Egonun Gölgesinde Kaybolan İnsanlık
Hayatın terazisi herkese eşit tartmıyor. Kimi yoksul bir evde, kimi imkânların ortasında dünyaya gözünü açıyor. Kimi okuyup gece gündüz çalışarak bir yerlere geliyor, kimi fırsatların rüzgârıyla yüksek koltuklara oturuyor. Kimi servetin içinde büyüyor, kimi yoklukla yoğruluyor. Buna söz söylemek bize düşmez. “Allah daha çok versin” deriz.
Ama şunu sormak zorundayız:
Yükseldikçe neden küçülüyoruz?
Bugün makam sahibi olmak zor değil; zor olan o makamın hakkını verebilmek. Koltuğa oturunca sesi değişen, selamı azalan, bakışı yukarıdan inmeyen insanlar görüyoruz. Gücü kendinden değil, bulunduğu yerden alanlar… Oysa koltuk, karakteri büyütmez; sadece var olanı ortaya çıkarır.
Bazıları için makam bir hizmet yeridir. Bazıları içinse bir üstünlük kürsüsü. İşte fark burada başlar. Çünkü egoyla beslenen güç, insanı yüceltmez; etrafını susturur. Ve susturulan her ses, aslında büyüyen bir yalnızlığın habercisidir.
Zenginlik de aynı sınavdır. Para, insanın gerçek yüzünü gizlemez; büyütür. Cömert olanı daha cömert, kibirliyi daha kibirli yapar. Parayla kalabalık toplayabilirsiniz ama saygı satın alamazsınız. İtibar, kasada değil vicdandadır.
Bugün toplum olarak en büyük kaybımız, insanı unutmamızdır. Unvanlara gösterilen hürmeti, insanlara göstermemek… Makama gösterilen özeni, emeğe göstermemek… İşte asıl çöküş budur.
Hepimiz etten kemikten yaratıldık. Aynı acıyı hisseder, aynı toprağa döneriz. Ne koltuk mezara sığar ne unvan kefene yazılır. Geriye sadece ismimiz kalır. O isim anıldığında bir teşekkür mü duyulacak, yoksa “ derin bir suskunluk mu?
Bir gün o koltuktan kalkacağız. O gün geldiğinde arkamızdan konuşulacak olan şey servetimiz değil, insanlığımız olacak.
Ve unutmayalım:
“Ego, insanın içindeki en sessiz düşmandır; büyüdükçe sizi değil, yalnızlığınızı büyütür.”
Saygılarımla
Ülker Sadık