ATATÜRK VE TAM BAĞIMISIZLIĞA ADANMIŞ BİR ÖMÜR

Adına zaman deyin, vakit deyin, ömür deyin ne derseniz deyin…

Tıpkı Porsuk ya da Harşit çayının üzerine düşen solgun yapraklar misali...
Doludizgin akıp gidiyor işte!

Rahmetli babaannem: “Bir ikindi gölgesi ömür dediğin oğul, derdi; gece olur duramazsın, güneş vurur kalamazsın. Görüp göreceğimiz sade bir ikindilik, kısa bir dinlencelik...”

Öyle işte hayat…

Takvim yaprakları 14 Nisan 2020’yi gösterdiğinde hakka vuslat ederek ayrıldı aramızdan kıymetli hocam. Sevenlerinin gönlüne kor ateşi yakarak.

Aradan günler/aylar geçse de anladım ki acılar hep aynı. Değişmiyor dostlar.

Bu vatana, bu toprağa ve bu coğrafyaya olan bağını ülkemizin kurucu değerlerine hele de Atatürk’e olan sevgisini düşündükçe bazen göz kapaklarımda titreyip duran gözyaşlarımın akmasına engel olamıyorum.

Elde değil…

Fikri ve gönül dünyamın şekillenmesinde milli ve manevi zihnimin gelişip güçlenmesinde o’nun ayak izleri var….

Güneş gibi bedenimi, içimi ısıtan bir isimdi; Prof. Dr. Haydar Baş.

Benim olduğu kadar O'nu yakından tanıyanların üşüyen yüreği, içten ve samimi nefesiyle ısınırdı.

Sesinde, soluğunda, gözlerinin ışıltısında, bayat ve pörsük hayatı canlandıran ve güzelleştiren sihirli bir güç saklıydı.

Ne yazık ki yok aramızda artık… Arıyoruz…

Şimdi hakka vuslatının 1.yıl dönümünde o’nu özlemle anarken zihni bir yolculuğa çıkıyorum Eskişehir’de…

Ziyaretine her gittiğimizde üzüm asmasının altında, dingin, hoş bir barış havasıyla yüklü olurdu. Hep çözüm odaklı proje eksenli konuşmaları karanlık dünyamızı aydınlatan güneşti.

Ülkemizin dört bir yanından uzak diyarlardan gelen yol yorgunu ve sevda yüklü gönül erlerinin huzur bulduğu sakin limandı bizler için.

Aynı dalgalı denizlerde gemilerin sığındığı liman gibi.

Görüş ve düşünceleri umut oluyordu çorak yüreklerimize. 74 yıllık ömrüne altmıştan fazla kitap sığdıran, meşale gibi önümüzü aydınlatan bir ilim adamıydı aynı zamanda.

"Evladım insan her yerde yaşar, lakin ölmek için vatan lazım!" sözünü diline pelesenk etmiş, her birimize vatan/bayrak/millet sevgisini nakşetmiş bir gönül ustasıydı Prof. Dr. Haydar Baş.

Terzi gibi kendi hayat kumaşından kırpıp bizim kumaşımıza eklediği anları anlatmaya kelime bulamıyorum.

Bir insan düşünün ki ömrü, Türk Milleti'nin ezeli ve ebedi düşmanlarıyla mücadele içinde geçti.

Bu fani dünyadan, yüce Türk Milletinin gönlüne sağlam tohumlar atarak ve de yazılı kaynakları miras bırakarak göçtü ki ileriki zamanda kıymeti ve değeri daha iyi anlaşılacak.

Bunu yaşayarak göreceğiz. Yazın bir kenara!

Hakkında asılsız iftiralar, perdeleme, yok saymalar, Fetöcü’lerin ezeli düşmanı olarak görüp yaptığı çirkin saldırılar bile onu yolundan bir milim çeviremedi.

Fetöcüler ki çoğu kimsenin toz kondurmadığı “hoca efendi” deyip yere göğe sığdıramadıkları yıllarda, o salya sümüklü, hoca kılıklı Fetö liderinin gerçek yüzünü ortaya koyduğu konuşmaları arşivlerde duruyor.

Feraseti ve cesur yüreği her türlü saldırıyı bertaraf etmesine yetti.

Çünkü hem hak hem de halk katında haklıydı!

Gittiği yol, Ehl-i Beyt'in, Hünkâr Hacı Bektaşi Veli'nin ve Atatürk'ün yoluydu…Demem o ki, referans noktaları sağlam ve de sarsılmazdı.

Bu çağda sıkça gördüğümüz "Her dönemin adamı değil, her dönem adam oldu. Dün dediğini bugün unutan asla olmadı!" Şahitleri tanıktır ki yıllar önce teklif edilen tüm dünyalık makamları elinin tersiyle itti.

Ölçüsü net, istikameti cetvel gibi düzgündü.

Ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'le ilgili ezber bozan "Hoş Geldin Atatürk" eseriyle yaptığı hizmet apayrı bir yazı konusu…

Türk milletini gerçek Atatürk'le tanıştırması bir devrimdir bana göre.

Bulunduğum bir ortamda şu sözleri hep kulağımdadır: “Evladım Atatürk düşmanlığının kaynağı İngiliz ve Yunan istihbaratıdır. Bize Atatürk'ü hep kasıtlı olarak yanlış tanıttılar. Biz bunu yıkıyoruz. Ama gerçeği bu millet bilmiyor. Yazdığım eseri iyi okuyun. Orada tüm bilgi ve belgeler mevcut. Atatürk, Ehl-i Beyt soyundandır. Hafız-ı kelamdır. Bunu unutmayın. Atatürk bu milletin birleştirici harcıdır. Bunları her yerde anlatın"

Bu sözler Atatürk düşmanlarını üzse de yanlış algıları düzelten, gizleneni ortaya çıkaran gerçek Ata’mıza yönelik önemli tespitlerdi.

Özlüyoruz…

Konuşurken, gözlerindeki şükran duygusuyla gönlünden kopan sözcükler yüreğimizi sıcak bir okşayış gibiydi.

Modern çağın değirmen gibi öğüttüğü değerlerimizi bize hatırlatan Anadolu topraklarının yetiştirdiği bir alperendi…

Ha şunu da söyleyelim… Cumhuriyet değerleri ile dini değerleri sentezleyen, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihsel önemini, teorik ve pratik önderliğini her ortamda ortaya koyan aynı zamanda araştırmacı bilim adamıydı.

Örneğin "Atatürk vatandır. Atatürk ruhunu kaybedersek vatanı kaybederiz" sözüyle geleceğe ışık gönüllere taht kuran liderdi.

Dini kendi emellerine alet edip sömürü haline getiren Emevi zihniyetli virüslü beyinlerin sevmediği Ehl-i Beyt aşığı bir gönül insanıydı.

Sözünü daldan budaktan esirgemeyen, gerekirse tüm otoriteleri karşısına almak pahasına Hz. Ali efendimizi, kerbela şehitlerini, Atatürk’ümüzü her ortamda ölesiye savunmuştur. Bu zamanda doğruları söylemek cesaret ister.

Yazacak çok şey var…

Yazımızı şu cümlelerle tamamlayalım. Dini kullanarak siyaset yapmak yerine projeleriyle, yazdığı Milli Ekonomi Modeliyle, düşünceleriyle insanlara yol göstermeye çalışmış ve bu sistemi miras bırakarak göçmüştür ebedi aleme…

Öyle vefa ehliydi ki Atatürk’ün kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığının yapmadığını yaptı bu alemde. Her diyanetin yapmadığını kendisi ve partisi yapmaktadır. Her yıl kasım aylarında, Meltem TV’de, Ata’mızın ve tüm şehitlerimizin ruhu için Trabzon'da şehitlik camisinde yatsı namazından sonra mevlit okuturdu…

Bir yıl önce bu mevsimde aramızdan ayrılan kıymetli hocamı rahmetle minnetle ve o’nu özlemle anıyoruz…

Ruhun şad mekânın cennet her birisinin hayatını yazdığın Ehl-i Beyt yoldaşın olsun hocam…

YORUM EKLE