Gümüşhane
Kapalı
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,1450 %0.08
55,3231 %-0.11
6.592,17 %-0.01
Köylerimizin Üzerine Sonbahar Çökünce

Köylerimizin Üzerine Sonbahar Çökünce

YAYINLAMA:

Evet kıymetli dostlarım…
Yine sonbaharın o kendine has güzellikleriyle hüzünlerini aynı anda yaşadığımız günlerdeyiz.

Tabiat sessiz sedasız sararıp solarken; ağaçların yaprakları birer birer toprağa düşüyor, akşamlar biraz daha erken kararıyor. Bizim köylerimizde ise sonbaharla birlikte hummalı bir telaş başlıyor.

Baharın gelişiyle akın akın köylerine koşan insanlar, şimdi başka bir telaşın içerisinde…

Tarlalarda, bahçelerde yetiştirilen mahsuller bir an önce toplanıyor. Kışlık yiyecekler hazırlanıyor, ambarlar dolduruluyor, turşular kuruluyor, erişteler kesiliyor, kurutmalıklar seriliyor. Her evde ayrı bir hazırlık, her hanede ayrı bir telaş var.

Ama bütün bu telaşın ardında, insanın içine çöken bir hüzün de var.

Çünkü biliriz ki bütün bu hazırlıklar tamamlandığında köylerimiz yavaş yavaş boşalacak…

İlkbahar ve yaz aylarında çocuk sesleriyle, sohbetlerle, kahkahalarla, kapı önlerinde oturan insanlarla, tarladan dönenlerin ayak sesleriyle canlanan köylerimiz, birkaç hafta sonra yeniden derin bir sessizliğe teslim olacak.

Kapılara kocaman kilitler vurulacak.

Pencereler kapanacak.

Sokaklar tenhalaşacak.

Bir zamanlar gün boyu insan seslerinin eksik olmadığı o yollar, kış boyunca yalnızca rüzgârın ve yağmurun sesini dinleyecek.

Her nekadar  köyden uzaklarda olsam bile, bütün bu görüntüler gözümün önünden geçiyor. İçimde tarif etmesi zor bir özlem, derin bir hüzün beliriyor.

Çünkü insanın zihninde öyle bir köy vardır ki… Orası yalnızca bir yer değildir.

Çocukluğumuzdur.

Anılarımızdır.

Büyüklerimizin sesidir; akşamüstleri kapı önlerinde yapılan sohbetler, sokaklarda oynayan çocukların neşesi, bayramlarda kalabalıklaşan evler ve yıllar boyunca biriktirdiğimiz nice güzel hatıradır.

Belki de bu yüzden köylerimizin sonbaharla birlikte sessizliğe bürünmesi, yalnızca bir mevsim değişikliği değildir bizim için.

Bir parçamızın da sessizliğe gömülmesidir.

Ama bu sessizlikte en çok da köyde kalanları düşünüyorum.

İnsanları değil sadece…

Hayvanları da.

Yaz boyunca kapı önlerinde mırıldanan kedileri, evlerin çevresinde dolaşan köpekleri, çocukların peşinden koşmaya alışmış o masum canları…

Bütün yaz boyunca insanların sevgisine, çocukların oyunlarına, sofralardan uzatılan bir lokma ekmeğe alışan o hayvanlar, bir anda kendilerini koca bir sessizliğin ortasında bulacaklar.

Bir evin kapısı kapanacak.

Ardından bir başka evin…

Sonra bir başkasının…

Ve belki de o kapıların önünde günlerce, haftalarca sahiplerini bekleyecekler.

Hayvan deyip geçmeyin…

Onların da alışkanlıkları, özlemleri ve duyguları var.

Bizi görünce sevinen, arkamızdan bakan, sesimizi tanıyan, kapımızın önünde bizi bekleyen o canların da kalpleri var.

Belki biz onlar için yalnızca birkaç aylık bir misafiriz.

Ama onlar için biz, koca bir yazın hikâyesiyiz.

Şimdi düşünün…

Yaz boyunca her sabah kapısını açan insanı gören bir köpek, o kapının kış boyunca açılmadığını nasıl anlamlandırır?

Her gün önünden geçen insanlara alışmış bir kedi, sokakların birdenbire neden sessizleştiğini nasıl bilir?

Biz insanlar, “Kış geldi, herkes şehre döndü.” diyebiliyoruz.

Onlar ise sadece bekliyor.

Belki bir kapının önünde…

Belki bir pencerenin altında…

Belki de yaz boyunca kendisine yemek veren bir insanın yeniden geleceği umuduyla…

İşte sonbaharın en ağır tarafı da burada başlıyor benim için.

Çünkü köyler yalnızca evlerden, tarlalardan ve yollardan ibaret değil.

Köyler; insanıyla, hayvanıyla, ağacıyla, toprağıyla bir bütündür.

Ve biz her sonbaharda köylerimizden ayrılırken, geride yalnızca tarlaları ve evleri değil, yaşanmışlıklarımızı da bırakıyoruz.

Sonra kış geliyor.

Kar yağıyor.

Rüzgâr, boş sokaklarda dolaşıyor.

Kilitli kapıların önünde kuru yapraklar birikiyor.

Ve koskoca köy, sessizliğin içine çekiliyor.

Belki de sonbaharın bize anlatmak istediği en büyük hikâye budur:

Bazı vedalar yüksek sesle yapılmaz.

Bir kapı sessizce kapanır, bir kilit usulca vurulur, bir kedi kapının önünde bekler, bir köpek uzaklaşan sahibinin ardından bakar…

Ve koskoca bir köy, kimse fark etmeden sessizliğe çekilir.

Biz şehirlerin kalabalığına dönerken, köylerimiz kışın sessizliğine teslim olur.

Ama insanın yüreğinde öyle bir yer vardır ki, kilidi hiçbir zaman vurulmaz o kapıya.

Çünkü bazı köyler vardır; insan oradan ayrılsa da, ömrünün sonuna kadar içinde taşır benim gibi.

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız