DERS ZİLİ ÇALDI: MİLLÎ EĞİTİM DAVASI BAŞLADI
Eylül Ayının 3. Haftası “İLK ÖĞRETİM HAFTASIDIR”
Bugün: 14 Eylül 2026…
Bir ülkenin geleceğinin sınıflarda yeniden yazılmaya başladığı gün.
Bugün ders zili yalnızca okullarda çalmıyor.
17 milyon öğrencinin heyecanı, 1,2 milyon öğretmenin sorumluluğu ve milyonlarca ailenin umudu aynı anda sınıflarda yankılanıyor..
2026-2027 eğitim-öğretim yılı hepimize Güzel Ülkeme hayırlı olsun.
Kara tahtanın karşısında tebeşir tutan öğretmenle, bugün akıllı tahtanın başında ders anlatan öğretmenin görevi özünde aynıdır:
Milletin geleceğini yetiştirmek!
Teknoloji değişti, sınıflar değişti, araçlar değişti. Fakat değişmeyen bir gerçek var:
Bir milletin istikbali, okul sıralarında oturan çocuklarının elindedir.
Atatürk'ün eğitim anlayışında öğretmen yalnızca ders anlatan kişi değildir. Öğretmen; aklı, vicdanı, bilgiyi ve millî şuuru çocuklarımızın dünyasına taşıyan insandır.
Bu nedenle 14 Eylül'ü sıradan bir “okullar açıldı” günü olarak görmemeliyiz.
Bu hafta, her yurttaşın bir ölçüde öğretmen, her öğrencinin de hayat boyu öğrenen bir insan olduğu büyük bir eğitim seferberliğinin başlangıcı olmalıdır. Hafta içinde yapılacak etkinlikler de bu gerçek kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
Hedefimiz açıktır:
Okuma-yazma bilmeyen tek bir vatandaşımız kalmayıncaya kadar çalışmak; bilenin bilgisini artırmak, bilmeyenin elinden tutmak.
Çünkü eğitim yalnız okul binasının içinde başlamaz.
Ailede başlar, okulda şekillenir, öğretmenle anlam kazanır ve toplumda karşılığını bulur.
Aile, öğrenci, okul ve öğretmen arasında sağlam, düzgün ve güvenilir bir bağ kurmak zorundayız.
Ama bu bağ öyle bir duvar olmalıdır ki;
cehaleti dışarıda bıraksın, bilgiyi içeri alsın.
Duvarın harcı sevgi, tuğlası bilgi, çatısı ise millî irade ve sorumluluk olsun.
Bugün çocuklarımızın eline yalnızca kitap vermek yetmez.
Onlara düşünmeyi, sorgulamayı, üretmeyi, doğruyu yanlıştan ayırmayı ve bu ülkeye karşı sorumluluk taşımayı da öğretmeliyiz.
Çünkü mesele yalnız sınav kazanmak değildir.
Mesele, hayatı kazanacak insan yetiştirmektir.
Ben ömrümün büyük bölümünü bu davaya verdim.
1956'da başlayan öğretmenlik yolculuğumda kara tahtanın önünde de durdum, idarecilik yaptım, Millî Eğitim Müdürlüklerinde görev yaptım. Köyde de, şehirde de, zor şartların hüküm sürdüğü bölgelerde de eğitimin ne demek olduğunu yaşayarak gördüm.
Şunu bütün samimiyetimle söyleyebilirim:
Millî eğitim, bir meslek meselesi değil; bir millet meselesidir.
Hatta daha açık söyleyelim:
Bu dava, milletimiz için bir ölüm-kalım davasıdır.
Çünkü eğitim kazanırsa Türkiye kazanır.
Eğitim ihmal edilirse yalnız bugünü değil, yarını da kaybederiz.
Öyleyse öğretmenlerimize güvenelim, öğrencilerimizin heyecanını büyütelim, ailelerimizi eğitim sürecinin ayrılmaz bir parçası yapalım.
Ve hep birlikte diyelim:
Ders zili çaldı.
Şimdi sıra bizde.
Kalem elimizde, kitap önümüzde, çocuklarımız sınıflarda…
Geleceği hep birlikte yazacağız.
Yeni eğitim-öğretim yılının öğretmenlerimize, öğrencilerimize, velilerimize ve aziz milletimize hayırlı olmasını diliyorum. “Pisa”Verilerindeki yükselişimizi de yürekten kutluyorum.
Unutmayalım:
Bir sınıfta yakılan eğitim ışığı, bir ülkenin ufkunu aydınlatabilir.
Eğitim davasına ömrünü vermiş bir eğitimcinin selamıyla…
Yusuf SADIK
Eğitimci, Yazar, Gazeteci, Emekli Millî Eğitim Müdürü.