Gümüşhane
Kapalı
9°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,6337 %0.27
51,6013 %-0.2
6.704,43 % 0,27

Yeraltından Zirveye: Gümüşhane’nin İki Kanatlı Kalkınma Modeli

YAYINLAMA:

Gümüşhane’nin geleceğini tek bir kulvara hapsetmek yerine, çok boyutlu bir kalkınma vizyonuyla ele almak gerekir. Geçmişte sözünü ettiğimiz yazılarda altını çizdiği gibi mesele, doğru planlama ile her ikisi de diye bilme cesaretidir. Özellikle Hodri Meydan, Başka Mastra Yok, Maden ve İnsan ve Turizm x 100 = 1 x Metal yazılarının ortak fikri, yeraltı zenginlikleri ile yerüstü değerlerinin çatışmak zorunda olmadığı, aksine birbirini besleyebileceği olgusuydu. 

Dünyadan, özellikle ABD’nin Colorado eyaletinden bir örnek vererek, aynı ekonomik-ekolojik havza içinde çakışmadan yönetilen iki faaliyeti kısaca anlatmak istiyorum. 

Colorado’da Copper Mountain (Bakır Dağı Kayak Merkezi) ile birkaç kilometre ötedeki Climax molibden madeni, aynı coğrafyada turizm ile madenciliğin birlikte var olabileceğinin somut bir örneğidir. Bir yanda kayak turizmiyle küresel ölçekte marka olmuş merkezler, diğer yanda ise yalnızca birkaç kilometre ötede faaliyet gösteren devasa maden işletmesi. Bu iki yapı birbirini yok etmek yerine birlikte var olabilmektedir. Çünkü mesele zihniyet; yani kaynakları tüketmek değil, doğru yönetmektir.

Bu coğrafyada özellikle de bir kayak sporcusu var ki! İsmi; Mikaela Shiffrin, Spor kariyerinde Alp Disiplini Dünya Kupası (FIS World Cup) yarışlarında 109 galibiyet elde etti, 2 veya 3 kez olimpiyat şampiyonu oldu ve hem kadınlar hem de erkekler arasında tüm zamanların rekoru kırdı ve halen daha bu rekorları devam ediyor. Peki bu kız 5 yaşında kayak sporuna nerde başladı dersiniz? Colorado Vail kasabasında, yani dünyanın en önemli molibden madenlerinden biri olan Climax madeni etrafındaki kayak merkezlerinde! Emin değilim ama bu kız belki de 1879 yılında keşif edilen ve halen çalışmaya üretmeye devam eden bu madende çalışmış bir madencinin torunu, akrabası, köylüsü veya hemşerisi. Amma belli ki aynı ekolojik havza içinde katma değerli ürün üretilen ne bu maden nede bu spor branşındaki üstün başarı, tesadüf değil!

Colorado örneği bize şunu açıkça gösteriyor: mesele “maden ya da doğa” ikilemine sıkışmak değil, ikisini aynı anda yönetebilecek aklı kurabilmektir. Aynı dağ kuşağında bir kayak merkezi varlığını sürdürürken, birkaç on kilometre ötede Climax Molibden Madeni gibi dev bir maden sahası da üretimine devam etmektedir. Üstelik bu yapı, “ya turizm ya madencilik” diye birbirini yok eden bir çatışma üzerinden değil; sıkı çevresel denetimler, su yönetimi, arazi rehabilitasyonu ve karbon azaltım politikalarıyla birlikte işletilmektedir. Yani doğa tamamen dışlanmamış, madencilik de tamamen reddedilmemiştir. Tam tersine, aynı coğrafya içinde farklı ekonomik fonksiyonlar, planlama ve regülasyon ile bir arada tutulmuştur.

Gümüşhane de benzer bir kavşakta duruyor. Bir tarafta yıllardır ekonominin bel kemiğini oluşturan madencilik faaliyetleri, diğer tarafta ise henüz tam anlamıyla değerlendirilememiş turizm potansiyeli. Süleymaniye Mahallesi’nde veya Gümüşhane’nin diğer önemli turizm alanlarında planlanan ve güncelde var olan kayak merkezi/merkezleri, aslında bu iki alanın kesişim noktası olabilecek stratejik bir hamledir. 

Madencilik çoğu zaman tek boyutlu bir bakış açısıyla ele alınıyor. Oysa doğru yapıldığında yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir kaldıraçtır. İstihdam sağlar, altyapıyı geliştirir, bölgeye teknik bilgi ve yatırım çeker. Lakin kritik olan “çevre ve insan” faktörüdür. Maden varsa insan için vardır; insan yoksa madenin bir anlamı yoktur. Dolayısıyla madencilik faaliyetlerinin doğayla ve toplumla barışık olması, bu dengenin temelidir.

Turizm ise farklı bir dinamiktir. Daha yaygın bir gelir dağılımı sağlar, şehrin kültürel kimliğini ön plana çıkarır ve sürdürülebilirlik açısından uzun vadeli bir katkı sunar. Ancak tek başına turizmle bir şehri güçlü kılmak çoğu zaman zordur. Çünkü turizm mevsimseldir, dalgalanmalara açıktır ve dış etkenlere bağımlıdır.

İşte bu noktada Gümüşhane için asıl fırsat doğuyor: madencilik ve turizmi birbirine rakip değil, tamamlayıcı olarak görmek çok önemlidir. 

Geliştirmeye çok açık mevcut Zigana kayak merkezi, Süleymaniye’de veya başka bir alana kurulacak yeni kayak merkezleri, yalnızca kış turizmini canlandırmakla kalmayacaktır. Aynı zamanda şehrin marka değerini artıracaktır (Zaten Zigana Kayak Merkezi bunun ispattır). Bununla birlikte yatırım ve ziyaretçi çekerek, genç nüfusun şehirde kalmasını teşvik edecektir. Ayrıca madencilikten elde edilen gelirler ile bu tür turizm yatırımlarını çok daha efektif finanse edebilecektir. Aslında turizm; madenciliğe yönelik önyargıları dengeleyebilecek ciddi bir halkla ilişkiler faaliyeti olarak, görev dahi üstlenecektir. Bu iki sektörün birlikte var olması, aslında bir “çarpan etkisi” yaratır. Bu iki alan birlikte yönetildiğinde ortaya çıkan toplam değer, bu basit matematiğin çok ötesine geçer.

Bir şehrin kalkınma ve bir ülkenin “süper güç” olma iddiası varsa, bu iddia tek bir sektöre yaslanarak gerçekleşmez. Gerçek güç; çeşitlilikten, denge kurabilme becerisinden ve kaynakları akıllıca yönetebilmekten gelir. Almanya’nın sanayiyle, İsviçre’nin finans ve turizmle, Kanada’nın doğal kaynaklarla ve teknolojiyle büyümesi tesadüf değildir. Çoklu kalkınma modelini benimsemelerinin sonuçlarıdır. 

Gümüşhane için de yol haritası nettir:

  • Madencilik sürdürülebilir, şeffaf ve çevreyle uyumlu şekilde devam etmelidir
  • Turizm, özellikle Süleymaniye gibi tarihî ve coğrafi avantajlara sahip alanlarda stratejik olarak geliştirilmelidir 
  • Bu iki alan birbirini dışlamak yerine destekleyecek şekilde planlanmalıdır 

Sonuç olarak mesele, “maden mi turizm mi?” sorusu değildir. Asıl soru şudur: “Bu iki güç birlikte nasıl yönetilecektir?”

Eğer bu soruya doğru cevap verilebilirse, Gümüşhane yalnızca bölgesel bir aktör değil, Türkiye’nin kalkınma modeline örnek gösterilen bir şehir haline gelebilir. Çünkü gerçek kalkınma, tek sesli değil; çok sesli bir orkestradır. Ve o orkestrayı uyum içinde yönetebilenler, geleceği inşa edecektir. 

Bu mesele, günübirlik akıl ve güç oyunlarına kurban edilemeyecek kadar önemlidir. Bu nedenle konu, atanmışlar ve seçilmişlerden bağımsız, uzun vadeli bir vizyonla ele alınmalıdır. Çünkü isimler değişir, koltuklar değişir; ancak doğru kurulan sistemler kalıcıdır. Asıl soru şudur: Biz geçici tartışmaların mı, yoksa kalıcı bir geleceğin mi peşindeyiz?

 

Rasim Taylan KARA

Jeofizik Müh. 

Jeoloji Yüksek Mühendisi 

Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonu (Umrek) Yetkin Kişisi

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız