Ara
Gümüşhane
Hafif kar yağışlı
-1°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,1388 %0.21
50,2459 %-0.08
6.251,35 % 0,91
İRAN VENEZUELA OLMASIN

İRAN VENEZUELA OLMASIN

YAYINLAMA:

2026 yılı, dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir hukuk cinayetiyle başladı. ABD, bağımsız bir devletin seçilmiş başkanına karşı, uluslararası hukuku hiçe sayan bir haydut devlet eylemi ile, Venezuela Devlet Başkanı’nı ve eşini konutundan zorla alarak kendi topraklarına kaçırdı. Böylece 2025’te İsrail’in yaptığı terör devleti eylemlerinin destekçisi olan Trump, 2026’nın zulümde baş aktörünün kendisi olacağını, Netenyahu’ya ve dünyaya göstermiş oldu. 

Venezuela’nın zeygin petrol ve yeraltı kaynaklarına göz diken ABD, önce ülkeyi ambargo altına aldı. Uyuşturucu kaçakçısı ve terör devleti olarak lanse ederek uluslararası arenada yalnız bıraktırmaya çalıştı. Böylece halkı zor durumda bırakarak iç karışıklığı destekledi. Maduro yönetiminin demokratik olmayan eylemleri de bu durumu büyütünce, halkı ve satın alınmış ordusu tarafından desteklenmeyen bir devlet başkanı, kolaylıkla evinden alınıyordu. 

ABD’nin hedefinde şimdi İran var. İran’da 2025 Aralık sonunda ambargonun artırdığı ekonomik sıkıntı ve yaşam maliyetinin dramatik şekilde artması başlayan ve Tahran’daki Büyük Çarşı’da esnafın kepenk kapatmasıyla tetiklenen eylemler, para birimi riyalin döviz karşısında tarihsel düşük seviyelere inmesi ve enflasyonun yoksullaştırıcı etkisiyle kısa sürede büyüdü. İran’ın 31 eyaletinin 27’sine yayılan  eylemler, sadece sıradan bir “ekonomik kriz”hikâyesinden ibaret olmayıp, ülkedeki derin siyasi, sosyolojik ve jeopolitik kırılmaların açıkça görünür hale geldiği bir dönemin işaretidir. Gösterilerde ölü sayısı 45’i aşmış olup, yaralı ve gözaltı sayısının da binlerle ifade edilmekte. ABD ve İsrail tarafından el altından desteklenen bu gösterilerde, etnik kimlik baskılarının ve devletin kronikleşen sorunlarının etkilerini birlikte görmek gerekiyor.  

İran’ın, 12 gün saldırılarında İsrail karşısında hava savunma sisteminin çöküşü ve göklerdeki hakimiyetini kaybetmesi, ülke içindeki güçlü devlet algısını derinden sarsmıştı. Savaşın yaratmış olduğu yıkım ve belirsizlik, güvenlik endişeleri ve en büyük düşmana karşı devletin yetersiz kalışına ilişkin travma, toplumda yönetim karşıtı bir psikolojiyi besledi. Özellikle savaşın ekonomik yükünü hisseden geniş kesimler, dış tehdit söylemlerinin artık gerçek yaşam koşullarını iyileştirmediğini gördü ve bu durum protestolarda açıkça yansıtıldı.  

Bir başka kırılma noktası ise, İran’daki etnik azınlıklara yönelik politikaların yarattığı gerilimdir. Özellikle Türk nüfusun maruz kaldığı baskılar, ayrımcılık duygusunun giderek büyümesine sebep olmaktadır. Güney Azerbaycan Türklerinin yoğun olduğu Tebriz, Erdebil, Zencan, Urmiye gibi şehirlerde yükselen tepkiler, ekonomik sorunlarla birlikte, kimlik, dil ve kültürel varlık mücadelesi niteliği de taşımaktadır.

Ülkede yaşayan  ve çoğunluğunu Azerilerin oluşturduğu 30 milyon Türk ve diğer azınlık gruplar, uzun süredir dilsel ve kültürel taleplerin kısıtlanması, siyasi temsilde eşitsizlik ve merkezi yönetimin sert tutumundan şikâyetçi. Bu şikâyetler halk arasında zaten biriken memnuniyetsizliğe ek bir çatışma alanı ekledi. Protestoların özellikle bazı bölgelerde daha yoğun yaşanması, bu etnik ve kimlik dinamiklerinin etkisini gösteriyor. Kimlik baskısına karşı duyulan tepki, “sistem değişikliği” ve “daha adil bir yönetim” çağrıları, protestoların diline yerleşti.    

Devletin tepkisi ise protestoların gidişatını şekillendiren bir diğer unsur oldu. İran yönetimi ekonomik reform vaatleri ve bazı teşvikler açıklasa da, özellikle siyasi ve sistem karşıtı sloganlar yükseldiğinde sert güvenlik önlemleriyle yanıt verdi. Binlerce kişinin gözaltına alınması, güvenlik güçlerinin orantısız müdahaleleri ve medya baskısı, halk ile rejim arasında bir güven açığı oluşturdu. Rejim temsilcileri, protestoları “yabancı ajanların kışkırtması” olarak nitelendirerek, birlik sağlamaya çalışsa da, karşılanmayan talepler, protestocuların tepkilerini daha da radikal hale getiriyordu. 

İran’daki mevcut durum Venezuela’daki ekonomik krizin yol açtığı protestoları çağrıştırsa da, yapısal olarak farklılıklar taşıyor. Venezuela’da protestolar daha çok siyasi iktidar değişikliği ve ekonomik çöküş odaklı gelişti. İran’da ise ekonomik baskı ile birlikte, kimlik meseleleri, savaşın yarattığı güvensizlik ve uluslararası gerilimler birleşiyor. Bu nedenle İran’daki protestolar, ekonominin yanında, toplumsal dönüşüm arayışının, siyasi taleplerin ve jeopolitik baskının bir bileşimi olarak görülmelidir. 

Türklerin yoğun olarak yaşadığı müslüman bir devlet olan İran’ın, bu karışıklıklardan  birliğini koruyarak çıkmasını ümit etmekteyiz. Başta Türkler olmak üzere tüm halkının, temel insani haklarının en iyi şekilde  sağlanması bu birliği güçlendirecektir. Siyonist İsrail ve zulüm devleti ABD’ye karşı güçlü bir İran, Türkiye’nin ve tüm İslam dünyasının lehine olacaktır. Çünkü biliyoruz ki, Irak ve Suriye’den sonra, siyonizmin hedefinde önce İran, finalde ise Türkiye vardır.

İslamın kaleleri bir bir düşmesin.

İran, Venezuela olmasın….

09.01.2026 Av. Ali Haydar Dereli

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *