KURTARICI
Beyaz atlı prens nerede, ya da kurbağa dönüşecek mi istediğimiz forma?
Peki, Kaf dağının arkasında bizi bekliyorlar mı? Gelin size yaşamın sırrını verelim diyen azizler mevcut mu? Olabilir, kısmen evet diyebiliriz bu soruları cevaplarken, hepimiz bir sihirli değnek olsa da bana bir dokunsa deriz. Ne de güzel olur değil mi…
Şöyle her şey istediğimiz gibi olsa ve de gerçekleşse.
Sanırım büyülü el sevgi, bu öyle bir dokunuş ki telafi ediyor, onarıyor ve yeşertiyor.
Bir de şu acı olan gerçekler yok mu, onlarla da yüzleşince, aman aman dönüşü olmayan engin bir yola çıkmış oluyoruz.
Zıtlıklar dünyasında yaşıyoruz, iyi ve kötü, güzel ve çirkin, sakin ya da öfkeli….
Asıl başarı içimizde kopan savaşlarda, fırtınalarda ve de karşıtlıklar içinde dengeyi bulup, müstakim olmayı yakalamakta yatıyor…
Kurtarıcı içeride. Tamda aynadaki gördüğün gözde, ağladığın zaman dokunduğun yanakta, taradığın zaman saçlarını avuçlarında, güldüğün zaman çehrende …
Uzaklarda aramaya gerek yok. Ne dersiniz?
Çözüm odaklı olmak insana çok şey katabiliyor. Mesela annelerimiz. Hep onlardan destek görmek isteriz, muhtacızdır onların iki sevgi dolu cümlesine. Gelelim çözüm süreci için yaptığı küçük bir örneğe. Evde yemek yapılacak, malzeme eksik ama o ne yapar ne eder eldeki olanla harika bir sofra koyuverir ortaya. Şaşırıp kalırsın ve parmaklarını yersin. Çünkü anne yada çözüm odaklı insan üretici ve oluşturucu olur, takılıp kalmaz, akış devam ediyor der, bir sonraki hamle ne olmalı diye düşünür.
Kurtarıcı güç içimizde oluşumunu tamamlayıp çıkarken, bu dönüşümü bir dikenli çubuğun pamuklar içerisinden çekilişi şeklinde düşünebiliriz, zorlayıcı ve zahmetli olabiliyor. Karanlık yani gölge taraflarımız bizi zorlayabilir. Temizlenmek ise en çok da kendimizle yüzleşince oluyor.
Yani güzel insan ilk önce bataklığa saplı olabilir, sonra çöllerde kavrulabilir ve nihayetinde seraba erişebiliriz … Umut her zaman vardır ve rehber kurtarıcı, özümüzde saklı olarak bizi beklemekte. Yeter ki onu keşfetmeyi bilelim…
Selamlar, sevgiler…
Sümeyra DURSUN