Biz Ne Zaman Bu Kadar Yabancılaştık?
Her geçen gün kaybolan bir şeyler var bu topraklarda…
Sadece geleneklerimiz değil; selamımız, hal hatırımız, kapı önünde içilen bir çayımız, komşuluk hukukumuz da sessizce eriyip gidiyor. Ve insan ister istemez soruyor: Biz ne zaman bu kadar yabancılaştık birbirimize?
Kültür dediğimiz şey; bayramdan bayrama hatırlanan birkaç alışkanlık değil, eski fotoğraflarda kalan bir nostalji hiç değildir. Kültür; büyüğün elini öpmek, küçüğü korumak, komşunun kapısını kilitlemeden yatabilmek, yolda karşılaştığında başını çevirmeden selam verebilmektir. Kültür; paylaşmaktır, utanmaktır, sahip çıkmaktır.
Bugün geldiğimiz noktada ise akrabanın akrabayı tanımadığı, arkadaşın arkadaşına selam vermediği, uzun zaman sonra karşılaşıldığında bir çay ikram etmek yerine yolunu değiştiren insanların çoğaldığını görüyoruz. Bu manzara tesadüf değil; bu, yıllardır ihmal edilen değerlerin doğal sonucudur.
Bu yozlaşmanın temelinde, ne yazık ki kendi kültürümüzü ikinci plana atmamız yatıyor. Daha doğrusu, onu yaşamaktan vazgeçmemiz… Kendi yaşadığı geleneklerin üstüne bir sünger çeken ebeveynler, çocuklarına neyi aktarabilir? Yaşanmayan kültür aktarılmaz, sahip çıkılmayan değer nesilden nesile taşınmaz.
Şunu artık açıkça söylemek gerekiyor: Bu vatanda yaşayan, bu bayrak altında nefes alan herkes; kültürünü korumak, yaşatmak ve nesilden nesile aktarmak zorundadır, vesselam. Bu bir tercih değil, bir sorumluluktur. Çünkü kültür, bir milleti millet yapan en güçlü bağdır.
Eskiden hoşgörü vardı, sevgi vardı, saygı vardı, dayanışma vardı. İnsanlar evlerinin kapısını kilitlemeden uyurdu; “Komşuma bir şey lazım olursa girsin alsın” diye düşünülürdü. Bugün ise aynı sokakta yaşayan insanlar birbirine yabancı, aynı sofrayı paylaşmaya mesafeli.
Peki biz hangi ara bu kadar kirlendik?
Hangi ara değerlerimizi “eski” diyerek rafa kaldırdık?
Cevap basit ama acı: Unuttuk.
Daha doğrusu, hatırlamayı önemsemedik.
Oysa kültür bize yük değildir; bizi ayakta tutan köktür. Kökü kuruyan ağacın dalları ne kadar yeşerirse yeşersin, ayakta kalması mümkün değildir.
Artık silkelenme zamanı.
Bir selamla, bir tebessümle, bir çay davetiyle yeniden başlayabiliriz.
Çocuklarımıza kültürü anlatarak değil, yaşatarak öğretebiliriz.
Çünkü bu toprakların mayasında insanlık var, vicdan var, paylaşmak var.
Ve hâlâ geç değil.
Kültürümüzü yaşayalım…
Yaşatalım ki yarınlarımız bize yabancı olmasın.
EĞİTİMCİ ,YAZAR ,ŞAİR
ÜLKER SADIK