YİTİP GİDEN BİR ŞEHRİN HİKÂYESİ
Ne yazık ki Gümüşhane denilince akla artık kadim medeniyetler ya da o eşsiz yeşil vadiler gelmiyor. Artık şehrin adı, ‘göç’ ve ‘tükeniş’le anılıyor. Gelecek endişesiyle yüz binlerce evladını bağrından söküp atan bu kadim topraklarda, geride kalanlar ise ormanları ve köyleri maden ruhsatlarıyla delik deşik edilen bir coğrafyada direnmeye çalışan bir avuç insan. Evet, derdimiz Gümüşhane; derdimiz gelecek, çocuklarımız, torunlarımız…
Fakat bu kaçışın tek sorumlusunu madenler olarak görmek de büyük bir eksiklik olur. Zira esas yara, çok daha derinlerde, başka gerçeklerin kucağında yatıyor. Gümüşhane’de istihdam meselesi öylesine kronik bir hal almıştır ki, ne kentte büyük bir fabrika bacası tütmekte ne de orta ölçekli bir sanayi tesisi faaliyet göstermektedir. Bu kısır döngü, her gün onlarca gencin ekmek kavgası için yollara düşmesine sebep oluyor. İşsizliğin amansız çarkı geride yalnızca sessiz bir çaresizlik ve tükenmiş bir gençlik bırakıyor.
Ekonomik sıkıntılar tek başına değil; sosyal hayatın yoksunluğu da şehri terk edenler üzerinde ayrı bir ağırlık taşıyor. Gümüşhane’de gençlerin ve ailelerin vakit geçirebileceği kafe, sinema, tiyatro ve sosyal tesis sayısı oldukça düşük. Oysa bir şehri ayakta tutan, insanların bir araya gelip nefes alabildiği mekânlardır. Sinema salonu olmayan, kültür sanatla yoğrulacağı bir sahnesi bulunmayan şehir, gençlerini kendine bağlayamaz. Üniversite öğrencisi bile bu boşlukta kendini yabancı hisseder. Bu yalnızlık, insanı şehre değil, ilk fırsatta başka diyarlara kaçmaya iter.
Ne var ki bu sosyal kuraklığın bir de coğrafi boyutu vardır. Şehir, dağlık bir alana kurulmuştur. Bu durum düz alanların azlığına ve yeni yaşam merkezlerinin kurulmasının önünde ciddi bir engel teşkil eder. Vadi tabanlarına sıkışmış yerleşim, imarı zorlaştırır, yatırım maliyetlerini artırır ve ulaşımı dert eder. Ne bir meydanı genişletebilirsiniz ne de bir parka ferahlık katabilirsiniz. Dağlar şehri adeta kuşatmıştır. Bu engebeler yatırımcıyı ürkütür, sanayiciyi kaçırır ve şehri doğal bir çıkmaza sürükler.
Bu çıkmazın en acı hikâyelerinden biri de umutla gelip yarım kalan öğrenci öyküleridir. Gümüşhane Üniversitesi, ilk etapta genç seslerle şehri canlandırır, esnafa nefes aldırır. Ancak mezun olan gençler iş bulamadığı için şehri hızla terk eder. Sosyal yönden suskun, iş imkânından yoksun bir şehir, genç beyinlerini bağrında tutamaz. Giden gider, kalan da gidenin ardından hayıflanır.
Değerli dostlar, bütün bunlar aslında birbirini doğuran bir zincirin halkalarıdır: Madenle yitip giden doğa, istihdamla azalan umut, sosyal alanlarla kuruyan neşe, coğrafyayla çetinleşen hayat ve sonunda mezun olup giden gençler…
Temennim odur ki bu kadim şehir yalnızca göçün değil, dirilişin de adresi olsun. Devlet eliyle hayata geçirilecek istihdam hamleleri, sosyal dokuyu canlandıracak kültür yatırımları ve doğayı talan etmeyen akıllı politikalar Gümüşhane’ye yeniden can versin. Bu hayal için atılacak her adım, geleceğe yapılmış en kıymetli yatırım olacaktır. Gümüşhane’yi hak ettiği geleceğe kavuşturmak, hepimizin ortak vefa borcudur.