Şah İsmail’in;
“Bir derdim var bin derde değişmem” diye bir sözü vardır. Bende de bir dert var o da malumunuz bu şehrin yüreğimize adeta mıh gibi çakılan sevdasından başka bir şey değil.
Her ne kadar en uzak dağ köyünün en harabe altı üstü toprak tek gözlü evinde tandırın kenarında hasırlar üstünde dili tutulmuş, kulağı duymayan bir anneden dünyaya merhaba desem de ne beni doğuran anamdan, ne doğduğum köyden, ne de ait olduğum bu şehirden asla utanmadım, sıkılmadım.
Zira ben her şeyin Rabbim’in alnımıza kader diye çizdiği o derin yazgıya iman edenlerdenim. Bilemiyorum kaç sene yaşarım, yaşayamam bu benim imtihanımdır şüphesiz.
Doğduk, emekledik, süründük, bir kenara tutunduk, ayaklandık, yürüdük, koştuk, düştük, tekrar kalktık, okuduk, yazdık, güldük, ağladık, hastalandık, iyileştik, iyileşemedik ve nihayetinde öldük. Bu ortalama 70 yıl içinde her kulun yaşadığı seyir defteri.
Evet, bir derdim var. Belki de bin derdim var. Ama ben öylesi dertler gördüm ki inanın derdime imrendim. Bu derdi, dertleri verene asla şikayet etmedim. Her dertte, her hastalıkta, her düştüğümde aklıma Hz. Eyüp (AS) geldi. Yarasında gezen kurtları düştüğü yerden alarak tekrar yarasının üstüne koyarak sabretmeyi bilen Hz. Eyüp (AS) dertleri yanında benim ki de ne oluyor ki.
Evet, derdim var. Dilerseniz madde madde sizlere yazayım. Okuyun ve bu derdime ortak olup olmayacağınıza sizler karar verin. Bunu yazının yayınlandığı web sitesinde yorum kısmına yazarsanız sevinirim.
Birinci derdim. Asıl anayasamız, yaşam rehberimiz, uygulayacağımız reçetemiz Kuran’ı Kerim’i okumuyoruz, okuyoruz belki ama manasını bilmiyoruz, bilmek de istemiyoruz.
İkinci derdim. Soyunmayı medeniyet zanneden genç kızlarımızın kendilerini teşhir etmeleri, toplumu ahlaki erozyona sürüklemeleri ve özenti yaşamaları karşısında elimizden aileler, öğretmenler ve diğer merciler olarak hiçbir şey yapamamamız.
Üçüncü derdim. Eğitim ve öğretim yuvası olması gereken okullarımızda öğrencilere yeterince eğitimin verilemeyişi, çocuklarımızın şiddete, akran zorbalığına ve hatta cinayete varan şizofren marazlara yakalanmış olmaları.
Dördüncü derdim. Toplumsal çöküşümüz. Ki artık ne apartmanlarda, ne caddede ne de başka mekânlarda selamdan, tebessümden, hoşgörüden, toleranstan, yardımseverlikten gitgide uzaklaşmamız.
Beşinci derdim. Küçük dağları ben yarattım kibri. Kaba yerimiz koltuğa değmeye görsün kendimizi kral yerine koyuyoruz. Makamı, mevkii kendi aile ve şahsi çıkarlarımızın lehine kullanıyoruz.
Altıncı derdim. Masa, kasa ve nisa imtihanında maalesef sınavı geçemeyişimiz.
Ne çok derdimiz var değil mi? Ne dersiniz?
Bu dertleri artırarak yazabilirim. Zira sizler de bu dertleri en iyi bilenlerdensiniz. Peki, nedir çözüm önerileri. Tek bir cevap verecek olursak eğitim, eğitim ve yine eğitim diyebilirim.