MASALLAR VE GERÇEKLER
(evvel zaman içinde)
Masalları çok seviyoruz; hemde çok… Masal karamanlarının başarılarını içimizden alkışlamayı , hayranlıkla seyretmeyi ,hatta onlara umut bağlamayı da seviyoruz. Bizde olmayan ama onlarda olan sihirli değnekleri, sihirli Lambaları, uçan halıları ve daha nice gizil güçleri kabullenip mutlu oluyoruz.
Onlar ki;
Kötüler ile savaşıp onları yeniyorlar,
Kibirlilerin burunu sürtüyorlar,
Zenginlere haddini bildiriyorlar,
Keskin zekaları ile bütün karmaşık sorunları çözebiliyorlar.
Bizim çocukluğumuzda Kaf Dağının arkasında yaşayan yedi başlı ejderha ile savaşıp onu yenen ve peri padişahından mükâfatını alan masal kahramanımız vardı. Bu canavar ki; köylülerin suyunu kesiyor ve her gün bir kişiyi yemek kaydı ile suyu bırakıyordu. Sormazdık bu Kaf Dağı nerde diye, çocuk zekası ile çok uzaklarda büyük bir dağ olarak hayal ederdik. Ejderha diye bir hayvanı da sadece zihnimizde canlandırırdık. Büyüyünce de merak edip sormadık Kaf Dağı neresi ejderha nasıl bir canavar? Branşımız gereği dünyadaki bütün dağ kuşaklarını ve yakın coğrafyadaki bütün dağ isimlerini öğrendik; maalesef içlerinde Kaf Dağı yoktu. Ejderha diye bir hayvanın varlığını çok yakın zamanda bir belgeselden öğrenince niye yalan söyleyelim gülümsedim…! Gerçekten de korkunç bir hayvanmış. Günümüzde Uzakdoğu ülkelerinin bazılarında ( Bhutan ) büyük kertenkeleye benzeyen ve ağzından ateş saçan böyle bir canavar yaşıyormuş. Aynı zamanda Uzakdoğu ülkelerinde ejderha önemli bir kahramanlık simgesi olarak kullanılıyor. Özellikle Çin’de sembolik değeri büyük bir hayvan olarak anılıyor.
Demek ki; masalın ortaya çıktığı yıllarda ejderha ile mücadeleyi konu alan pek çok vaka anlatılmış ki ;taa bizim ülkemizde masal olmuş.
Yine her işin üstesinden kıvrak zekası ile başa çıkan Kel Oğlan vardı. Bir yolunu bulur, olmadık bilmeceleri bilir ve padişahın kızını almayı başarırdı. Biz imkansız olanı masal kahramanının başarmış olmasına bayılırdık. Gerçek olamayacağını az buçuk sezsekte hikayenin böyle bitmesi hoşumuza giderdi.
Uçan halısı ve sihirli lambası ile Alaaddinimiz vardı. İnsanların anında üç isteğini yerine getirebiliyordu. Ali Baba ve Kırk Haramilerde “ açıl susam açıl “ deyince açılan içerisi hazinelerle dolu bir mağara kapısı vardı. Şu akustik söze bakamısınız ..! “ Açıl susam açıl” insan söylerken bile masalın içinde kayboluyor.
Açıl susam açıl..
Kapan susam kapan..
Ali Baba ve Kırk Haramiler masalı daha sonra sinemaya da uyarlandı ( Ali Babayı Sadri Alışık oynamıştı).Büyükler olarak yine gerçekmiş gibi izledik ve “ bu imkansız , olamaz “ demedik çünkü masal da olsa kahramanımız kötüleri dize getiriyordu. Bizim yapmak isteyip yapamadığımız güç yetiremediğimiz her bir zorluğun üstesinden gelerek bize güç veriyordu…
Zamanla yerli masallarımızın içine yabancı masallarda girdi. Kırmızı Başlıklı Kızdan, şirinlere , Kespir, Bremen Mızıkacıları gibi dünyanın bildiği masalları da severek dinledik ve TV de izledik.
Masallar kadar gerçekleri sevmiyoruz. Gerçekler hayatımızın her alanını kuşatan tabiat kanunları ile her an bizimle iç içe …Hiç taviz vermiyor gerçekler…! Acıkınca yemeden duramıyoruz. En sevdiğimiz ölünce onu çabucak toprağa veriyoruz ;İki gün bile bekletemiyoruz. Ölen yakınımız bir kez daha görmek istesek göremiyoruz. Ateş yakıyor, soğuk üşütüyor, bir yerimiz hasta olunca canımız yanıyor. Güçlülere karşı savaşta çoğunlukla onlar kazanıyor. Hele güçlü devletlerin zayıf devlet halklarına yaptığı zulümler var ki binlerce kadın ve çocuğu gözünü kırpmadan öldürüyorlar. Bir devlet başkanını evinde yakalayıp eşkıya gibi kendi ülkelerine götürüp yargılayabiliyorlar. Hiçbir güç bunlara mani olamıyor hatta “bu yaptığın yanlış” deme cesareti bile gösteremiyorlar. Bütün bu gerçekler bildiğimiz şeyler . Oysaki masallar öylemi? Olamaz dediğimiz her şeyi onlar olduruyor. Şimdi Filistinli çocukların masallarını hayal edin. Kış şartlarında ilkel bir çadırda yağmurun çamurun içinde hayatta kalmaya çalışan çocuklar kim bilir hangi masal kahramanları ile teselli buluyor. Gerçek onların da seveceği bir şey değil.
İnsan, olağan üstü güçleri olan ,soyut yada somut varlıklara gerçekmiş gibi umut bağlamayı yada onların varlıklarıyla kendini güvende hissetmeyi seviyor. Ben bu konuda herkesten farklıyım galiba; herkes sihirbazın yaptığı hünerleri büyük şaşkınlık ve hayranlıkla izlerken , ben sadece “bu illüzyondaki göremediğim hile ne olabilir” diye araştırmaya başlıyorum. Numarayı çoğunlukla buluyorum ve “ne kadar basitmiş ”diyerek kendimi suçluyorum. “Bu kadar ucuz bir hileyle beni nasıl kandırdı “diye üzülüyorum. Oysaki araştırmayıp sihirin büyüsüne kapılmak insanı daha huzurlu daha konforlu hale getiriyor. Dünyaca Ünlü sihirbaz David Copperfield vardı. Sahnede uçarak gösteriler yapardı. Bir insanın yer çekiminden daha fazla bir itici kuvvete sahip olmadan havada asılı kalmayacağını bildiğimizden, ben hep onun nasıl uçtuğunu bulmaya çalıştım. Meğerse bizimkinin beline tavandan asılı son derece dayanıklı ve ince bir ip bağlıymış ve bu ip sahne ışıkları ile görünmez hale getiriliyormuş. Yani bütün numara sihirbazın beline bağlı ipi görünmez kılmak. Oysaki Türkiye’de de yapılan bu gösteriyi izleyen çoğu kişi onun gerçekten uçabildiğine inanmış ve daha huzurlu olmuştu. Bense kandırılmış olmanın ızdırabını yaşadım. Yani gerçeği bilmek aslında rahatsız edici bir duygudur; onlar masalın büyülü dünyasında yaşamaya devam ederken ben gerçeğin tokadını yemiş afallamış biri olarak hayatımı sürdürüyorum. O nedenle masal dünyasında yaşamak ruhu daha dingin yapıyor.
Sinemada özellikle yabancı film şirketlerinin çektiği “bilim- kurgu” başlığı altında masalımsı pek çok filim yayınlandı ve dünyada on milyonları bulan büyük izleyici kitlesine ulaştı. Bunların en ünlüleri : Harry Potter, Game of Thrones( Taht oyunları), İron Man (demir adam), Avatar, Terminatör (Yok edici) v.b… Bu masalsı bilim kurgu filmleri her ne kadar masalsı bir anlatıma sahip olsa da bilimin gelecekte bu kahramanların hayallerini gerçekleştireceğine olan inanç temelli filimlerdir. Bundan yaklaşık 40 yıl önce çekilen Terminatör filminde çok gelişmiş bir robotun nasıl insan üstü güçlere sahip olduğu ve kontrolden çıkınca dünyayı nasıl bir tehlikenin beklediği konu edilmişti. Günümüzde ki yapay zeka ve robot teknolojisinin geldiği noktayı görünce masalın nasıl gerçeğe dönüştüğüne şaşkınlıkla izliyoruz. O nedenle bilim kurgu filmlerini ayrı bir yere koymak lazım.
Günümüzde yine masal da geçen Kaf Dağının arkasındaki yedi başlı ejderha da maalesef gerçek oldu. ABD eşkıyası bu masalda geçen ejderhadan daha vahşi ve daha acımasız bir canavara dönüştü. Hayatta kalmak istiyorsanız benim istediklerimi verirsiniz yoksa sizi yok ederim” diyerek bütün dünyayı korkutuyor. Masalın devamı da gerçek olacak mı bekleyip göreceğiz. Masaldaki gibi bir kahraman çıkıp bu ejderhanın üstesinden gelecektir ama o gün ne zaman gelir kestiremiyoruz..
….
Bir şarkı sözü ile konuyu noktalayalım:
Ya gerçek olsa bütün masallar,
Yada biz masal olsak…