BANA KAPIYI O AÇACAK
Evliliklerinin ilk gününde kadın ve kocası kapıyı kimseye açmamaya karar verip anlaştılar. İlk olarak o gün damadın anne ve babası evli çiftleri görmeye geldi, kapının hemen ardındaydılar. Kadın ve kocası birbirlerine baktılar, adam kapıyı açmak istedi ama eşi ile yaptığı anlaşma gereği kapıyı açmadı, böylece anne babası daha fazla beklemeyip gittiler.
Aynı gün içerisinde bir süre sonra, gelinin ailesi geldi. Eşler anlaşmaya rağmen birbirlerine baktılar. Gelin gözyaşları içerisinde, bunu yapamam diye fısıldayıp kapıyı açtı. Eşi hiçbir şey söylemedi. Yıllar sonra 4 oğlan çocuğunun ardından 5. olarak kız çocukları dünyaya geldi.
Baba yeni doğan kız çocuğu için büyük bir kutlama yapmayı planladı ve tüm tanıdıklarını davet etti. Sonra o gece eşi kocasına diğer dört çocuğa böyle bir kutlama yapmadığı halde neden bu sefer böylesine bir kutlama yapmak istediğini sordu. Eşi basit bir yanıt verdi:
"Çünkü yalnızca kızım bana kapıyı açacak…”
Her okuduğumda gözlerimin yaşardığı bu anektodu sizlerle paylaşmayı uygun gördüm. Zira tamamen her şeyin maddiyata, ahlaksızlığa, evlilik müessesesinin laçkalaşmasına, eşlerin evlenmeden önce birbirlerini yeterince tanımadan birbirlerini kazıklamanın yollarını irdelediği bir döneme, iki ay evli kalmadan bir ömür tazminat ve mal paylaşımına gittiği bir evredeyiz.
Eskiden işi gücü olmayan hanımlar evliliklerini zora girseler de maddi şartlardan ve toplum acaba ne der gibi sebeplerden dolayı uzatırken bugün maddi ve sosyal özgürlüğüne kavuşan hanımlar boşanmaların ağır basan tarafındalar. Eften püften sebeplerden dolayı çocukları olsa dahi onların gözyaşlarına, yaşayacakları travmalara aldırmadan her iki taraf bu işin müsebbipleridir.
İslami ve ahlaki değerlerden de bihaber olan çiftler özgürlük kisvesi altında bir de İstanbul Sözleşmesi’nin verdiği haklar ve cüretle hemen adliyenin yolunu tutmaktalar.
Bir genç düşünelim. Evlenmeden önce arabasını almış, evini almış, düğünde bütün takıları tamamlamış. Evliliğin birkaç haftası sonrası bu hanımefendi kasıtlı olarak eşine olmayacak istekler ve kaprislerle yüklenmeye başlamış, küçücük bir bağrışmayı gerekçe göstererek uzaklaştırma kararı da aldırmış. Eşinin evlenmeden önce aldığı birkaç milyonluk dairesinde sere serpe rahatlıkla otururken uzaklaştırdığı kocası misafirhanelerde kalmaya mecbur bırakılmış. Sonrasında boşanırken de hiçbir katkısı olmadığı evi, arabayı ve yüklü bir tazminatı isteme küstahlığını gösterebiliyor. Yazıklar olsun.
Şimdi sorarım sizlere haksızsam lütfen yorumlarınıza “hocam haksızsın” diye yazabilirsiniz?
Bu nasıl bir adalet, bu nasıl bir insanlık, bu nasıl bir ahlaki erozyondur?
O gencin hayallerine, anne ve babasının emeklerine, çilelerine, umutlarına, beklentilerine ne diyeceksiniz? O yüzden ey gençler sizlere bir rehber öğretmen olarak ve bir baba olarak yürekten sesleniyorum;
Annenizi, babanızı seçmek nasıl sizlerin elinde değilse eşinizi seçmek sizlerin elindedir. İlk gördüğünüzde dış güzelliğine vurulduğunuz insanın kalbini bilmenize imkan var mı?
O halde ey genç kardeşim. Lütfen evlenmeden önce yukarıda saydığım hukuki çıkmaza uğramamak için Peygamber Efendimiz’in (SAV) şu Hadis-i şerifine kulak veriniz;
“Kadın dört sebepten biri için alınır: Malı, soyu, güzelliği ve dindarlığı. Sen (diğerlerini geç), dindar olanı seç (aksi halde) sıkıntıya düşersin.” (Buhârî)