ÖĞRETMENİN DOKUNDUĞU YÜREK, MİLLETİN GELECEĞİDİR
“Bir Maarif Müdürünün 45. Öğretmenler Gününe Notları”
28 Ağustos 1956’da başladığım öğretmenlik yolculuğunu, 1998’de noktaladığımda geride yalnızca bir meslek değil, adını “Uğrunda Bir Ömür”(kaleme aldığım kitabın adı) koyduğum koca bir hayat bırakmıştım.
Bugün 45’incisi kutlanan Öğretmenler Günü vesilesiyle, bu uzun yolculuğun içinden iki hatıramı yeniden yokluyorum. Çünkü öğretmenlik, bazen bir çocuğun kaderine dokunmak; bazen de milletin yürek acısını omuzlamaktır.
1963 GAMPO – Bir Çocuğun Hayatına Sessizce Müdahale
1963 yılının buz gibi bir Erzurum sabahı…
Gazi Ahmet Muhtar Paşa Ortaokulunda (GAMPO) 2-A sınıfından bir öğrenci koşarak yanıma geldi:
“Hocam… paramı çaldılar.”
Ders öğretmeninden önce sınıfa girdim. Çocuklara,
“Sigara içen varmış, onu araştıracağım.” dedim; maksadım suç aramak değil, heyecanı yatıştırmaktı.
Ama kırk kişilik sınıfta bir çocuğun kalbi o kadar hızlı atıyordu ki, tecrübem neyin yaklaştığını söylüyordu.
İlk aramada ne para çıktı, ne sigara.
Moraller bozulmasın diye, “Aferin size, bu sınıfta sigara yok; kendinizi alkışlayın.” diyerek sınıftan ayrıldım.
Ama asıl mesele orada bitmedi.
Çocuklar dağılmadan, aşırı heyecanlanan o talebenin ceketi ikinci kez kontrol edildi.
Gizli bir cepten 10 liralık demir para çıktı.
Onu sınıfa rezil etmedim.
Utandırmadım.
Hırsız yaftasının ömür boyu bir çocuğun alnına yapışmasına izin vermedim.
Parayı sessizce sahibine verdim.
Çocuğu sessizce ıslah ettim.
Aradan yıllar geçti…
Palandöken’de kar makinesinin şoförü yanıma gelip,
“Hocam, Benii tanıdınız ? –Hayır.- Ben O gün 2A sınıfında arkadaşının parasını yürüten (B.K)yım” dediğinde zaman dondu.
“Hocam, eğer o gün beni teşhir etseydiniz bugün bu mesleğim, bu ailem, bu hayatım olmazdı. Siz beni kurtardınız.” sözleri hâlâ kulaklarımda çınlıyor.
İşte öğretmenlik, bazen bir kelime etmeden bir ömür kurtarmaktır.
1989 Siirt – Kelimelerin Tükendiği Gün
14 Eylül 1989…
Siirt Millî Eğitim Müdürü olduğum yıllar.
PKK’nın kaçırıp hunharca şehit ettiği iki öğretmenimizin ve bir maarif müfettişimizin aziz naaşları başında liyakatnamelerini okumak zorundaydım.
O an kelimeler göğsüme düğümlendi; sesim boğazımda kaldı.
Bir öğretmenin tebeşirle yazdığı kaderi, bir teröristin kurşunla silmeye kalkışması, bu milletin en derin acılarından biridir.
Biz o şehitlerimizin adını görev yaptıkları kurumlara verdik.
Ama bilirim ki, gerçek anıt taşta değil, milletin vicdanında yükselir.
Öğretmenlik bazen sınıfta değil, hayatın en ağır imtihanlarında anlam kazanır.
Atatürk’ün Emaneti ve Öğretmenin Vazifesi
Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün,
“Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller”
emaneti bizim mesleğimizin pusulasıdır.
Bu ülke çağdaş medeniyet seviyesine ancak öğretmeninin omuzlarında çıkar.
Bir milletin ufkuna ışık düşüren, kitap değil; kitabı öğreten eldir.
Sonuç: Öğretmenlik Bir Ömürdür, Bir Namustur
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu bütün kalbimle görüyorum:
Bir milletin kaderini mühendisler, doktorlar, siyasetçiler değil;
çocukların kalbine ilk dokunan öğretmenler belirler.
Adı unutulan nice öğretmen vardır ki, yetiştirdiği evlatların başarılarında hâlâ görünmez bir imza gibi durur.
Bu duygu ve inançla, başta Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere,
Ülkenin dört bir yanında tebeşir tozu yutan, yoklukta bile ışık üretmeye çalışan tüm meslektaşlarımı minnetle selamlıyorum. 24kasım öğretmenler günü’nü kutluyorum.
Bendeniz Yusuf SADIK, Eğitimci , Yazar – Gazeteci (Gümüşhane, Eskişehir, Tunceli, Siirt, Bingöl ve Ağrı Millî Eğitim Müdürlüğünden Emekli)