GALAT-I MEŞHUR ZİHNİYETİ
Bir yanlışı kaç kişi söylerse doğru olur?
On kişi mi? Yüz kişi mi? Bin kişi mi?
Peki ya yıllarca tekrar edilirse?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Çünkü insan bazen gerçeği değil, alıştığı şeyi savunuyor. Bir sözün doğruluğunu araştırmak yerine, “Herkes böyle söylüyor” demeyi yeterli görüyor. Yanlış olduğunu fark ettiği hâlde vazgeçmiyor. Hatta zamanla o yanlışı savunmayı bir görev gibi görüyor.
Bunun dilimizde bir karşılığı var: Galat-ı meşhur.
Yani “yaygınlaşmış yanlış”. Bir kelime veya ifadenin aslında yanlış olduğu hâlde toplumda çok yaygın biçimde kullanılması…
Türkçede bunun birçok çarpıcı örnekleri var.
“Su uyur, düşman uyumaz” diyoruz. Oysa eski Türkçede “sü” kelimesi asker, ordu anlamında kullanılmıştır. Dolayısıyla sözün doğrusu “asker uyur düşman uyumaz” şeklindedir.
“Göz var, nizam var” diyoruz. Oysa doğrusu“Göz var, izan var.” İzan; anlama, kavrama ve değerlendirme yeteneği demek.
“Nizam” başka, “izan” başka.
“Su küçüğün, söz büyüğün” sözüde bunlardan biridir. Oysa aslı “Sus küçüğün söz büyüğün” şeklindedir.
Günümüzde boştan gelen boşa gider manasında kullanılan “haydan geldi huya gitti” sözünün asıl anlamı, “Hayy’dan gelir Hû’ya gider” olup, Allahtan gelen Allah’a gider anlamındadır.
Galat-ı meşhurların en kötü örneği ise “Baldız baldan tatlıdır” sözüdür. Aslında sözün doğrusu, “Daldız baldan tatlıdır” şeklindedir. Daldız; arıcılıkta kovandan bal almaya yarayan bir araçtır. Ancak bir harf değiştirilerek; kadının kızkardeşi olduğu için, dinen ve örfen erkeğinde kızkardeşi sayılan baldız hakkında kötü bir kullanıma dönüşmüştür.
Görüldüğü gibi birçok söz gerçek anlamının dışında yanlış kullanılmaktadır. Burada asıl mesele, yanlışın nasıl doğru muamelesi görmeye başladığı.
Fakat galat-ı meşhur yalnızca dilde karşımıza çıkmıyor. Bazen bir zihniyete dönüşüyor.
Önce bir yanlış ortaya çıkıyor.
Sonra tekrar ediliyor.
Tekrarlandıkça yaygınlaşıyor.
Yaygınlaştıkça sorgulanmaz hâle geliyor.
En sonunda da yanlışı söyleyene değil, yanlışı sorgulayana itiraz ediliyor.
Sonra biri çıkıp soruyor:
“Gerçekten öyle mi?”
İşte o anda itiraz başlıyor.
“Yıllardır böyle biliyoruz.”
“Herkes böyle söylüyor.”
“Bunca insan yanılıyor olamaz.”
Oysa olabilir.
Hatta tarihin bize öğrettiği en önemli gerçeklerden biri budur:
Kalabalıklar da yanılabilir.
Bir şeyin çok söylenmesi onu doğru yapmaz. Çok kişi tarafından savunulması da gerçeğe dönüşmesini sağlamaz.
Galat-ı meşhurun bize verdiği asıl ders belki de burada saklıdır.
Yanlış, tekrar edilerek doğru olmaz.
Sadece alışkanlık kazanır.
Alışkanlık ise zamanla zihniyete dönüşür.
İşte “galat-ı meşhur zihniyeti” tam da budur:
Yanlış olduğu için değil, alışıldığı için savunmak.
Doğru olduğu için değil, herkes söylediği için inanmak.
Ve en kötüsü…
Yanlışı sorgulayanı, yanlışın kendisinden daha büyük bir problem olarak görmek.
Oysa hakikatin ölçüsü kalabalık değildir.
Hakikat, kaç kişinin söylediğine değil, neyin doğru olduğuna bakar.
Konuyu, sözlerin en güzeli ile bitirelim.
Hz. İbrahim’in, kavminin putperest anlayışına karşı, tek başına duruşu Nahl suresi 120. Ayette mealen şöyle anlatılır.
“Şüphesiz İbrahim tek başına bir ümmetti.”
21.09.2026 Av. Ali Haydar DERELİ