Geçmişin tecrübesi, bugünün bilinci, geleceğin sorumluluğu
Ömrün hangi döneminde olursak olalım, zaman zaman durup kendimize şu üç önemli soruyu sormalıyız:
Geçmişimizden ne öğrendik? Bugünün gerçeklerini ne kadar doğru anlayabiliyoruz? Gelecek kuşaklara ne bırakmak için çalışıyoruz?
Bu üç soru, aslında bir insanın hayat muhasebesini yapabilmesi için yeterlidir. Çünkü insanın kim olduğu kadar, yaşadıklarından ne öğrendiği, yaşadığı çağı nasıl yorumladığı ve kendisinden sonrakilere ne bırakacağı da önemlidir.
1. Geçmişimizden ne öğrendik?
Geçmiş, yalnızca geride bıraktığımız yılların toplamı değildir; aynı zamanda tecrübelerimizin, hatalarımızın, başarılarımızın ve pişmanlıklarımızın birikimidir. Geçmişini doğru okuyabilen insan, aynı hataları tekrarlamamak için kendisine bir yol haritası çizebilir.
Ancak geçmişten ders çıkarmak, sürekli geçmişe dönüp yaşamak veya eski günlerin özlemiyle bugünü değerlendirmek değildir. Asıl mesele, yaşadıklarımızın bize ne öğrettiğini anlayabilmektir.
Düştüğümüz yerden kalkmayı, yanıldığımızda hatamızı kabul etmeyi, insanları tanırken sözlerinden çok davranışlarına bakmayı öğrenebildik mi? Başarılarımızın arkasındaki emeği, başarısızlıklarımızın içindeki eksikleri görebildik mi?
Yılların geçmesi insanı yaşlandırır; fakat her yaşanan, insanı olgunlaştırmaz. İnsanı olgunlaştıran, yaşadıklarından doğru sonuçlar çıkarabilmesidir.
2. Bugünün gerçeklerini ne kadar doğru anlayabiliyoruz?
İkinci soru, bizi geçmişin hatıralarından çıkarıp bugünün gerçekleriyle yüzleştiriyor.
Dünya değişiyor, toplumlar dönüşüyor, teknoloji gelişiyor, değer yargıları ve yaşam biçimleri farklılaşıyor. Böyle bir dünyada yalnızca eski doğrulara tutunarak bugünü anlamak mümkün değildir. Fakat değişen her şeyi sorgulamadan kabul etmek de doğru değildir.
Önemli olan, değişimin yönünü kavramak; kalıcı değerlerle geçici hevesleri birbirinden ayırabilmektir.
Bugünü anlamak, yalnızca olup bitenleri izlemek değil, olayların arkasındaki nedenleri görebilmektir. Bir toplumda adaletin, eğitimin, ahlakın, liyakatin ve dayanışmanın ne durumda olduğunu sorgulamaktır. İnsanların ne söylediği kadar, neden söylediğini; olayların nasıl göründüğü kadar, gerçekte ne ifade ettiğini de değerlendirebilmektir.
Özellikle bilgi kirliliğinin arttığı, doğruyla yanlışın birbirine karıştığı günümüzde, akıl süzgecinden geçirmeden her duyduğumuza inanmak ciddi bir yanılgıdır.
Bugünü doğru anlamak için yalnızca gözlerimizi açmak yetmez; zihnimizi, vicdanımızı ve muhakeme gücümüzü de açık tutmalıyız.
3. Gelecek kuşaklara ne bırakmak için çalışıyoruz?
Üçüncü soru, insanı kendi hayatının sınırlarından çıkarıp toplumsal sorumluluğa taşıyor.
İnsan, yalnızca kendisi için yaşayan bir varlık değildir. Ailesine, çevresine, toplumuna ve gelecek kuşaklara karşı da sorumluluk taşır. Bu sorumluluk, sadece mal mülk biriktirmek, makam sahibi olmak veya adını bir yerlere yazdırmakla yerine getirilemez.
Elbette maddi birikim önemlidir. Ancak çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras; dürüstlük, çalışkanlık, adalet duygusu, merhamet, özgür düşünce ve insan sevgisidir.
Bir insana meslek kazandırmak değerlidir; fakat ona ahlaklı yaşamayı öğretmek daha da değerlidir. Bir şehre bina yapmak önemlidir; ama o şehirde yaşayan insanlara huzur, güven ve dayanışma kültürü kazandırmak da en az onun kadar önem taşır.
Kendimize şu soruyu da sormalıyız: Biz bu dünyadan ayrıldığımızda geride yalnızca ismimiz mi kalacak, yoksa insanların hayatına dokunan eserlerimiz, düşüncelerimiz ve iyiliklerimiz de yaşayacak mı?
Çünkü insanın gerçek değeri, yalnızca yaşadığı yıllarla değil, başkalarının hayatına kattıklarıyla da ölçülür.
Gelecek kuşaklara bırakılacak miras, bugünden başlar. Bugün ektiğimiz adalet yarının huzuruna, bugün verdiğimiz eğitim yarının bilgisine, bugün gösterdiğimiz ahlak ise yarının karakterine dönüşür.
SON SÖZ: ÜÇ SORU, TEK BİR HAYAT MUHASEBESİ
Geçmiş, bize nereden geldiğimizi öğretir. Bugün, nerede durduğumuzu gösterir. Gelecek ise hangi yöne yürümemiz gerektiğini hatırlatır.
Bu üç soruyu birbirinden bağımsız düşünemeyiz. Geçmişinden ders almayan bugünü yanlış okuyabilir; bugünü anlayamayan geleceği doğru kuramaz. Geleceği düşünmeyen ise kendi ömrünü kişisel çıkarlarının sınırları içinde tüketir.
Öyleyse yaşımız, makamımız, mesleğimiz ve toplumsal konumumuz ne olursa olsun, zaman zaman kendimize dönüp bu üç soruyu sormalıyız. Cevaplarımız ne kadar samimi ve vicdanlıysa, hayatımız da o ölçüde anlam kazanacaktır.
Sonuç: Geçmişinden ders al, bugünü akılla yaşa, geleceğe vicdanla iz bırak. Çünkü ömrün gerçek değeri, kaç yıl yaşadığında değil; kendinden sonrakilere ne kattığında saklıdır.
Yusuf SADIK, Eğitimci, Yazar, Gazeteci, Emekli Milli Eğitim Müdürü