Çamur Dağının Kızı (18)

Gudular yapılıp satıldı. Tarlalar tohumla buluşturuldu. Kışlık yakacak olarak kullanılan tezekler yapıldı. Adım adım kış mevsimine doğru gidiliyordu. Gündüzleri güneşin etkisiyle biraz sıcak olan hava, geceleri buz kesiyordu. Tezekle yakılan sobalardan çıkan dumanlar köyün üzerine çöküyor ve köyü tezek kokusu sarıyordu. 

Okulun da yakacak ihtiyacını görmek gerekiyordu. Sabahları çocukların kucaklarında tezek getirmeleri öğretmen Cemal’i oldukça etkilemişti. O günkü dersi bitirdikten sonra doğruca Çemiş Hasan’ın kahvehanesine gitti. Kahvehane sigara dumanı ve tezek kokusuyla adeta boğuluyordu. 

-Çemiş Hasan bu ne hal, bu millet burada zehirleniyor. İçirme içeride sigara. Tezek kokusu zaten yeterli oluyor bir de sigara dumanından zehirlenmeyin.

-İçmeyin diyorum ama dinleyen yok ki. Fosur fosur sigara içiyorlar. 

Muhtar İsmail, Cemal öğretmeni masasına davet etti. Beş aza da muhtarla birlikte oturuyordu. Cemal öğretmen:

-Muhtar, bu çocukların kucaklarında okula tezek taşımaları hiç de hoş değil. Onlar kucaklarında tezek yerine kitap defter taşımalı. 

-Doğru dersin öğretmen bey de ne yapalım.

-Dinle öyleyse, ayağa kalktı, arkadaşlar beni dinler misiniz? 

Herkes yüzünü öğretmene döndü. Pürdikkat kesildiler. Mutlaka yine bir şey isteyecek bu öğretmen.

-Arkadaşlar, havaların soğuması ile birlikte çocuklarımız üşümesin diye okulda sobayı yakıyoruz. Yakıyoruz ama tezekle sınıf ısınmıyor. Kaldı ki, çocuklar kucaklarında tezek getiriyorlar. Bundan sonra çocukların okula kucaklarında tezek getirmelerini istemiyorum.

-Ne yapacağız peki öğretmen bey?

-Tezekleri sizler getireceksiniz. Geçen yıllarda ne kadar tezek veriyorduysanız okula bu yıl da o kadar tezek vereceksiniz. Ancak, hayvanlarınızla birlikte tezeği getirip yığacaksınız. Çocuklarınızla bir daha okula tezek yollamayın.

-Öğretmen bey, dedi Deli Salih, sabahın ayazında tezek mi getirilir. Çocuklar getiriyor, idare et.

-Ben çocuklara bir şeyler öğretmek için geldim. Onlar okul tezek taşısınlar diye değil.

-Ne yapalım yani kalkıp bu yaştan sonra biz mi kucağımızda tezek taşıyalım.

-Size kucağınızda tezek taşıyın demiyorum. Hayvanlarınıza yükler okula getirir yığarsınız.

Öğretmen Cemal’in konuşması sürerken Çamur Abbas, oğlu Hüsamettin ve Bedrettin ile içeri girdi. “Selam” verdi. Boş bulduğu bir masaya oturdu. Önceden olduğu gibi selamını alan olmadı. 

-Çemiş Hasan bize çay verir misin?

Çemiş Hasan, çayları getirip masaya bıraktı. Gerisin geri döndü. Onun bu tavrı kahvehanedekilerin dikkatinden kaçmadı. Öğretmen Cemal, ara verdiği konuşmasına kaldığı yerden devam etti. 

-Diğer bir konu hafta içi her gün, okul paydos olduktan sonra okuma yazma bilmeyen kızlar ve kadınlar için okuma yazma kursu açacağım.

-Nerede açacaksın kursu?

-Okulda.

-Yani bizim karılarımız kızlarımız okullu mu olacaklar? Ne olacak okur yazar olacaklar da öğretmen bey?

-Onu okuma yazma öğrendikten sonra konuşuruz. Akşam namazından sonra da sizler için okuma yazma kursu açacağım.

-Bizler için ne ise de karılarımız kızlarımız kursa gelirse bebelere kim bakacak?

-Sizler bakacaksınız. 

-Bizler ne anlarız çocuk bakmaktan öğretmen bey?

-Bakarsınız. Bakın ben kaç tane çocukla uğraşıyorum. Onlar sizlerin çocukları olduğu kadar bizim de çocuklarımız. Onları en iyi şekilde yetiştirmeliyiz. Onlarla sadece anneleri değil babaları da yani sizler de ilgilenmelisiniz.  

Öğretmenin konuşmasının sonuna kavuşan Çamur Abbas:

-Öğretmen bey, daha önce ne konuştuğunuzu bilmiyorum ama, bu okuma yazma kursundan vazgeçseniz.

Çamur Abbas’ın sözleri kahvehanede soğuk rüzgar estirdi. Kahvehanedekiler birbirine baktı. Ne demek istiyor bu Çamur Abbas. Kaldı ki bu saatte kahvehanede ne işi var?

-Olmaz Çamur Abbas, Paşa’nın talimatı var herkes okur yazar olacak. Bu nedenle okuma yazma bilmeyenler için kurslarımızı açacağız.

-Paşamızın isteğine boynumuz kıldan incedir. 

-O zaman itirazın niye Çamur Abbas.

-İtirazımı geri aldım. Benim hanım da okur yazar değil, onu da kursa yollayacağım.

Kahvehanedekiler şaşırdı. Okuma yazmaya karşı çıkan Çamur Abbas’a bir anda ne oldu? Karısını okuma yazma kursuna yollayacak. O yollar da biz geri mi kalırız. 

-Ben okuma yazma biliyorum ama karım bilmiyor, kursa yollayacağım.

-Ben de.

-Ben de.

Kahvehanedekiler karılarını okuma yazma kursuna yollayacağına rıza göstermesi muhtar İsmail’i şaşırttı. Bunlar Çamur Abbas’a nazire yapıyor diye geçirdi içinden. 

Çamur Abbas, ayağa kalktı. Oğulları da kalkmaya yeltendi.

-Oturun. Ben bir şeyler söyleyeceğim. 

Çemiş Hasan’ın kaşları çatıldı. Muhtar İsmail ve öğretmen Cemal ile göz göze geldi. Muhtar başını iki yana sallayarak, “konuşsun” anlamında işaret verdi. Kahvehanedekiler sert sert Çamur Abbas’a bakıyordu. 

-Komşular!... İçinizde bana borcu olanların borçlarını Koca Çavuş Dede, bizzat beni ziyaret ederek ödeyip senetlerinizi aldı. Yani bana borcunuz kalmadı. 

Kahvehanedekilerin şaşkınlığı bir kat daha arttı. Kısa bir sessizlik oldu. Çamur Abbas’a borcu olan Tulum İbrahim:

-Yani şu anda benim sana borcum yok mu?

-Yok, Tulum İbrahim.

-Benim?

-Senin de.

-Senet?

-Senetleriniz Koca Çavuş Dede’de.

Borcu olanlar birer “oh” çekti. Tulum İbrahim:

-Çemiş Hasan, benden herkese çay ver. Çamur Abbas ve oğullarına da.

-Ben sizlere iki şey daha söyleyeceğim.

-Daha ne söyleyeceksin? Paranı aldın Koca Çavuş Dede’mizden, diyerek araya girdi Sırık Selim.

-Söyleyeceğim ikinci şey, sizlerden borcunuz karşılığı aldığım tarlaları, senetlerin karşılığı olan parayı öderseniz size iade edeceğim. Hemen ödemenize gerek yok. Ne zaman öderseniz tarlanızı alabilirsiniz.

Muhtar İsmail daha fazla dayanamadı:

-Çamur Abbas, senin kafana bir şey mi düştü?

-Ne düşecek başıma muhtar? Ben de bu köylüyüm. Komşularımla iyi geçinmek istiyorum.

Herkes şaşkındı. “Allah Allah” dedi muhtar. Çemiş Hasan, Tulum İbrahim’in söylediği çayları teker teker masalara bırakıyordu. Kahvehaneyi, karıştırılan bardak sesleri kapladı. Kimse konuşmuyor. Şaşkınlık hat safhadaydı.

Gogoçların Salim, daha fazla sabredemedi:

-Son söyleyeceğin ne ola ki Çamur Abbas?

-Son söyleyeceğim, kapıdan girerken duydum. Cemal öğretmenin çocukların tezek taşımasına karşı olduğunu söyledi. Benim sizlere bir teklifim var.

-Bu Çamur Abbas’a bir şey oldu arkadaşlar, dedi Çemiş Hasan, ya kafasına taş düştü ya da o dünyaya yolculuğu yaklaştı.

-Dur hele Çemiş Hasan, bakalım ne diyecek? Söyle Çamur Abbas, seni dinliyoruz, dedi muhtar İsmail.

-Muhtar, Mavrangel köyünde oduncu Kamil var.

-Var ben de biliyorum.

-Ben diyorum ki, bu yıl okulun yakacak odununu alırım. Çocuklarımız tezek kokusu içerisinde okumasınlar, kucaklarında okula tezek taşımasınlar. Ben yetecek kadar odunu alayım, sizler de hayvanlarınızla okula kadar taşıyın.

Herkes, şaşkınlıkla birbirlerinin yüzüne bakıyor, bu Çamur Abbas’a gerçekten bir şeyler oldu, diyorlardı. 

-Güzel dersin Çamur Abbas, senin bu kadar değişmene ne sebep oldu, onu söyler misin?

-Hiçbir şey muhtar. Ben de bu köylüyüm. Komşularımla, sizlerle iyi geçinmek istiyorum. Paranın esiri olmuştum. Yanlış yaptım, sizlere iyi davranmadım. Sandım ki, sizlerin elinden tarlalarınızı alırsam, herkes bana kul köle olacak. Çok yanlış düşündüm. Ben de sizlerden biriyim. Sizlerin aranızda olmak istiyorum. Yalnız kalmak beni de karımı da çocuklarımı da çok üzdü. Artık üzülmek değil, sizlerle eskiden olduğu gibi güzel güzel geçinmek, yaşamak istiyoruz. Hepinizden beni ve çocuklarımı bağışlamanızı istiyorum. Dediğim gibi ben oduncu Kamil’den yeteri kadar odun alacağım, sizler de hayvanlarınızla taşırsınız.

-Taşırız, taşırız Çamur Abbas. Allah razı olsun. Gelin yanıma. Çemiş Hasan bu kez benden herkese çay ver, dedi muhtar İsmail.

-Hayır muhtar, bu sefer çaylar benden, para almayacağım.

-Birleştirin şu masaları ayrı ayrı oturmayalım arkadaşlar. Bizler aynı köylüyüz. Ne demiş büyüklerimiz, ‘Evinde birlik ol mahalleye karşı gel, mahallenle birlik ol köye karşı gel, köyünle birlik ol zalimlere karşı gel.’ Bizler de birlik olursak köyümüz için yenemeyeceğimiz hiçbir sorun kalmaz.

-Doğru dersin muhtar. Yaradan bize bir dağ vermiş. Altın yumurtlayan tavuk gibi. Başka köyler de gudu yapmayı denemişler ama olmamış. Çamur Dağının toprağı bir başka. Çamur Dağının toprağı bereket. Asırlardır atalarımızdan bize kadar gelen bu geleneğimizi sürdürürsek hiçbir sıkıntıyla karşılaşmayız.

-Kadınların kurs için okula kadar gitmelerine gerek yok muhtar. Öğretmen bey isterse benim kahvehane olarak kullandığım salonu okuma yazma kursu için kullanabilirsiniz. Karım gerekli temizliğini yapar. Nasıl olsa o da kursa gelecek. Bir daha köyün yukarısındaki okula kadar gitmesinler. Ben zaten kahvehane açmaktan vazgeçtim. Çerçilik yapmayı düşünüyorum. Çarşıdan alıp, atıma yükleyip köy köy dolaşacağım. Bizde gudu yapan yok. Ben de öyle geçimimi sağlayacağım.

-Ula Çamur Abbas, yoksa bütün köyleri haraca mı bağlayacaksın.

Kahvehaneyi kahkahalar sardı. 

-Yok be muhtar. Artık ben de dürüst bir insan olmaya karar verdim çocuklarımla. Alnımızın teriyle kazanmak istiyoruz.

-Bire alıp beşe satmak yok.

-Yok muhtar yok.

-Eh hayırlı olsun. Yarın hayvanlarımızla Mavrangel’e gidelim. Sen odunların parasını ver, biz de köye getirelim.

Kalktılar, çayların parası ödendi Çemiş Hasan’a. Herkes huzur içerisinde evlerinin yolunu tuttu.

(Devamı var)

YORUM EKLE
YORUMLAR
Aydın Akdeniz
Aydın Akdeniz - 1 yıl Önce

Değerli İbrahim kardeşim bu anlamlı ve o kadarda akıcı satırlar mutlaka kitplaşmalı. Yüreğime iz bırakan satırları mutlaka kitaplaşmalı... Kitap olarak okumak icin sabırsızlıkla bekliyorum. Selam.