Gelincik Taşları Efsanesi (29)

Bilbilin Mahmut gözlerini ellerinin tersiyle ovaladı. Bir daha baktı. Gördüğü aynıydı. “Galiba yaşlandım, artık olmayan şeyleri görmeye başladım” dedi kendi kendine. Bir daha ovaladı. Gördükleri yine aynıydı. Dayanamadı:

-Topal Ömer, Boziya Kıranına baksana.

-Ne var Boziya Kıranında?

-Bak bakalım benim gördüklerimi de sen görecek misin?

-Bakayım ama ne ola ki kıranda?

-Bak, sen bak. İnşallah ben çatal görmüşümdür.

Topal Ömer, yönünü Boziya Kıranına döndü. Çit Düzünden Tavuğun Taşına kadar göz gezdirdi. Gördükleri karşısında tüyleri diken diken oldu. Nereden çıktı bu kayalar?

-Mahmut, o kayalar da ne oluyor?

-Bana mı soruyorsun? Ben de inanamadım. Nereden çıktı bu kayalar? Tövbe tövbe. Kıyametin kopması yakındır. Kıranın üstünde kayalıklar. Ne zaman oldu bunlar? Bu kıranda bunlar yoktu.

-Bak bak, kıranın sırtından doğru gidenler var hem de kalabalıklar, dedi Golov Mehmet.

-Bunlar bizimkiler… Ne oldu acaba?

-Muhtar, bir şeyler oldu. Orada Tavuğun taşı vardı. O yok yerinde. O kayboldu. Onun yerine beş tane kayalar oluştu.

-Evet… Nasıl iştir anlamadım. Gök çok şiddetli gürledi. Hem de birkaç kez. Sanırım yıldırım düştü Tavuğun Taşına. Tamam da taş kırıldı parçalandı da o beş ayrı kaya nasıl meydana geldi? Bizimkiler oraya doğru gidiyorlar. Buradan oraya ses de gitmez ki, seslenip de sorsak.

Gelin almaya gitmeyip de köyde kalan kadın erkek herkes şaşkındı. Anlaşılmaz bir korku sarmıştı onları. Nasıl korkmasınlar, bir anda oluşan kayalıklardan nasıl korkulmaz? Herkes bildiği duaları yapıyor, bildikleri ayetleri okuyordu içinden.

-Guş Nene nerede? diye sordu Topal Ömer.

-Evinde. Az önce başım ağrıyor, gidip biraz yaslanayım dedi.

-Birisi çağırsın onu.

Çocuk yollayıp çağırdılar. Az sonra elinde bastonu ile geldi. 

-Gel hele Guş Nene gel. Sen bizden yaşlı ve tecrübelisin. Hele otur da sana bir şey soralım. Senin gözlerin yaşına rağmen bizden iyi görür, hele otur.

-Ne oldu Topal Ömer? Neden bu kadar sabırsızlanıyorsun? Akşama daha var, gelinin gelir meraklanma.

-Nenem, bırak gelinin gelmesini, şu Boziya Kıranına baksana.

-Ne var Boziya Kıranında? Bana Boziya Kıranını mı öğreteceksin?

-Yok nenem hele bir baş bakıver.

Guş Nene, gösterilen yere oturdu. Bastonunu önüne alıp iki eli ile tuttu. Dedikleri Boziya Kıranına baktı. Gözleri fal taşı gibi açıldı. Kirpiklerini kırpmıyor. Sürekli bakıyordu. Topal Ömer’in seslenmesini duymuyordu bile.

-Toprak başıma. Toprak başıma. Allah’ım bu aciz kullarını koru.

-Hele de nenem ne gördün?

Gözlerini Boziya Kıranından ayırmadan:

-Sizin gördüklerinizi gördüm komşular, sizin gördüklerinizi. Bu gelin beddualı.

-Ne diyorsun nenem?

-Kız diyorum, gelin diyorum. Anasından beddualı bu kız.

-Nereden anladın beddualı olduğunu nenem?

-Bu kız anasından bedduayı alıp yola çıktı komşular. Ya taş olup o kayalıkları oluşturdular ya da yıldırım vurdu öldü. 

Herkes şaşkınlıkla Guş Neneyi dinliyordu. Kimse sesini çıkarmıyor. Onun ağzından çıkan sözleri can kulağı ile dinliyordu.

-Ne diyorsun nenem, insan nasıl taş olur? Öyle şey mi olur? 

-Olur Topal Ömer olur. Ne demiş Yüce Peygamberimiz, “Cennet anaların ayağının altındadır” değil mi?

-Evet.

-Onun için ananın bedduasını almayacaksın. Bu kızın anası da beddua etti, duası kabul oldu.

-Guş Nene korkutuyorsun bizi. Köyümüzden çok insan var orada.

-İnşallah o kızla birlikte yola çıkmamışlardır. Çıkmamışlardır ki, baksana kıranın üzerine doğru gidiyorlar. Gelinini arıyorlar Topal Ömer, gelinini.

Guş Nenenin dedikleri bir anda tüm köye yayıldı. Köyün meydanına akın akın gelmeye başladılar. Evler boşaldı. Kimsecikler kalmamıştı evlerde. Korku bütün köyü sarmıştı. Meydana toplanan köylüler birbirlerine korkudan adeta yapışıyorlardı. Herkes ne yapacağını bilemiyor. Ağızlarını bıçak açmıyordu. Topal Ömer, Bilbilin Mahmut, Golov Mehmet, Mıcık Mustafa, Kofosun Osman ve köyün kadın ile kızlarının gözleri Boziya Kıranındaydı. Ara sıra dönüp Guş Neneye bakıyorlardı, acaba bir şey diyecek mi diye. 

-Neydi gelininin adı Topal Ömer?

-Gülşah.

-Gülşah he mi?... Gülün dikeni hem çok hem de çok sert olur. Battığı yeri çok acıtır Topal Ömer… Senin bu gelinin de hem kendini yaktı hem de nicelerin ocağını yıktı.

-Nasıl nenem?

-Nasıl olacak? Aldığı beddua kabul oldu ve taş olup kaldılar.

-Gene başlama nenem, insan nasıl taş olur?

-İnsan ölüp toprağa gömüldüğünde toprak oluyor da neden taş olmasın? Sen sen ol da ananın bedduasını almaya gör. O beddua bir gün gelir seni bulur Topal Ömer.

-Tövbe tövbe.

-Boşuna arıyorlar. Tavuğun Taşı gitti Gelincik Taşları geldi Topal.

-Yapma nenem.

-Yapan yaptı Topal Ömer.

Bilbilin Mahmut söze karışmadan edemedi. Deminden beri konuşmayıp Guş Nenenin anlattıklarını dinliyordu, diğerleri gibi.

-Guş Nene, senin anlattığın ancak masallarda olur. 

-İnsan hayatı bir masal değil mi? Dünyaya gelirken sen ağlıyorsun, dünyadan göç ettiğinde yakınların ağlıyor. Neler yaşıyoruz hayatımızda. Neler geçiyor başımızdan. Dünyadan göçtüğünde eğer unutulmuyorsan iyi insansın, unutulmuşsan anla ki dünyayı boşuna yaşamışsın. Fidan büyüyor ağaç oluyor, meyve veriyor, dalından koparıp alıp yiyorsun. Güzün yaprak döküyor. Kışın dondurucu soğuğunda yaşıyor. Baharın yeniden çiçek açıyor. Masal gibi değil mi? Mucize değil mi? Tohumu toprağa atıyorsun. Bir çekirdekten neler yaradan Yüce Rabbimin hikmetinden sorgu sual olmaz Bilbilin Mahmut. Belli ki bu kız da anasının bedduasını almış ve mucize gerçekleşmiş. Yüce Rabbim anasının yakarışını kabul etti. Boşuna aramasınlar haber salın gelsinler. Herkes de evine gitsin. Burada boş boş oturmayın.

Kalktı, bastonunu sağ eline aldı. Köy meydanına toplananlara göz gezdirdi. Kimisinin kocası, kimisinin oğlu katılmıştı düğün alayına. Korkulu bekleyişlerinde haklıydılar. Acaba kocaları, oğulları da taş olup kalmışlar mıydı? 

-Haydi evinize gidin. Akşam oluyor. Çocuklarınızı yedirip yatırın. Merak etmeyin birazdan kocalarınız da oğullarınız da gelecek.

-Gelirler mi dersin Guş Nenem?

-Gelecekler, baksanıza Boziya Kıranına döndü geliyorlar.

Herkesin içi ferahlamıştı. Gidenlerin hepsi gelebilecek miydi? Gelirler gelirler, bugüne kadar Guş Nene yalan söylememiştir. O, bastonuna basa basa evin yolunu tuttu. 

-Karanlık olmak üzereydi. Sonarlara aşağı bir kalabalığın indiğini zor şer fark ediyorlardı. Guş Nene evine gitmişti ama meydandan kimse ayrılmıyordu. Herkes ya eşini ya da oğlunu bekliyordu. 

Yarım saat sonra gidenler Aras yolundan köye girdiler. Hiç kimse evine gitmeden doğruca köyün meydanına geldiler. Meydan, köylüleri adeta almıyordu. Analar oğullarına sarılıyor. Kavuşmanın sevincini yaşıyorlardı. Herkes babalık Kel Celal’in anlatacaklarını bekliyordu.

Xxx

Haviyana köyü yasa bürünmüştü. Gözyaşları sel olup akıyordu köyün aşağısından geçen dereye. Muhtar İsmail’in oğlu da dahil on genç gelin Gülşah ile sır olup kaybolmuşlardı. Tüm aramalara rağmen bulunamamışlardı. Elif ile Sümbül, mabeyindeki peykenin üzerine yatırılmış olan analarının başında ağlıyordu. Kimsenin birbirini teselli edecek hali yoktu. Güzelliği ile dillere destan olan Gülşah da on gençle birlikte kaybolmuştu.

“Taş oldular, taş oldular” diyor başka bir şey demiyordu muhtar İsmail. Köylüler şaşkın, köylüler yaslı. Köylüler korku içerisindeydi. Gece ilerlemesine rağmen kimsenin gözüne korkudan uyku girmiyordu. Kaybettikleri çocuklarının yasını bile tutamıyorlardı korkudan. Olanlara inanamıyorlardı. Muhtarın anlattığına göre Tavuğun Taşı yok olmuş yerine beş ayrı kaya göğe kadar yükselir olmuştu. 

(Son)

YORUM EKLE
YORUMLAR
talat toprak
talat toprak - 1 ay Önce

üstat uzun süredir devamı gelmiyor inş sağlığınız yerindedir

İbrahim Özdemir
İbrahim Özdemir @talat toprak - 4 hafta Önce

Sona yaklaştığım için toparlamak için biraz ara verdim. Devamı gelecek. İlginize çok teşekkür ederim. Talat Bey.