Düşler Diyarı; Krom Vadisi

Yaz mevsiminin gelmesiyle eşsiz bir çehreye bürünen Krom Vadisi, eski uygarlıklardan kalan izler taşıyan köprüleri, evleri, kiliseleri, mükemmel coğrafyasındaki yürüyüş parkurları, yaylaları, köyleri, mağaraları, gizemli kaleleri ve oksijen yüklü bir havası ile bu masalsı vadi gezginlerine olağanüstü güzellikte manzara sunuyor.

Gümüşhane’de doğal güzelliklerin ahengine şahit olacaksınız. Sarp kayalıklı engebeli arazinin geçiş noktaları ile kesiştiği bu coğrafya keşfedilmeyi bekliyor olacaktır. Keşfederken hayran kalacağınız isimle belirlediğimiz yerleri gitmeden önce kısa araştırmalar yaparak ne kadar haklı olduğumu göreceksiniz. Rotanız sizi Gümüşhane’ye çektiyse anılara iz bırakacak fotoğraflar ile geleceğe ve zihninizin en derinine kazınacak güzelliklere tanık olacaksınız.

Hem tarih hem doğa anlamında ilgi çekici bir coğrafya Krom Vadisi, Gümüşhane-Torul Karayolunun 11. kilometresinden sağa dönerek, Karaca Mağarası sapağından yaklaşık 20 kilometre yol almak gerekiyor. Vadinin kuzey ucunda Gümüşhane’nin ve Türkiye’nin en yoğun damlataşı örneklerinin sergilendiği Karaca mağarası bulunmaktadır. Gümüşhane’de turizmi yönlendiren en önemli alternatif kaynağı oluşturduğu gibi sağlık turizmi açısından son derece önemli olan Karaca Mağarası doğal turistik kaynakların en önemlilerindendir. Karaca Mağarasının devamında ise Limni Gölü Tabiat Parkı yer almaktadır. 

Gümüşhane’nin Yaylalarında Gökyüzüne Dokunun;

Denizden 2 bin 24 metre yükseklikte bulunan Limni Gölü Tabiat Parkı tarihin her döneminde önemli bir geçit olan Zigana dağı eteklerinde yer alan ve "Zigana'nın nazar boncuğu" ve ormanın içerisinde temiz havası, sıra dışı coğrafyası ile kuş sesleri arasında "Huzur veren mekan" olarak konuklarını ağırlıyor. Limni Gölü Tabiat Parkından yaklaşık 5 kilometre sonra ise bir yanıyla Gümüşhane’ye diğer yanıyla Trabzon’a seslenen Zigana Dağları yer almaktadır. 40 bin metrekareye yayılan turizm alanında tarih ve tabiat güzelliklerini saklar. Ancak gezilerek anlaşılabilecek manastırlar, tabiat harikası göller, köyler, ormanlar, tertemiz dereler bu gizemli zirvenin içerisinde yer alır. Tabiatın tüm renkleri sevdasını kadim çağlardan bu yana Zigana’da anlatır. Yaz kışa, yeşil beyaza, beyaz maviye ve nihayet tabiat, kulaklara sevda sözlerini burada fısıldar.

800 yıllık yayla geleneğine sahip bu Zigana’da damak tadına hitap eden yüzlerce yemek çeşidi ve yöresel şenlikler ziyaretçileri beklemektedir. Bu anlamda zirveleri Gümüşhane sınırları içerisinde kalan Zigana, yörenin kültürel mirasını da üstlenmiştir. Gümüşhane ve Trabzon illeri arasında uzanan Zigana’da hâkim renkler yazın yeşil, kışın beyazdır. Her iki mevsimde de geleneksel ve yöresel şenlikler yapılır. Şenliklere katılanlar bir yandan eğlenirken diğer yandan İran’dan Karadeniz’e uzanan tarihi İpek Yolu’nun mistik havasını teneffüs eder. Bu atmosferi dik yamaçlara yaslanmış şirin köyler tamamlar.

İnançlar Vadisi;

Krom Vadisi, uzun bir kanyonda, zaman zaman kayaların üzerine yapılmış kilise ve şapelleriyle ilginç bir görüntü oluşturuyor.19.yüzyıldan kalma kaya kiliselerinin bulunduğu esrarengiz vadinin içi akarsuların yardığı yan derelerle bezeli. İnsanların ve atların rahatlıkla geçebildiği patika yollar, yürüyüş tutkunları ve fotoğrafçılar için mükemmel birer parkur özelliği taşıyor. Yaklaşık 20 kilometrelik Karaca Mağarası-İmera Manastırı patika yolu üzerinde, bölgenin en güzel vadilerini görme fırsatı bulabilirsiniz.

Bölgede gezilip görülecek yer bol, yeter ki siz vakit ayırın ve enerjinize güvenin. Başka mı? Karaca Mağarası sapağından sonraki kavşak noktası sizi sola Cebeli (Harava) köyü Meryemana Manastırı’na yönlendirecek. Yol üzerinde Çengelli ve Kuşçu kiliselerini görebilirsiniz. Manastır ziyareti sonrası tekrar ana yola dönerek Cehennem Vadisi girişine erişeceksiniz. 

Doğulu İsa’yı başka bir yerde görmeniz zor!

Vadiler kenti Gümüşhane’de soldaki vadide  Atalar Köyü, eski adı Zimera,köyün merkezi dışında dört mahallesi var. Bunlardan biri merkezin doğusunda kalan Aydınlar Mahallesi, buranın eski adı Muzena, dağın yamacında yeşillikler içinde beş altı hane muhteşem bir manzara eşliğinde dinginlik hissi kaplıyor insanı. Beşik çatısı örtüsüyle beraber sağlam bir şekilde günümüze ulaşmış, mimari özellikleri 19.yüzyılı gösteriyor.Yapının açık kapısından içeri girdiğinizde freksler karşılıyor sizi.Bunlardan biri İsa betimlemesi, giysisinden oturuşuna kadar Doğulu bir İsa size bakmakta.Yakın coğrafyada eşine benzerine rastlanmayan bir betimleme… Fresklerin hala belirgin biçimde günümüze ulaştığı Aydınlar (Muzaras) Kilisesi Gümüşhan’'nin en turistik mekânlarından biri olan Karaca Mağarasına çok yakın. Hem tarih hem doğa anlamında ilgi çekici bir vadi görmek gerek.

Derin bir koridorda uzanan Cehennem Vadisi, kayalıklarla çevrili sarp vadiler, çıplak yüksek tepeler ve yöreyi yansıtan otantik köyler arasında sıra dışı bir yolculuk.  İlk sapakta görsel açıdan etkileyici Cehennem Vadisi çıkışında, bu kez solunuzda Uğurtaşı (İstavri) köyünün bulunduğu başka bir vadiyle karşılaşacaksınız. Gürül gürül akan dere eşliğindeki yolculuk esnasında Bagava 1 ve Bagava 2 başta olmak üzere iki kemer köprü bulunmaktadır. Bu yerleşim yerini vadinin diğer köylerine bağlayan iki köprü, yaşanılan yerin simgesi haline gelmiş ve bölgenin yaşamını, tarihini, zenginliğini ortaya koymaktadır. Aynı zaman da bulunduğu bölgenin prestijini de gösteren köprüler, sadece bir taş yapı değil yerleşim yeri açısından geçen zamana, güce meydan okuyarak bugünlere gelen sarı ve siyah taştan yapılmış tek gözlü kemer köprüler zarafetleri ile göz kamaştırmaktadır.  

Atlas Dergisi tarafından “Yürüyüş Rotaları Atlası: 50 Düş Patikası” adlı çalışmada 50 yürüyüş rotası arasında gösterilen, arkeolojik sit alanı olan Yağlıdere Köyü sınırları içerisinde yer alan Krom Vadisi, İpek Yolu’nun durakları arasında yer alması nedeniyle tarihi öneme sahiptir. I.Dünya Savaşı yıllarına kadar bir kaç etnik unsurun bulunduğu Kromni (Krom) bölgesi,  Türk ve Rum nüfusunun yoğun olarak yaşadığı bir yerleşim yeri olarak bilinmektedir. Vadi içinde yer alan 35 kilise ve şapel, altı kemer köprü, iki kale, üç değirmen ve taş işçiliğine hayranlık duyacağınız onlarca eski evlerden oluşan Krom Antik Kenti kalıntıları, zahmetli yolculuğunuza değecektir. Haritalarda Bulut Yayla olarak geçen Krom (Şamanlı) bölgesi; Mancandanos, Çayıroğlu (Ulivena), Gavanak, Düzce (Alikinos), Muhara, Sarıoğlu, Evlice (Nanak), Başkapı (Loriya) mahallelerinden oluşmaktadır. Maden açısından zengin olan bölge, antik dönemden beri insanların ikamet ettiği tarihi göç yolları üzerinde yer alıyor. Osmanlı egemenliği altında olan bazı Rum vatandaşlar yaklaşık 200 yüzyıl boyunca, yaşamışlar ve bölgede ıssız tepelerin üzerinde yükselen kiliseler, birbirleriyle göz teması halinde hemen hemen hepsinin mimari stilleri ve süsleme tarzları farklı olarak yapılmıştır.

Burada Her Ev Başka Bir Hikaye;

Krom Yolculuğunuzun sonunda yeniden kavşak noktasına geri dönerek Olucak köyüne kadar gitmenizi ve Gümüşhane il sınırlarındaki en güzel kiliselerden biri olan ve yakın zamanda restore edilen, İmera Manastırı’nı mutlaka görmenizi öneririz. Olucak (imera)  köyü sınırları içinde yer alan, gotik mimarisi, giriş kapısının doğuda yer alması ve yapımında kullanılan aydınlatma tekniği gibi özellikleriyle Doğu Karadeniz'in önemli inanç yapıları arasında gösterilen İmera manastırının yazılı kaynaklarda 1350 yılında yapıldığı,  1859 yılında başrahibe Roxane tarafından yenilendiği yazmaktadır. Yığma yapım sistemiyle inşa edilen yapıda kesme taş ve moloz taş malzeme kullanılmıştır. 

İmera (Olucak köyü) Gümüşhane merkezine 33 kilometre mesafededir. Köye giderken yol kenarlarında, çeşmeler önünüze çıkıyor. Bir demir borunun ucundan akıp giden soğuk suyu içerken, adeta bütün hücrelerinize ferahlık yayılıyor. Tepelerden süzüle süzüle gelen bu suların doyulmaz tadı var. Yanaşıp, tekrar tekrar içiyorsunuz.

Zigana Dağlarından esip köyün sokaklarına dolan rüzgârı hissederek ve karşınızda sararmışçasına uzanan gerçek ile rüyayı birbiri içinde eriten manzarası karşısında İmera köyünü gezmenizi öneririm. Vadinin içinde ve yamaçlarında öbek öbek noktacıklara benzeyen evler, kimi kırık dökük, kimi geçmişin güzelliğini yansıtıyor. Yerleşim yerinin bulunduğu mahallere baktığınızda, sanki büyük bir kaya çekiçle yontulmuş da evler, sokaklar, pencereler hata güneş öyle ortaya çıkmış izlenimi edinirsiniz. Dar ve dolambaçlı sokaklar sizi geçmişin derinliklerine götürür. Taşa dokunulduğunda çıkan her ses ilerdeki sokakta hala çekiçleri ile taş ustalarının taştan evler yaptığı hissi verir. 

Bu maharetli ustaların ellerinden çıkan İmera’da ki evler, yıllarca birbirine omuz vermiş insanlar gibi yan yana dizilmiş iki, üç katlı yapıları sebebi ile ise gölge sokaklar oluşmuştur. Güneşle gölge yıllardır bu sokaklarda köşe kapmaca oynamışlar zannedersiniz. Evlerin gölgelediği dar sokaklar özelikle yaz aylarında insanların sıcaktan etkilenmeden yürümelerine yardımcı olur. Eski evlerin bulunduğu bu gölgeli sokaklarda yürüdüğünüzde içinizde ve vücudunuzda oluşan ferahlığı hissetmeniz mümkündür. 

Olucak (İmera) köyü sokaklarına girdiğinizde kendinizi surlarla örülmüş bir yolda buluyorsunuz. Her adımınızda geçmişten tarihe tanıklık eden bu yapılar keşfedilmeyi bekler haldeler. Sokak tam bitti diye düşündüğünüzde, başka bir sokağa girersiniz köy içinde bu mahallelerin acemisi iseniz bu labirentten çıkmanız o kadar kolay değildir.  

Sokakları taş döşeli ve bu sokaklara akan suların toplandığı taş oluklar sokak boyunca uzanmaktadır.  Olucak evleri köfeki adlı sünger görünümünde bol gözenekli bir taş’tan yapılmıştır. Bu taşlar zamanında taş ocaklarından çıkartılarak ustalar tarafından kesilir duvarlara konulacak hale getirilir. Bu taşların en büyük özelliği çıkarıldıkları zaman yumuşaktırlar, zamanla sertleşirler. Mimarinin ana maddesinin taş olmasında bölgede ağacın az olmasının büyük etkisi vardır. Taşın özelliğinden dolayı evlerin içi yazın serin kışın sıcak olmaktadır. İmera köyüne doğan her güneş evlerin taş duvarlarına sarımsı bir ışık boyası çalar. Gün batımı ile ışıklar evlerin içine taşınır, sonra insanların kalplerine… İmer’da ayakta kalacak her taş, mimarinin özelliğini ve güzelliğini insanlara yansıtacak tanıklar olmaya devam edecektir.

Eğe’den Karadeniz’e Onbinlerin Patikası;

Tarihi bir roman gibidir On binlerin Dönüşü. Hem başlangıcı ve sonu olan bir hikâyesi, hem de bu iki zaman arasında geçen heyecanlı, eğlendirici olayları vardır. MÖ 5.yüzyılın sonlarında gerçekleşen ve paralı askerlerinin badireli yurtlarına dönüş maceraları, Karadeniz kıyısındaki Teikhes dağının aşılması ve ordunun “Thalassa thalassa” çığlıkları eşliğinde tarihe geçmiştir. Bilmedikleri bir coğrafyada ilerleyen ve bu dönüş yolu üzerindeki savaşçı halklarla karşılaşan kendi askerlerinin, vermiş olduğu mücadeleye ayrıca geçiş güzergâhı üzerindeki alanların zorlu iklim şartları da eklenmişti.

Ksenophon, orduya komuta eden ve yürüyüş esnasında karşılaşmış oldukları bir çok şeyi adeta bir “savaş muhabiri” gibi bizlere aktaran yazar komutasındaki ordu Doğu Anadolu üzerinden önce Bayburt'a ve oradan da Gümüşhane yaylaları üzerinden Trabzon'a kadar yürüyen yaklaşık 10.000 civarındaki paralı askerin takip ettiği rotaları bugün yürümek isteyenler için uygun bir bölgedir. İmera (Olucak) köyünden patikalar aracılığı ile yaylalara çıktığınızda bölgedeki binlerce trekking rotası, zengin tarihsel geçmiş, ekolojik ve fauna özelliklerini dört mevsim deneyebilirsiniz.  

Gezmek bir yerleri keşfetmek, başkaları için ayak izi özelliği anlamına gelir. İzler merak uyandırır. Turizm de merak başka coğrafyalara, kültürlere farklılıklara merak duygusu ile yapılan seyahatlerden başka nedir… Gümüşhane’ye bekleriz 

YORUM EKLE

banner406