27 Mart Dünya Tiyatro Günü: “Şehirde Tiyatro ne ise, köydeki ocak başı- sohbetleri - de odur.”
Sahne karardığında hayat aydınlanır. Tiyatro, yalnızca bir sanat değil; insanın kendini, toplumu ve vicdanını aynada görmesidir. Bir sahnede söylenen söz, kimi zaman bir milletin hafızasına kazınır; bir oyuncunun attığı adım, bir toplumun yönünü değiştirir. Çünkü tiyatro, hakikatin en sade, en çıplak halidir.
Bugün, 27 Mart, tüm dünyada Dünya Tiyatro Günü olarak kutlanmaktadır. Bu anlamlı gün, 1961 yılında Uluslararası Tiyatro Enstitüsü tarafından ilan edilmiş ve o günden bu yana tiyatronun birleştirici gücünü, insanlık için taşıdığı değeri hatırlatmak amacıyla her yıl kutlanmaktadır.
Ancak asıl soru şudur:
Bugün, gerçekten hakkıyla anlaşılıyor mu?
Tiyatrodan ders çıkarılıyor mu?
Ne yazık ki çoğu zaman bu özel gün, birkaç mesaj ve temsili etkinlikten öteye geçememektedir. Oysa tiyatro; sadece alkışlanan bir gösteri değil, toplumu yoğuran bir mekteptir. İnsanlara empatiyi, adaleti, doğruyu ve yanlışı öğretir. Ama bu derinlik, ancak tiyatroya hak ettiği değer verildiğinde ortaya çıkar.
Peki biz, Türkiye toplumu olarak tiyatronun neresindeyiz?
Biz, aslında güçlü bir geleneğin mirasçılarıyız. Köy seyirlik oyunlarından şehir sahnelerine, meddah geleneğinden modern tiyatroya uzanan köklü bir geçmişimiz var. Fakat bugün, o sahnelerin yer yer sessizliğe büründüğünü, perdenin bazen geç açıldığını, bazen de hiç açılmadığını görmek düşündürücüdür. Gençlerin tiyatro ile bağı zayıfladıkça, toplumun kendini sorgulama gücü de zayıflar.
Oysa bir zamanlar…
Gümüşhane’de, özellikle 1965–1984 yılları arasında, tiyatro yalnızca bir etkinlik değil; bir şehir kültürüydü. 15 Şubat kurtuluş akşamlarında sahneler boş kalmazdı. Oyun bulunamazsa skeçler yazılır, müsamere düzenlenirdi. Şehir nefesini sahnede alırdı.
“Müfettiş”
“Cimri”,
“Kurban”,
“Buzlar Çözülmeden”,
“Toros Canavarı”…
Bu eserler sahnelenirken, sadece roller oynanmaz; hayatın kendisi canlandırılırdı.
Ve o sahnelerin arkasında, gönlünü bu işe adamış insanlar vardı:
Zülfikar Balyemez,
Metin Yüce…
En büyük destek ise dönemin belediye başkanı
Sabahattin Aytaç’tan gelirdi.
Ve elbette…Bu satırları yazan, bir zamanlar Gümüşhane Gençlik Tiyatrosu’nun başkanlığını yapmış, gerektiğinde sahneye çıkıp rol üstlenmiş, oyuncu olmuş bir isim:
Yusuf Sadık.
Sadece bir yönetici değil, aynı zamanda sahnenin tozunu yutmuş bir emekçi…
Sadece bir gözlemci değil, o ruhu yaşamış bir nefer…
Bugün tiyatronun neden eski gücünde olmadığı sorusunun cevabı da burada saklıdır:
Ruh eksildi. Sahiplenme azaldı. Tiyatro, hayatın merkezinden kenarına itildi.
Oysa tiyatro; bir milletin kendine tuttuğu aynadır.
Aynayı kaldırırsanız, yüzünüzü göremezsiniz.
Bugün yeniden o sahneleri kurmak, gençleri o ışığın altına davet etmek, sadece sanat adına değil; toplumun geleceği adına da bir zorunluluktur.
Çünkü tiyatro varsa;
düşünen insan vardır…
sorgulayan toplum vardır…
ve en önemlisi, yaşayan bir millet vardır.
Perde yeniden açılsın.
Işıklar yeniden yansın.
Ve o sahnede, geçmişin izleriyle geleceğin umudu yeniden buluşsun. Belediye Başkanımız Ecz. Vedat Soner başkanda bu işin mimarı olsun. 26.03.2026
Yusuf SADIK, Eğitimci, Yazar, Gazeteci, Demokrat Gümüşhane Gazetesi GYY