Ekrandaki Rezillik, Sokaktaki Cesaret
Televizyon, bir zamanlar aile bireylerini bir araya getiren, bilgi ve kültür aktaran bir araçtı. Bugün ise ne yazık ki şiddetin, ahlaksızlığın ve suçu olağan gösteren anlayışın başlıca kaynağı hâline gelmiştir. Her akşam ana yayın saatinde ekranlara yansıyan görüntüler, toplumun ruh sağlığını derinden yaralamaktadır.
Gazetelerin sayfaları her gün yeni cinayet haberleriyle doludur. İnsan hayatı neredeyse sıradan bir olay gibi sunulmaktadır. Bir tartışma, bir kıskançlık, bir anlık öfke; ardından silahlar çekilmekte, canlar alınmaktadır. İnsan ister istemez şu soruyu sormaktadır: İnsan öldürmek bu kadar mı kolay, bu kadar mı cezasız?
Televizyon dizilerinde bu sorunun cevabı açıkça verilmektedir. Suç işleyen kişiler güçlü, dokunulmaz ve korkulan tipler olarak gösterilmektedir. Eli silahlı çeteler, yasa tanımaz yapılar adeta birer başarı öyküsü gibi anlatılmaktadır. Hukuk ya yok sayılmakta ya da birkaç bağlantı, biraz para ile aşılabilen bir engel gibi sunulmaktadır. Suçun bedeli olmadığı izlenimi bilinçli şekilde verilmektedir.
Daha da kaygı verici olan, aile yapısının hedef alınmasıdır. Aynı evin içinde yaşayan insanların birbirlerini aldatması, birbirine tuzak kurması, çıkar uğruna her değeri çiğnemesi olağan bir davranış gibi gösterilmektedir. Sadakat küçümsenmekte, ahlak ise çağ dışı bir anlayış olarak sunulmaktadır. Bu dizileri izleyen, sağlam bir eğitim ve değer anlayışından yoksun kişiler, gördüklerini zamanla doğru ve kabul edilebilir sanmaktadır.
Kimse kendini kandırmamalıdır. Televizyon yalnızca olanı yansıtmaz; insanları yönlendirir. Gösterilen her sahne, özellikle gençlerin ve bilinç süzgeci zayıf bireylerin zihninde bir davranış biçimi olarak yer etmektedir. Dizilerde suç işleyenlerin rahat bir yaşam sürdüğünü, cezadan kurtulduğunu gören biri, ertesi gün aynı yolu denemekten çekinmemektedir. Çünkü ekranda verilen mesaj açıktır: “Yapanın yanına kâr kalıyor.”
İşte asıl tehlike buradadır. Caydırıcılık ortadan kalkmıştır. Suçun sonuçları gizlenmiş, bedeli yok sayılmıştır. Bu durum yalnızca bireysel ahlakı değil, toplumsal düzeni de çökertmektedir.
Bu noktada sorumluluk yalnızca dizi yapımcılarına ait değildir. Yayıncı kuruluşlar, denetim görevini yerine getirmeyen kurumlar ve bu içeriklere göz yuman herkes bu gidişattan pay sahibidir. “Halk izliyor” bahanesi, toplumun ahlaki çöküşünü haklı çıkaramaz. İzlenme uğruna bir milletin değerleri feda edilemez.
Artık açık ve kararlı adımlar atılmalıdır. Şiddeti ve suçu özendiren diziler yayından kaldırılmalı, aile yapısını ve toplumsal değerleri zedeleyen içeriklere ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır. Hukukun üstünlüğünü, emeği, dürüstlüğü ve insan hayatının kutsallığını anlatan yayınlar desteklenmelidir.
Bu bir yasaklama meselesi değil, bir sorumluluk meselesidir. Ahlakın, eğitimin ve hukukun zayıfladığı bir toplumda güven kalmaz. Vicdanın kaybolduğu yerde ne sokaklar ne de evler huzur bulur.
Ekranı temizlemeden sokağı temizlemek mümkün değildir.
Şiddeti ekranda alkışlayıp, sokakta lanetlemek samimi bir duruş değildir.
Saygılarımla