Gümüşhane
Parçalı bulutlu
-0°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,5877 %0.15
52,0931 %0.22
6.769,53 % 0,19
Evlerin Gözleri

Evlerin Gözleri

YAYINLAMA:

Evlerin Gözleri

Sabaha karşı mıydı bilmiyorum
yoksa akşamüstü müydü
belkide gece yarısı
bilmiyorum
girdi odama pencereler
perdeli perdesiz...

(N. Hikmet)

Kültürel mirasımızın önemli unsurlarından biri olan kırsal yerleşimler; tarih boyunca toplumların yaşam biçimlerini, üretim ilişkilerini, sosyal yapısını ve çevreyle kurduğu ilişkiyi yansıtan geleneksel mimari dokulara sahiptir. Geleneksel Türk evleri de bu bağlamda, hem mimari karakterleri hem de iç mekâna ilişkin ayrıntılı yapı elemanlarıyla kültürel mirasımızın en dikkat çekici örnekleri arasında yer alır.

Geleneksel Türk evlerinin biçimlenişi; doğal çevre koşullarından toplumsal değerlere, üretim biçimlerinden yerel ustalık geleneklerine kadar uzanan geniş bir etkileşim ağı sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu evlerin plan kurgusunu, sokakla kurduğu ilişkiyi, yapı malzemesini ve konumlanışını belirleyen unsurlar arasında coğrafya, iklim, arazi eğimi, manzara yönelimi, mahalle dokusu ve komşuluk ilişkileri gibi faktörler önemli rol oynar. Buna rağmen, farklı bölgelere ve farklı iklimlere uyarlanmış olsa da Türk evlerinin genel olarak ortak kültürel kodlara, geleneksel yaşam anlayışına ve mahremiyet kavramına uygun şekilde tasarlandığı görülür.

Bu tasarım öğeleri içinde özellikle dikkat çeken kültürel bir unsur da halk arasında “kim geldi penceresi” olarak bilinen küçük pencerelerdir ile konutun diğer pencereleri vardır. Eski Türk mimarisinde güvenlik, mahremiyet ve sosyal hayatın düzenlenmesi açısından işlevsel bir yapı elemanı olarak ortaya çıkan bu pencereler, kapı açılmadan önce dışarıdakinin kim olduğunun görülmesini sağlar. Genellikle evin giriş kapısını gören bir konumda, çoğunlukla ikinci katta yer alan bu küçük kim geldi pencereleri, yalnızca işlevsel amaçlarla değil, aynı zamanda estetik ve ustalık gerektiren ince bir ahşap işçiliğiyle yapılmıştır.

Kim geldi pencerelerinin tasarımında kullanılan sık kafesli ahşap örgü sistemi, içeriden dışarının rahatlıkla görülmesine olanak tanırken, dışarıdan bakıldığında iç mekânın görünmesini engelleyecek biçimde düzenlenmiştir. Bu özellik, Türk evlerini karakterize eden en önemli ilkelerden biri olan mahremiyet kavramının mimariye nasıl yansıdığının da somut bir göstergesidir. Kimi zaman eve cumba yapılamayan ya da mevcut cumba penceresinin kapı girişini göremediği durumlarda bu pencereler özellikle tercih edilmiştir. Bu nedenle kim geldi pencereleri, hem zorunluluktan doğan hem de geleneksel yaşamın gereksinimlerini karşılayan pratik bir çözüm olarak değerlendirilebilir.

Bu açıdan Pencereleri sadece bir mimari öğe olmaktan çok, dönemin sosyal yaşam düzenini, güvenlik anlayışını, toplumsal ilişkilerini ve ev içi hiyerarşisini yansıtan kültürel bir parçası olarak değerlendirilebilir. Hem ahşap işçiliğinin inceliğini hem de kültürel yaşamın inceliklerini ortaya koyan bu yapı elemanı, geçmişten günümüze taşınan mimari mirasımızın değerli ayrıntılarından biridir. Pencereler evlerin gözlerdir, onlara karateristik yüzler verirler. Kimi mahmur bakar, kimi pırıl pırıl ışıldar, kiminin örtülüdür perdeleri, kimi sırlıdır içini saklar göstermez. Bazıları tertemiz kar beyazı tüllü, seten, goblen perdeli pencereler evde titiz bir hanımın yaşadığını söyler. Bazıları kirden buza dönüşmüştür, pervazlarından örümcek ağları sarkar böyle evlerde gamlı yada hasta insanlar yaşar. Hamarat hanımların pencerelerinde perdeler dantellidir. Dikkatli baktığınızda evin kalabalık mı tenha mı olduğunu içinde yaşayanların yaşamlarını ve yaşlarını size fısıldar pencereler. Geleneksel ahşap evlerde cam ile ahşabın birlikteliğidir pencere. Etrafında olup bitenden haberdardır. Eskiden birbirine yaslanarak duran ahşap cumbalı evlerde pencere önü sedirlerden dışarıyı izleyen kadınlar, çocuklar ve yaşlılar hayatla göz temasını bu sayede sürdürür, mahallerindeki yaşama ve yaşanan hikayelere oradan şahitlik ederlerdi.

Cumba, bina zemininin üstündeki katlardan oda veya sofanın bina esas bedeninden sokağa dışarı doğru taşmış, üstü ve etrafı örtülü biçimine denir. Küçüklerine “şahnişin” veya “şahniş” de denilen cumbaların üç tarafı pencereli olup burada oturularak sokak seyredilir. Aile hayatının gizliliğine verilen öneme göre mahremiyeti sağlamak amacıyla ve iklimsel açıdan dış ortama oldukça kapalı tutulan zemin katlara karşın, üst katlar sokağı daha iyi görebilme ve algılama açısından sokağa taşabilmiştir. Böylelikle, asıl yaşama alanı olan oda ve sofaların boyutları daha çok büyütülebilmiş, ev bu cumbalar sayesinde kendini sokağa bağlayan bir yaşam biçimine kavuşmuştur. Geleneksel Türk evinde en yaygın görülen bu cumba türü oda cumbalarıdır, odaların sokağa bakan cephelerinde kullanılmıştır. Cumbalar sayesinde odalarda zengin bir bakış açısı yaratılmış, günün her saatinde gün ışığından yararlanma imkânı sağlanmıştır. Sofa cumbaları ise genellikle sofanın cepheye bakan yüzünde bulunmaktadır. Evin birden fazla cephesinin bulunması durumunda sofanın sokağa bakan cepheleri öne doğru çıkma yaparak cumba ile sonuçlandırılmıştır. Anadolu’da “taht”, “seki” veya “köşk” ismi verilen bu sofa çıkması, pahlanmış iki oda kapısının arasında kalan kısım veyahut bir odanın geriye çekilmesiyle sofaya eklenen kısımdır. Üst kat veya orta kat seviyesinde, cephenin ortasında yer alan sofa cumbası, aynı zamanda alt katın ortasında yer alan ana giriş kapısı ile girişe anıtsallık kazandırmıştır.

Oda ve sofaların cumbalarında sabit halde bulunan “sedir” denilen ahşap oturma elemanları bütün çıkmayı kapladığında geniş bir oturma alanı oluşmuştur. Cumba, geleneksel Türk toplumunda aile toplum arasındaki mahremiyet ilişkisini de anlatır. Eskiden kalma karakteristik bir mahallede evlerin birbirlerine olabildiğine sokulmalarına karşın, kullanıcılar birbirlerinin mahremiyetlerine saygılı davranmışlardır. Bu nedenle “komşuya pencere açmama” anlayışıyla cumbanın geniş yüzü, karşı komşuyu görmemesi için ya sağır tutulup göz hizasının üstünde pencerelerle aydınlatılmış, ya da pencereler ahşap kafeslerle kapatılarak içerinin dışarıdan görülmesi engellenmiştir. Ayrıca, insanın iyi görme ve iyi işitme sınırlarını gözeten ölçülerde ele alınan bu mekânlar, sabit özellikli sedirler ve hareketli minderlerle kişiler arası uzaklıkların ayarlanmasına en iyi imkanı sağlamaktadır. Türk evi esasen kadının mekanıdır, evin hakimi kadındır. Orda onun zevkleri, alışkanlıkları, inceliği, gayreti konuşur. Evin içi planlanırken evin hanımı adına özelleştirilmiş, kullanım kolaylığı düşünülmüş bir çok alan oluşturularak mahremiyeti korumak amacıyla içe dönük tasarlanmıştır. Balkon ve veranda Türk evine sonradan eklenmiş unsurlardır, balkon genellikle hali vakti yerinde ailelerin yalılarına dekoratif unsur olarak eklenmiştir. Lakin evlerin gözleri insanların kalpleri gibi açıktır, dar uzun ve bölünmüş pencereler geleneksel Türk evinin özelliğidir.  Pencerelerin yerden yükseklikleri oldukça alçak olan sedir ya da yer minderlerine oturulduğunda dışarıyı görebilecek şekilde ayarlanırdı.

Geçmişte en çok aşıkların nöbet yeriydi pencereler, sevgili gelip geçecek diye beklenirdi gece gündüz. Hayatın seyirlik yanını da temsil eder pencereler. İnsan orda oyuncu değil sadece izleyicidir. Varlığından dışardakiler hiç haberdar olmasa bile evden güvenlik içinde dışarıya bakar, gördükleriyle kendi yaşamını anlamlandırır, zihninde kurduğu hikayeyi, kendi hikayesine ekler. İçimizde bazı pencerelerin açılması yada perdelerin kapanması nerdeyse bir ömür alır. Evler evlerin üstüne kat kat bindi ve apartman oldu. Bütün cepheleri balkon ve pencere kaplı konutlar yaptık. Bununla birlikte sokakla ilişki en aza indi bu binalardan sokağı izleyemez olduk. İzlesekte gördüklerimizi anlayamıyoruz hele hikayesini hiç duyamıyoruz.

Bu caddelerde araba ve insan kalabalığının içinde ve büyük karmaşada kimse seçilmiyor artık. Pencere pervazına oturup dışarıyı izlediğimiz zamanların çocukluk sabahları gelir akla. Sokaktan geçen simitçinin sesi, ramazanda uzaktan gelen bir topun tok vuruşu, rüzgârla dans eden perde… Her şey sanki o pencerenin çerçevesine sıkışmış geçmiş zaman gibiydi. Ve bazen bir pencere, sadece dışarıyı göstermez; insanın içini de açardı. Yıllar sonra bile, aklına geldikçe yüzünde küçük bir tebessüm bırakan o sade, sıradan, ama bir o kadar unutulmaz pencere… 

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız