eşitliği ve en önemlisi, kendi geleceğimize sahip çıkmayı emanet etmiştir.
Cumhuriyet, bir çocuğun korkmadan hayal kurabilmesidir. Bir kadının özgürce yürüyebilmesi, bir gencin geleceğe umutla bakabilmesidir. Cumhuriyet, aynı bayrağın altında, aynı gökyüzüne bakarak “Biz bir milletiz!” diyebilmektir.
Bugün gökyüzünde al bayrağımız dalgalanıyorsa, okullarımızda çocuk sesleri yankılanıyorsa, yarınlara dair hâlâ umut taşıyorsak bu, geçmişte karanlığa boyun eğmeyenlerin sayesindedir.
Unutmayalım ki Cumhuriyet, yalnızca geçmişten kalan bir miras değil, geleceğe karşı taşıdığımız bir sorumluluktur. Onu korumak, sevmek ve yaşatmak hepimizin yüreğinde başlayan bir görevdir.
Çünkü Cumhuriyet, bir milletin kalbinde attıkça yaşayacaktır.
Ve biz, her 29 Ekim’de yalnızca bir bayramı kutlamayacağız; bağımsızlığımızı, özgürlüğümüzü ve bu topraklar uğruna verilen bütün emekleri yeniden hatırlayacağız.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu vatanı bize emanet eden tüm kahramanlarımızı minnetle, saygıyla ve sonsuz bir sevgiyle anıyorum.
Yaşasın Cumhuriyet!
Çünkü Cumhuriyet, bu milletin en güzel hikâyesi ve hiç bitmemesi gereken en büyük sevdasıdır.
NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!!!