Gümüşhane
Hafif kar yağışlı
-0°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
50,1575 %0.20
55,9367 %-0.62
6.556,39 %-0.60
ATATÜRK ÖLMEDİ; KALBİMİZDE YAŞIYOR,

ATATÜRK ÖLMEDİ; KALBİMİZDE YAŞIYOR,

“UYGARLIK YARIŞINDA ÖNÜMÜZDE KOŞUYOR”

10 Kasım, bir ölümün yıldönümü değil; bir milletin kendisine emanet edilen büyük sorumluluğu yeniden hatırlama günüdür.

Atatürk, 10 Kasım 1938'de gözlerini hayata yumdu ama düşünceleriyle, eserleriyle, bağımsızlık tutkusuyla ve aydınlanma ülküsüyle yaşamaya devam etti. Çünkü bazı insanlar toprağa verilir; fikirleri ise toprağın altına girmez. Milletinin yüreğinde kök salar, nesilden nesile aktarılarak devam ettirilir..

Ben, Atatürk'ün hayata veda ettiği 1938 yılında dünyaya geldim. Bu yıl 88 yaşındayım. Bir başka ifadeyle, Atatürk'ün en büyük eserim dediği Cumhuriyet' evladıyım...

O, Cumhuriyet'i kurdu; biz o emaneti devraldık. O, bağımsız bir devletin temellerini attı; biz o temeller üzerinde yetiştik, okuduk, öğretmen olduk, yöneticilik yaptık, eserler verdik.

Bir İstiklâl Savaşı gazisinin evladı olarak Atatürk'ü ve Cumhuriyet'i yalnızca tarih kitaplarından öğrenmedim. Babam Ahmet Sadık'ın şahsında, bağımsızlığın hangi bedeller ödenerek kazanıldığını ailemin hafızasında ki silinmeyen izlerinden öğrendim.

Çocukluğumdan beri Atatürk'ü anma törenlerine katılırım. İlkokul yıllarımda yapılan 10 Kasım törenleri hâlâ hafızamdadır..

Saygı duruşuna geçerdik. Bazen üç dakikaya yakın süren o sessizlikte bazı arkadaşlarımızın olumsuz halleri sonradan sorgulanmalarına neden olurdu.

Bugün o günleri hatırladığımda tebessüm ediyorum. Çocuk aklıyla o uzun sessizliğin anlamını belki bugünkü kadar kavrayamıyorduk. Ama zamanla anladık ki o sessizlik, yalnızca bir insanın ardından tutulan yas değil, bir milletin kendisine bırakılan emaneti düşünme fırsatıdır.

1988 yılında, rahmetli Turgut Özal döneminde 10 Kasım'daki resmî yas uygulamasının kaldırılmasıyla anma anlayışında da önemli bir değişim yaşandı. Benim bu konudaki düşüncem şudur: Atatürk'ü yalnızca yas tutarak değil, eserlerini, hedeflerini ve Cumhuriyet'i ne ölçüde yaşattığımızı sorgulayarak anmalıyız.

10 Kasım, biraz da kendimizle hesaplaşma günüdür.

Oniki yıl sonra Yüzyıl olacak ömrümde nice insan, nice yönetici, nice siyasi anlayış gördüm. Ama şunu daha iyi anladım: Bir milletin büyüklüğü yalnızca sahip olduğu topraklarla, ordularla ve ekonomik imkânlarla ölçülmüyor. Asıl büyüklük, zor zamanlarda kendi kaderine sahip çıkabilen insan yetiştirmesi ile oluyor.. Yaşadığı Yüzyıla Damgasını vuran Mustafa Kemal ‘ler gibi.

İşte Mustafa Kemal'in Türk milletine bıraktığı en büyük miras budur.

Bir milletin yeniden doğuşu

Bir zamanlar bu milletin bağımsızlığına göz dikenler, Anadolu'yu paylaşabileceklerini sandılar. Oysa karşılarında yalnızca bir komutan değil, tarih sahnesine yeniden çıkmaya hazırlanan bir millet vardı.

Mustafa Kemal, o milletin içindeki bağımsızlık ateşini yaktı. Milletin iradesini bir araya getirdi. Zaferi, bir kişinin değil, bir milletin eseri hâline getirdi.

Atatürk'e atfedilen şu söz, onun millet iradesine verdiği önemi çok güzel anlatır:

Millet haykırıyordu “Bizi siz kurtardınız”! diye. O ise: “Ben size ne yaptım ki? Siz kendi kendinizi kurtardınız. Ben ise sizden biri olarak bir araya gelmenizi sağladım."

Bu sözün özü, liderliğin gerçek anlamıdır. Milletin yerine geçmek değil, milletin kendi gücünü ortaya çıkarmasına öncülük etmektir.

Bir gün, Kendisine: Dünyanın karşısına dikilmiş bu Milletin (Türk Milleti) bu savaşı nasıl kazanacağı sorulur? Cephelerin derinliği, düşmanın gücü ve mücadelenin zorluğu dile getirilir.

Mustafa Kemal’in cevabı şöyledir: (İzmir-Bitlis hattını kastederek) Derinliği bin kilometreyi bulan bir cephede savaşarak, zafer kazanmış bir ordunun dünya tarihinde görülmediğini ifade eder.. Ardından, Milletin toparlanacağını, düşmanın bu topraklardan atılacağını belirtir.

Ve tarih, Türk milletinin iradesiyle bu mücadelenin nasıl sonuçlandığını gösterir.

30 Ağustos 1922'de Büyük Taarruz zaferle sonuçlanır. 09 Eylül'de İzmir kurtuluşa kavuşur. Anadolu'nun bağımsızlığına uzanan yol açılır.

Yüzlerce Mustafa Kemal çıkaracak millet!

Savaş sonrası. “Eğer siz olmasaydınız? Sorusu da cevapsız kalmadı. Türk milleti sıkıştığında, bağımsızlığı tehlikeye düştüğünde yüzlerce Mustafa Kemali bağrından çıkaracak büyük bir Millettir. Ben olmasa idim benim yerimi içinizden birisi mutlaka alacaktı”. Demişti.

Bu zafer benim için yalnızca tarih kitaplarında okunan bir olay değildir.

Benim babam Ahmet Sadık, İstiklâl Savaşı gazisidir. O da bu bağımsızlık mücadelesinin adsız kahramanlarından biridir. Babamın askerlik hatıralarında yer alan anlatıma göre, Dumlupınar'a ulaşamadan, 09 Eylül 1922 günü yarı yoldan geri dönmüşlerdir.

Bugün ben, o gazinin evladı olarak bu satırları yazıyorum. Babamın ve silah arkadaşlarının yürüdüğü yollar, bizim bugün özgürce yaşadığımız vatanın yollarıdır.

Allah bütün şehitlerimizin ve gazilerimizin yattığı yeri nur, makamını âli eylesin.

Atatürk'ü anmak mı, anlamak mı?

Şimdi kendimize soralım:Atatürk'ü anmak, yılda bir gün saat dokuzu beş geçe saygı duruşunda bulunmak mıdır? Yoksa onun aklını, bilimini, çağdaşlaşma ülküsünü ve bağımsızlık anlayışını hayatımıza taşımak mıdır?

Elbette ikincisi!

Atatürk'ü sevmek, onun resmini duvara asmakla sınırlı kalmamalı.. Onun gibi düşünmeye çalışmak, sorgulamak, aklı kullanmak, bilimin ışığında yürümek ve hiçbir gücün karşısında millet iradesini küçültmemektir. Çünkü Atatürk'ün gösterdiği hedef, yalnızca bağımsız bir devlet kurmak değildi. Türk milletini çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkarmaktı.

Bugün de uygarlık yarışında önümüzde koşan, bize yol gösteren onun düşünceleridir.

Bir ülkenin geleceği, çocuklarına ne kadar büyük binalar bıraktığıyla değil, ne kadar büyük düşünceler kazandırdığıyla belirlenir. Ezberleyen değil düşünen, sorgulamaktan korkmayan, aklını kullanan, bilimden güç alan nesiller yetiştirmek zorundayız.

Atatürk'ün bize bıraktığı Cumhuriyet, bu anlayışın en büyük güvencesidir.

88 yıllık ömrümün muhasebesi

Ben 88 yaşındayım. Atatürk'ün hayata veda ettiği yıl doğdum. Onun kurduğu Cumhuriyet'in içinde büyüdüm. Eğitiminden geçtim, öğretmen oldum, yöneticilik yaptım. Bir ömür boyunca Cumhuriyet'in kurumlarında hizmet ettim.

Şimdi geriye dönüp baktığımda, çocukluğumdaki o uzun saygı duruşlarından bugünkü düşüncelerime uzanan bir hayat görüyorum.

O günler bize Atatürk'ü anmayı öğretti. Bugün ise bize düşen, Atatürk'ü anlamak ve onun hedeflerine ne kadar yaklaştığımızı sorgulamaktır.

Çocuklarımıza yalnızca Atatürk'ün kim olduğunu değil, neden büyük olduğunu da anlatalım. Onlara boyun eğen değil sorgulayan, başkasının aklıyla değil kendi aklıyla yol alan, ülkesine ve insanlığa değer katan bireyler olmayı öğretelim.

Çünkü Atatürk'ü yaşatmanın yolu, onun bıraktığı Cumhuriyet'i yaşatmak ve yüceltmektir.

Atatürk ölmedi; kalbimizde yaşıyor. Düşüncelerimizde yaşıyor. Bağımsızlık irademizde yaşıyor. Uygarlık yarışında hâlâ önümüzde koşuyor.

Ruhun şad olsun Büyük Atatürk!

Sana, silah arkadaşlarına, şehitlerimize ve gazilerimize minnettarız.

Yaşa, var ol Mustafa Kemal Paşa!

Yusuf SADIK

Eğitimci, Yazar, Gazeteci

Emekli Millî Eğitim Müdürü

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız