ADALETTE AF ÇIKMAZI
2025 yılı itibarıyle, Türkiye genelinde toplam 396 cezaevinde 352.502’si hükümlü, 57.115’i ise tutuklu olmak üzere 409.617 mahkum bulunmaktadır. Bu sayı, cezaevlerinin toplam kapasitesi olan 299.924’ün oldukça üzerindedir .
Mahkumların 97.823’ü açık cezaevlerinde, 311.794’ü ise kapalı cezaevlerinde kalmaktadır.
Bu veriler, Türkiye’deki cezaevlerinin kapasite aşımı sorununu ve artan mahkum sayısını göstermektedir. Cezaevlerindeki bu yoğunluk, hem mahkumların yaşam koşullarını hem de cezaevi personelinin çalışma şartlarını olumsuz etkilemektedir.
5 Haziran 2025 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 10. Yargı Paketi, ceza infaz sisteminde önemli değişiklikler getirmiştir. Bu düzenlemeler, doğrudan bir genel af niteliği taşımamakla birlikte, infaz rejiminde yapılan reformlarla bazı hükümlülere erken tahliye imkânı sağlamaktadır. Bu nedenle kamuoyunda “örtülü af” veya “kısmi af” olarak değerlendirilmektedir.
10. Yargı Paketi ile, bazı suçlarda iyi hal gösteren mahkumlar için ceza infaz süreleri indirilmiştir. 2 yıldan az cezası olanlar, mükerrirler, ağırlaştırılmış müebbet suçlarında infaz süreleri azaltılmıştır. Doğum yapmış kadın hükümlüler, yaşlı ve sağlık sorunları olan hükümlüler için ise konutta infaz imkanı artırılarak cezaevinden erken çıkmaları sağlanmıştır. Paket ile yaklaşık 19.800. kişinin tahliyesi beklenmektedir.
Toplumun tamamını ilgilendiren Af yasaları insani ve hukuki boyutunun yanında, psikolojik, toplumsal ve ahlaki açılardan da değerlendirilmesi gereken çok katmanlı bir konudur.
Af yasaları özellikle pişmanlık duyan ve ıslah olmuş mahkûmlar için topluma kazandırılma yolunda ikinci bir şans sunar.
Suç işleyen bireyin toplumla bağlarını yeniden kurmasına ve üretken bir birey olarak hayata katılmasına olanak sağlar.
Mahkum olan bir bireyin belirli bir süre mahkumiyetten sonra serbest bırakılması,
aile bütünlüğünün yeniden sağlanmasına ve sosyal yaraları kısmen de olsa sarışmasına imkan sağlayabilir.
Yukarıda sayılarını belirttiğimiz üzere Türkiye’de ve birçok ülkede cezaevleri, kapasitelerinin çok üzerinde doludur. Af yasaları, cezaevi şartlarını iyileştirme açısından kısa vadeli bir çözüm olabilir.
Kalabalık cezaevleri, hijyen, sağlık hizmetleri, eğitim olanakları gibi temel insan haklarının ihlaline yol açabilir.
Af yasaları, bu hak ihlallerini azaltma açısından, olması gereken insani bir müdahale olarak görülür.
Af, sadece mahkûmu değil, bazen devleti ve toplumu da yüzleşmeye zorlar.
Özellikle siyasal ya da ideolojik nedenlerle tutuklanan kişilerin affı, toplumsal barış ve uzlaşma süreci açısından önemli bir adım olabilir.
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’ye atfedilen “Suçluyu kazırsan altından insan çıkar” sözü, bir insan suç işlemiş olsa bile onun özünde hâlâ insan olduğunu, duyguları, pişmanlıkları ve iyiliğe dair potansiyeli bulunduğunu anlatmaktadır.
Af yasaları hükümlü tarafı için olumlu olsa da toplumun bir kesimi için “suçun cezasız kalması” gibi algılanabilir. Bu da mağdurlar açısından bir adaletsizlik duygusu yaratabilir. Ancak, cezasını büyük ölçüde çekmiş ve cezaevindeki iyi hali ile topluma tehdit oluşturmayan bireylerin affı, vicdani bir çözüm olarak görülebilir.
Bu noktada adalet ile merhamet arasındaki denge önemlidir. “Affetmek adaletsizlik değil, insaniyettir” düşüncesi burada temel argümanlardan biridir.
Af yasaları, hukuki bir araç olmanın ötesinde, toplumsal vicdanın, merhametin ve insani sorumluluğun bir yansımasıdır. Her bireyin değişebileceğine dair umudu canlı tutar. Ancak, bu yasaların mağdur haklarını ihmal etmeden, adalet-merhamet dengesini gözeterek uygulanması gerekir. Devlete karşı silahlı mücadeleye girişen, askeri-polisi ve halkı şehit ettiği için ceza alan eli kanlı terör örgüt üyelerine ise asla uygulanmaması gerektiğini düşünüyoruz.
Şimdilik kısmi af çıktı. Toplumun birçok kesimi tarafından beklenilen gerçek affın ise, öne alınarak 2027 yılında yapılması beklenilen Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimi öncesinde çıkacağını düşünmekteyiz. Bekleyip göreceğiz.
Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler.
Hayırlı bayramlar dilerim…