Gümüşhane
Açık
23°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,7590 %0.06
55,1696 %0.05
6.788,85 %1.26

Cemaat - Tarikat Sosyolojisi ve Kalkışmalar Tarihi Üzerine

YAYINLAMA:

Türkiye topraklarında inanç ve toplumsal yaşamın kesişim noktasında, resmî kayıtların ötesinde, kendine has bir sosyal doku bulunur. Tarihi süreçte pek çok isyana, başkaldırıya, kalkışmaya sahne olmuş cemaat ve tarikatlar, yer yer siyasallaşmış ve devletlerin geleceğini tehlikeye atmışlardır. Selçuklu döneminden itibaren özellikle Osmanlı Devleti döneminde pek çok isyana ön ayak olmuşlardır.

 

Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun idari ve siyasi omurgasını sarsan en büyük tehlike, şüphesiz ki Hasan Sabbah’ın önderliğindeki Bâtınîlik (İsmaili-Nizarî) faaliyetleriydi.

 

Alamut’un Fethi (1090): Hasan Sabbah’ın usta bir hamleyle Alamut Kalesi'ni zapt etmesi, Selçuklu coğrafyasının kalbinde devlete muktedir alternatif bir odak yarattı.

 

Abbasi-Sünni siyasi çizgisini hedef alan bu gizli yapılanma, başta devletin beyni sayılan ünlü vezir Nizamülmülk olmak üzere pek çok devlet ricalini ve ilim ehlini hedef alan ses getiren suikastlar düzenledi.

 

Sultan Melikşah başta olmak üzere Selçuklu kadroları bu asimetrik tehdide karşı hem askeri seferler başlattı hem de Sünni akideyi pekiştirmek maksadıyla resmi Nizamiye Medreseleri ağını ülke geneline yaygınlaştırdı.

 

Mısır eksenli Şii-Fatımi propagandasına ve İslam coğrafyasını kasıp kavuran mezhepsel çatışmalara karşı tavizsiz bir Sünni birlik kalkanı örüldü; sınırlar içindeki sapkın ve istikrar bozucu Karmatî zümrelerle kıyasıya bir tasfiye mücadelesi verildi.

 

Osmanlı İmparatorluğu tarihindeki dinî ve sosyal nitelikli ayaklanmalar; devlet otoritesinin zayıfladığı buhranlı demlerde, ekonomik daralmaların can yaktığı anlarda ve ideolojik-mezhepsel makasın açıldığı kritik eşiklerde patlak vermiştir.

 

Şeyh Bedreddin İsyanı (1416): Çelebi Mehmed devrinde sahneye çıkan bu hareket, Osmanlı tarihindeki ilk organize dinî ve sosyal karakterli ihtilaldir. Şeyh Bedreddin ile sadık talebeleri Börklüce Mustafa (Karaburun) ve Torlak Kemal (Manisa/Kütahya) öncülüğünde mülkiyetin sınırlandırılması, ortak mülk ve mutlak eşitlik gibi radikal fikirler etrafında geniş kitleleri peşinden sürüklemiş, devlet eliyle kanlı bir şekilde bastırılmıştır.

 

Şahkulu İsyanı (1511): II. Bayezid saltanatında Tekke yöresinde Safevî propagandası ve Kızılbaş-Şii tesiriyle kök salan bu devasa isyan, Anadolu'daki merkezi idarenin kılıcını körletmiş ve şehzadeler arasındaki şiddetli taht kavgalarının fitilini ateşlemiştir.

 

Baba Zünnûn İsyanı (1526): Kanuni Sultan Süleyman döneminde Bozok (Yozgat) sancağında zuhur eden; ekonomik sefalet ile dinî-mezhepsel motiflerin iç içe geçtiği tipik bir Anadolu isyanıdır.

 

31 Mart Vakası (1909): II. Meşrutiyet’in inkılabı rüzgârları henüz dinmemişken İstanbul'da meşrutiyet karşıtı ve "şeriat isteriz" nidalarıyla patlak veren gerici bir kalkışmadır. Avcı Taburlarının da fiilen katıldığı bu infilak, Selanik’ten gelen Hareket Ordusu tarafından kesin bir surette bastırılmıştır.

 

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu kadroları; bir yandan yeni rejimini inşa ederken, diğer yandan laik ve demokratik inkılapları hedef alan şeriatçı/irticaî motivasyonlu direnç odaklarıyla amansız bir mücadele vermek zorunda kalmıştır.

 

Şeyh Sait İsyanı ve Menemen Olayı: Genç Cumhuriyet’in inkılabî adımlarını sabote etmeyi amaçlayan, laik ve demokratik devlet düzenini doğrudan hedef alan dinî/şer'î kalkışmaların en kanlı ve kritik eşikleridir.

 

Milli Mücadele Dönemi Ayaklanmaları: Cumhuriyet ilanına giden yolda ve TBMM’nin açılış tescilinde (Düzce, Bolu, Hendek, Konya ve Delibaş Mehmet isyanları gibi); işgal devletlerinin ve elde ettikleri imtiyazları kaybetmek istemeyen zihniyetlerin "Din elden gidiyor" hamasetiyle kışkırttığı, memleketin kanını emen fitne hareketleridir.

 

Cumhuriyetin son kalkışması FETÖ adıyla 15 Temmuz 2016 gecesi olmuştur. Milletin Meclisine, askerine, polisine, köprüsüne, askerî ve tarihî önemi olan mekânlara ve halkın bizzat kendisine kurşun sıkacak kadar büyük bir kalkışma olmuştur. Dinci terör örgütü FETÖ, Türk devletini yıkmaya cüret edecek kadar haddini aşmıştır.

 

Birçoğu tarihsel geleneklere dayanan, kimisi ise toplumsal ihtiyaçlarla şekillenmiş olan bu yapılar, Türkiye’nin sosyolojik gerçekliğinin birer parçasıdır. Bu oluşumlar, yalnızca sayısal verilerden ibaret olmayıp, toplumun farklı kesimlerinde kendine yer bulan kültürel ve manevi yönelimleri temsil eder.

 

Günümüzde toplumun sosyal ağlarında ve tarihsel süreçte iz bırakmış olan başlıca yapıların genel görünümleri şu şekildedir:

 

Nurcu Gruplar (1–2 Milyon): Said Nursî’nin eserleri etrafında birleşen bu düşünce ve okuma halkaları, tek bir merkezden ziyade farklı yorum ve kollara ayrılan geniş bir yelpazeyi oluşturur. Yeni Asya, Meşveret, Okuyucular ve Yazıcılar gibi çeşitli kollar bu yapı altında değerlendirilmektedir.

 

Süleymancılar (700 Bin–1,5 Milyon): Eğitim faaliyetleri ve Kur’an kursları ile öne çıkan, özellikle yurt içindeki ve yurt dışındaki hizmet ağlarıyla bilinen köklü bir eğitim ve irşat geleneğidir.

 

Menzil Cemaati (700 Bin–1,5 Milyon): Nakşibendi geleneğinin Anadolu’daki yaygın kollarından biridir. Adıyaman merkezli olarak gelişen ve Türkiye’nin dört bir yanına yayılan bu yapı, son dönemdeki gelişmelerle birlikte farklı eğilimlere de evrilmiştir.

 

İsmailağa Cemaati (200–500 Bin): İstanbul merkezli olarak faaliyet gösteren, Nakşibendi-Halidi ekolüne bağlı, geleneksel yaşam tarzı ve kıyafet kültürüyle dikkat çeken bir topluluktur.

 

Erenköy ve Aziz Mahmud Hüdayi Çevresi (100–300 Bin): Vakıf kültürü, hayır faaliyetleri, eğitim hizmetleri ve ekonomik alandaki kurumsal yapılanmalarıyla bilinen, şehirli muhafazakâr kesimde etkili olan bir çevredir.

 

İskenderpaşa Cemaati (100–250 Bin): Mehmet Zahid Kotku ve izinden gelenlerin öncülüğünde, Türkiye’nin düşünce, kültür ve iş dünyasında uzun yıllardır varlık gösteren köklü bir topluluktur.

 

Işıkçılar (100–250 Bin): Hüseyin Hilmi Işık’ın görüşleri etrafında şekillenen, yayıncılık ve medya alanındaki faaliyetleriyle tanınan bir yapıdır.

 

Cerrahiler (20–100 Bin): İstanbul merkezli, Halveti-Cerrahi tasavvuf geleneğini sürdüren ve kültürel/sanatsal yönleriyle bilinen bir tasavvufi zümredir.

 

Unutulmamalıdır ki bu rakamlar, kesin resmî üyelik kayıtlarına değil, akademik araştırmalara, kamuoyu tahminlerine ve toplumsal görünürlüğe dayanan yaklaşık aralıklardır. Türkiye’deki bu tarz yapıların birçoğunun resmî bir dernek veya vakıf üyeliği sistemi bulunmamakta; mensubiyet ve sempatizanlık bağları esnek bir yapı arz etmektedir.

 

Bu tür yapıların toplumsal hayattaki rolleri, kamu düzeni, hukukun üstünlüğü ve liyakat ilkeleri çerçevesinde tartışılmakta; kimileri toplumsal dayanışma ve hayır faaliyetleriyle öne çıkarken, kimileri ise siyasi ve kamusal alanlardaki konumlarıyla eleştiri konusu olmaktadır. Aşağıdaki soruları siz cevaplayınız.

 

Sizce bu yapılar içerisinde; gösterişten uzak, bireysel ve toplumsal faydayı gözeterek yalnızca kültürel ve manevi değerleri yaşatmayı amaçlayan bir cemaat-tarikat var mı? 

 

Cemaat ve tarikat yapılanmalarının toplum üzerinde olumlu-olumsuz etkisi nedir?

 

Cemaat ve tarikatlar siyasallaşarak asıl işlevini terk etmeli mi?

 

 Cemaat ve tarikatlar halktan aldığını halka mı harcar?

 

Cemaat ve tarikatlar bu çağda gerekli mi?

 

Muzaffer ARSLAN

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız