Gümüşhane
Parçalı bulutlu
6°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,6027 %0.03
51,5659 %0.07
6.664,00 % 0,04
DARAĞACINDAKİ HUKUK

DARAĞACINDAKİ HUKUK

YAYINLAMA:

Bir hukuk düzeni düşünün…

Hakim işgalci, savcı işgalci, asker işgalci… 

Sanık ise işgal altındaki halkın bir ferdi.  Böyle bir sistemde yargılanan sanığın sonu baştan bellidir: Ölüm. Bu durum hukuk veya yargılama olmayıp, hukuk kılıfıyla kurulan bir darağacıdır.

30 Mart 2026 tarihinde İsrail Meclisi (Knesset) tarafından kabul edilen “Filistinli Esirlere Yönelik İdam Yasası”, uluslararası hukuk normlarını yok etme sürecinin bir parçası ve bir halkın topyekûn imhasına yönelik sinsi bir “hukuki kılıf”tır. Bu soykırım yasası, İsrail’deki zalimlerin vicdanlarını artık tamamen kaybettiğini ve hırsını artık yalnızca elinde bulunan masumlardan çıkarmaya çalıştığını göstermektedir.

Dünya kamuoyunun gözden kaçırdığı en kritik husus şudur: Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin 68. maddesinin 2. fıkrası, işgalci bir gücün ancak işgalden önce o topraklarda var olan yasalar idamı öngörüyorsa bu cezayı verebileceğini emreder. Filistin topraklarında işgal öncesi hukukta bu karşılık yoktur. Dolayısıyla bu yasa, uluslararası insancıl hukukun temeline vurulmuş bir darbedir ve yoruma kapalı bir ihlaldir.

İsrail’in Filistinlilere yönelik idam düzenlemesi, işgal hukukunun, yaşam hakkının ve adil yargılanma ilkelerinin aynı anda ihlal edilmesi anlamına gelir. İşgal hukukuna göre işgalci güç, işgal altındaki sivillere karşı ağır cezalar uygulayamaz. Ölüm cezası ise en istisnai durumlarda ve tam adil yargılama güvenceleri altında mümkündür. Oysa Filistinlilere yönelik yargılamalarda, hukuktan uzak askeri mahkemeler, gizli deliller, sınırlı savunma hakkı ve uzun gözaltılar söz konusudur. Böyle bir zeminde verilen idam kararı, hukuki bir hüküm değil, siyasi infazdır. 

Dahası bu karar, ayrımcılık yasağını da zedeler. Ceza hukuku kimliğe göre uygulanamaz. Eğer bir ceza fiilen yalnızca Filistinlileri hedef alıyorsa, burada hukukun evrenselliğinden söz edilemez. Bu durum suç yerine kimliğin yargılandığı bir düzendir. Kimliğin yargılandığı yerde adalet olmaz; yalnızca zulüm olur.

İdam cezası aynı zamanda toplu cezalandırma mantığını besler. Amaç adaleti sağlamak yerine, bir toplumu sindirmek olursa; ceza bireysel olmaktan çıkar, siyasal bir araca dönüşür. Bu durumda hukuk yerine baskı egemen olur. Hukuk korku üretmez, güven üretir. Darağacı kuran bir sistem ise, güven yerine yalnızca öfke üretir.

Ancak bu tablonun en çarpıcı yönü, uluslararası toplumun sessizliğidir. Bu sessizlik, hukukun en büyük zafiyetidir. İşgal altındaki bir halk için idam kararı alınırken güçlü bir tepki verilmemesi, hukukun evrenselliğini aşındırır. Bugün sessiz kalınan ihlal, yarın başka coğrafyalarda emsal olur.

Sessizlik tarafsızlık olmayıp, ihlalin sürmesine verilen örtülü onaydır. Eğer bir devlet işgal altındaki nüfusa idam cezası uygulayabiliyor ve ciddi bir baskı ya da yaptırımla karşılaşmıyorsa, bu durum uluslararası hukukun artık tamamen bittiğini gösterir.

Siyonist İsrail, soykırım kararıyla idam sehpasına hukuku ve insanlığı getirmiştir. Uluslararası toplum bu karara sessiz kaldıkça, soykırım suçuna da ortak olmaktadır. Ukrayna’da ayağa kalan dünyanın; Bosna, Gazze, Filistin, Doğu Türkistan ve İran’da sessiz kalmasını ibretle izliyoruz. 

En ibret verici olan ise İslam aleminin sessizliği. Sıra kendilerine gelinceye kadar…

06.03.2026  Av. Ali Haydar DERELİ

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız