KIYMETLİ VELİLER, DEĞERLİ ANNELER, BABALAR VE SAYGIDEĞER ÖĞRETMENLER
Son yıllarda toplumumuzda ilginç bir akım hızla yayılıyor: mezuniyet çılgınlığı.
Eskiden mezuniyet denildiğinde akla üniversite gelirdi. Çünkü üniversite mezuniyeti, yılların emeğinin, mücadelesinin ve başarısının sembolüydü. Bir anlamı, bir ağırlığı, bir gururu vardı.
Bugün ise anaokulundan ilkokula, ilkokuldan ortaokula, ortaokuldan liseye kadar her geçiş dönemi adeta görkemli bir mezuniyet törenine dönüştürülüyor. Sanki çocuklarımız dünyanın en prestijli üniversitelerinden mezun oluyormuş gibi organizasyonlar yapılıyor, kıyafetler alınıyor, salonlar tutuluyor, fotoğraf çekimleri düzenleniyor.
Peki durup hiç düşündük mü?
Bu gösteriş yarışının aile bütçelerine yüklediği ekonomik külfeti...
Çocuklarımızın omuzlarına farkında olmadan yüklediğimiz beklentileri...
Ve en önemlisi, onların çocukluklarını ellerinden alışımızı...
Özellikle küçük yaşlardaki kız çocuklarının yetişkin birer manken gibi hazırlanması, ağır makyajlarla sahneye çıkarılması, yaşlarının çok ötesinde bir görüntüye büründürülmesi gerçekten düşündürücüdür. Oysa çocuk dediğimiz şey; doğallığıyla, saflığıyla, masumiyetiyle güzeldir.
Yüzlerine sürülen makyaj sadece bir renk değildir; bazen çocukluğun o eşsiz sadeliğini de gölgeleyen bir maskeye dönüşür.
Çocuklarımızı oldukları gibi sevelim.
Onları yetişkinlerin dünyasının gösteriş yarışına sürüklemeyelim.
Bırakalım çocuklar çocuk gibi büyüsün.
Bırakalım yanaklarındaki doğal pembelik, yüzlerindeki masum gülümseme, en pahalı kıyafetlerden ve en gösterişli organizasyonlardan daha değerli olsun.
Çünkü çocukluk bir daha geri gelmez.
Anne ve babaların gururu, çocuklarının ne kadar süslü göründüğünde değil; ne kadar mutlu, sağlıklı, ahlaklı ve özgüvenli bireyler olarak yetiştiklerinde saklıdır.
Gelin çocuklarımızın çocukluğunu kutlayalım; mezuniyetlerini değil.
Saygılarımla...