POLİSİMİZİN SESSİZ FERYADI
Trabzon’dan yazdığını ve kendisinin polis memuru olduğunu söyleyen okurumuzdan, dikkat çekici bir WhatsApp mesajı aldım.
Mesajın içeriğini çevredeki tanıdık polislere sorduğumda aynı durumu onlardan teyit edince, sorunların çözümü için İçişleri Bakanımıza göndermek ve onların yaşadıklarını anlayabilmemiz adına siz değerli okurlarla paylaşmak istedim.
İçeriğine dokunmadan, yalnızca yazım hataları düzeltilmiş ve tekrarlar çıkarılarak akıcı hâle getirilmiş şekliyle polis okurumuzun mesajı:
“Avukatım, iyi günler dilerim.
Ben, vatanına ve milletine yürekten bağlı bir polis memuruyum. Bu uğurda canımı vermekten de kaçınmam. Yazdıklarınızdan anladığım ve araştırmalarımdan öğrendiğim kadarıyla siz de aynı görüştesiniz.
Samimiyetinize ve bunu siyasi malzeme yapmayacağınıza inandığım için, mesleki sorunlarımızı yansıtmanızı istiyorum.
Her yıl aynı sahneyi yaşıyoruz.
Nisan ayı geliyor, Polis Haftası kutlanıyor. Mikrofonlar kuruluyor, kürsüler hazırlanıyor ve o tanıdık cümle yeniden kuruluyor:
“Polislerin hakkı ödenmez.”
Doğru, ödenmiyor.
Ama mesele bu cümlenin bir övgü olması değil;
bir gerçeğin itirafı olması.
Aylık ortalama 210 saat çalışıyorum. Bunun neredeyse yarısı gece. Yani hayatımın önemli bir kısmı uykusuzlukla, düzensizlikle ve sürekli görev hâliyle geçiyor.
Yıllardır aynı şeyleri duyuyoruz: “Çalışmalar devam ediyor.”
Peki değişen ne?
Sorun aslında çok basit.
Anayasa açık: eşit işe eşit ücret.
Ya çalıştığımız kadar ücret verilsin ya da bu kadar çalıştırılmayalım.
Ama bizde ne oluyor?
Çalışma var, karşılık yok.
Bir maç görevine gidiyoruz. Aynı sahada özel güvenlik görevlisi de var. Maç bitiyor, o ücretini alıp gidiyor. Biz ise daha uzun süre görev yapıyoruz ama tek kuruş almıyoruz.
Üstelik çoğu zaman verilen kumanya bile insan onuruna yakışır durumda değil. Soğuk, bayat, hatta yenmeyecek hâlde.
Geçen bir maçta verilen köfteyi köpeğe attım; kokladı ama yemedi.
Evde çocuklarıma polis haberlerini izletmek istemiyorum. Çünkü soruyorlar:
“Bu kadar çalışıyorsun ama neden maaşın yetmiyor?”
Cevap veremiyorum.
Bugün bir polis ortalama 80 bin TL maaş alıyor.
Kira en az 20 bin TL.
Günde 12 saat çalışan bir insanın düzgün bir öğün yemesi 700-800 TL.
Üniversitede okuyan bir çocuk varsa aylık en az 20-25 bin TL gider.
Geriye ne kalıyor? Hiçbir şey.
Ben sigara içmem, lüksüm yok.
Ama yine de ay sonunu getiremiyorum.
Daha acısı var:
Her yıl meslektaşlarımızı kaybediyoruz. Birçoğu ekonomik ve psikolojik yükün altında eziliyor. Ama bu gerçekler konuşulmuyor.
Teşkilat yorgun, kırgın, mutsuz.
Ve bu sadece bir meslek grubunun sorunu değil. Bu, doğrudan toplumun güvenliğini etkileyen bir mesele.
Çünkü mutsuz bir polis, sadece kendisi için değil, toplum için de bir alarmdır.
Bizi yıpratan sadece iş yükü değil.
Kurum içi keyfi baskılar, mobbing, sürekli değişen beklentiler ve her olaydan sonra yargılanma korkusu…
Ama en çok ne yıpratıyor biliyor musunuz?
Verilen ama tutulmayan sözler.
Bir söz vardır:
“Bizi öldüren soğuk değildi; verilen sözlerin tutulmamasıydı.”
Bugün polis tam olarak bunu yaşıyor.
Artık mesele övgü ya da alkış değil.
Artık mesele emeğin karşılığının verilmesi.
Çünkü bir mesleğin hakkı gerçekten ödenmez deniyorsa, en azından o cümle gerçeğe dönüşmemelidir.
Lütfen sesimizi duyurun.
Polisin durumunu sayın bakanımıza ve sayın cumhurbaşkanımıza iletin.
Biz ülkemize sonuna kadar sahip çıkacağız.
Siz de bize sahip çıkın…”
01.05.2026 Av. Ali Haydar DERELİ