17 Ağustos: Unutulmayan Gece
Bazı geceler vardır, üzerinden yıllar geçse de insanın yüreğinden hiç çıkmaz.
17 Ağustos gecesi de öyle bir geceydi.
Saatler 03.02'yi gösterirken Türkiye'nin büyük bir bölümü uykudaydı. Kimi ailesinin yanında, kimi çocuklarının başucunda, kimi ertesi günün telaşını düşünerek uyuyordu. Bir anda yer sallandı. Duvarlar çatladı, evler yıkıldı, hayatlar bir gecede değişti.
O gece herkesin bir hikâyesi vardı.
Kimi annesini kaybetti, kimi babasını, kimi evladını, kimi kardeşini...
Bizim köyümüzün öğretmenlerinden biri de o gece hayatını kaybedenlerin arasındaydı.
Ama 17 Ağustos sadece bizim köyümüzün acısı değildi.
O gece binlerce evde ışıklar söndü. Binlerce insanın yarını yarım kaldı. Sabah olduğunda insanlar sevdiklerinin sesini duyabilmek için enkazların başında bekledi.
Kimi bir el aradı taşların arasında...
Kimi bir ses...
Kimi yalnızca “Buradayım” diyebilecek bir nefes...
Ve sabah olduğunda Türkiye artık eski Türkiye değildi.
Aradan yıllar geçti.
Şehirler yeniden kuruldu, hayat yeniden başladı. Çocuklar büyüdü, insanlar evlerine döndü. Fakat o gecenin bıraktığı boşluklar hiç dolmadı.
Çünkü deprem yalnızca binaları yıkmaz.
İnsanın hayatındaki bazı yerleri de sonsuza kadar boş bırakır.
Bugün hâlâ Türkiye'nin deprem gerçeğiyle yaşıyoruz. Her deprem haberinde 17 Ağustos'un acısı yeniden uyanıyor içimizde.
Asıl mesele depremi unutmak değil; onun bize ne söylediğini unutmamak.
Sağlam evler, güvenli şehirler, bilinçli insanlar... Bunlar bir lüks değil, insan hayatının gereğidir.
Bugün 17 Ağustos'u anarken, o gece kaybettiğimiz bütün canları rahmetle anıyorum. Bizim köyümüzün öğretmenini de, o gece yarım kalan bütün hayatları da...
Allah bir daha ülkemize böyle büyük felaketler yaşatmasın.
Rabbim milletimizi, çocuklarımızı, ailelerimizi her türlü afetten korusun. Bir daha hiçbir anne evladının yolunu gözyaşları içinde beklemesin, hiçbir yuva acıyla susmasın.
Aradan kaç yıl geçerse geçsin, bazı geceler unutulmaz.
17 Ağustos da unutulmayacak.
Çünkü unutmak, yaşanan acılara sırt çevirmektir.
Unutmamak ise hem kaybettiklerimize vefa, hem de geleceğimize karşı sorumluluğumuzdur.