LİMON AĞACININ BÜYÜTTÜKLERİ

Bazı yerlerin simgeleri vardır. Adını duyduğunuzda ilk onu hatırlarsınız, gittiğinizde ilk onu arar gözünüz ya da yalnızca onun için gidersiniz bazen, onun hatırlattıkları için. Bir ağaca gidersiniz mesela, size çocukluğunuzu hatırlatır.

Benim çok kıymetli bir ağacım var memleketimde. Kitapların kuşattığı, eteğine oturup okuya okuya büyüdüğüm kocaman bir limon ağacı. Hatırladınız siz de değil mi şimdi okul yıllarınızı?

Kütüphanedeki limon ağacı okul yıllarımı hatırlatır hep bana. Okuduğum kitapları hatta kitapların yerini hatırlatır. Seneler evvel içinde Çanakkale sergisi açılmıştı. Sergide yabancı bir askerin üzerinden çıkan bir tutam saç vardı. Kütüphaneye her gittiğimde o saçı, saçın bende bıraktığı hasarı hatırlarım.

Bunları yazarken o çocuk salonunun kokusu doluyor hâlâ burnuma. Çocuklara yasaktı üst kata çıkmak. Yaşım yettiğinde ilk önce ağaca bakmak için çıkmıştım üst kata. Sonra da hep ona en yakın yerlere oturdum. Benim bildiğim ağaçlar hep dışarıdaydı. O, evi olan ilk ağaçtı benim için ve gördüğüm ilk limon ağacı. O yüzden onu kitaplardan daha çok merak ettim hep. Hâlâ ediyorum.

Kütüphanenin yıkılacağını öğrendim kıymetli bir hocamdan. Sonra ikimiz de aynı şeyi sorduk aynı kaygı, aynı hatıralarla; limon ağacına ne olacak?

Biraz sorup soruşturunca TEMA Vakfı İl Temsilcisi Selami beyden binanın yıkılacağını ancak ağacın başka bir yere nakledileceğini, bunun için uygun bir yer arandığını öğrendim. İçime su serpildi derken limon ağaçlarının ömrünün 50 yıl olduğunu, bizim ağacımızın ise 57 yaşında olduğunu hatırlattı. Hani hasta yakınlarına derler ya her an her şeye hazırlıklı olun diye, o anı yaşadım bir anlığına. Kocaman bir hayal kırıklığı…

Ama düşündüm de bizim ağacımız 57 yıldır yaşıyor hatta bırakabilsek devam edecek de yaşamaya. O yüzden ben her amaya rağmen ümidi kesmeyi değil, ağacımıza güvenmeyi seçiyorum. Bu defa kütüphanede değil de okulda yeşerecekmiş sanırım. Yeni evinde daha uzun seneler yaşayacağına, daha çok çocuğu büyütüp hatıralar bırakacağına inanıyorum.

Gümüşhane’nin bu yaşta, bu iklim şartlarında böylesine büyüyen bir limon ağacı daha yok. Kolayca gözden çıkarılmayıp taşınacak olmasına çok seviniyor, yetkililerin de gereken hassasiyeti gösterip süreçle ilgili bizim gibi merak edenleri aydınlatmalarını rica ediyorum. Basının da desteğiyle bu defa bizi utandırmayacak, kuruttuğumuz değil; yaşattığımız bir emanetle çıkarız haberlere umarım.

Çok yaşaması, örnek olması dileği ile diyor bu defa kıymetli hocamın satırları ile veda ediyorum. Haberi duymam, onun bu yazısıyla olmuştu. Okuyunca gördüm ki ağacımız aynı duyguları büyütmüş içimizde. Bilmeyenler için haberdar olma sırası şimdi sizde.

‘‘LİMON AĞACININ KÜTÜPHANESİ

“Orhan zamanından kalma bir duvar...

Onunla bir yaşta ihtiyar çınar”

Hatıraların kokusu var kokuların hatıraları.

Toprakla, ormanla, dereyle ve denizle tanıştığım anları –bazen çok istesem de- unut(a)mam.  Henüz “Deniz nedir, neye benzer?” diye sorsalar cevap bile veremeyeceğim zamanlarda çam ağaçlarının kalın kabuklarından yonttuğum gemileri, bir hevesle akarsulara emanet ettiğim, hemencecik büyüme hevesleriyle köknar püsküllerinden bıyıklar yaptığım, güneşe sayeban olur diye geniş ceviz yapraklarından şapkalar ördüğüm, kiraz ağaçlarında yanık türküler söylediğim günler...

İlk gözlüğüm, ilk kitabım, ilk radyom. Hele hele dedemin körükte kızarta kızarta çekiçleyerek dövdüğü demirden yapıp “Çifte su verdim, taşa vursan taş kırılır buna bir şey olmaz.” diyerek bana zimmetlediği ilk baltam. Ormandan geçerken elimden alıp sırtımdaki püsküllü camadanıma koyup “Ağaçlar korkar şimdi, bunu saklayalım da görmesinler” deyip elimden alıp sakladığı yaz günü. Bütün ağaçların gözlerine baktığım o gün. Bütün ağaçların konuştuğuna, duyduğuna inandığım o gün. “Baltayı gören ağaçlar acaba hangimizi kesecek” diye korkuyorlarmış. O sebeple elimden alıp çantama gizlemiş dedem, öyle söyledi, inandım. Ağaçların gördüğüne, duyduğuna ve konuştuğuna inadım.

Ayakları toprağın altındaydı ama elleri, kolları, dudakları vardı ağaçların. Ağaçların elleri, kolları olduğunu ve gülümsediklerini ilk limon ağacında gördüm. Gözleri yıldızlarca parlıyordu. Dört tarafı camlarla çevrilmiş binada karşılaştık. Kollarıyla sarmış sarmalamış her tarafı. “Bu bina da içindeki kitaplar da benim” demişti. Girişte çocuklar için ayrılmış bölüme oturtuyor öğretmenim. “Cin Ali’nin Karagözlü Kuzusu”, okumuyorum, resimlerine dahi bakmıyorum. Limon ağacını seyrediyorum, o da bana gülümsüyor. Boyu ne kadar, elleri nereye uzanır? Meraktan merdivenlere tırmanıyorum. “Yukarıya çıkmak yasak!”, irkiliyorum. Çocuklar üst kata çıkamaz! Bir yaprak değiyor alnıma. Avuçluyorum. Ellerimde limon çiçekleri açıyor. Buram buram limon kokuyor. Üst kata çıkarmıyorlar. Basamaklardan sürünürmüşçesine iniyorum. Kalbim üst katlarda, alnımda limon ağacının öpücüğü.

Her fırsatta limon ağacından ödünç kitaplar alıyorum. Bazılarını o tavsiye ediyor.” Bunu da oku, nasıl beğendin mi?” diye soruyor arada bir. Anlatıyorum. Bazen o bana kitaplar okuyor dinliyorum. Benim de onun kucağında seslice okumuşluğum, ikindi vakitlerinde gölgesinde düşler kurmuşluğum, uyumuşluğum oluyor. Zaman benim dışımda hırçın akan bir ırmak gibi akıyor ama onun içinde birikiyor.  Yıllar bana fazla ona az. “Xururuca” gibi konuşuyoruz. Anlatıyor: Ulu Cami avlusundaki çınar, Osman Gazi’nin rüyasında gördüğü çınarmış, “İncire ve zeytine yemin” ediliyormuş, “Dal kesilmeyecek köşk kaydırılacak” diye eve göre ağaç değil ağaca uygun ev yapılıyormuş bir zamanlar.

Ne zaman çayıma bir dilim limon düşse, ellerime limon kolonyası... O günler bir sis perdesinin içinden sıyrılıp bana gülümser, bir şeyler söyler ve benden bir şeyler ister.

Şimdi kütüphanesi yıkılacak. Kitaplarından ayıracaklarmış onu.

Ayakları olsa kalmazdı ya. O da çekip giderdi kitaplarının ardınca. Kudretim yetse ben misafir ederdim ama kitapsız, kütüphanesiz yapamaz o.

Hani ben ağaçlardan baltamı gizliyordum ya!

Siz kitaplarından ayıracağınız ve toprağından koparacağınız zaman iş makinelerinizi gizleyemezsiniz değil mi?

O zaman limon ağacının gözlerini bağlayın olmaz mı?’’

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ayşe Doludizgin( Doğru)
Ayşe Doludizgin( Doğru) - 3 gün Önce

Evet, limon ağacına ne olacak benim içinde çok değerli limon ağacı çünkü o limon ağacını oraya benim rahmetli babacığım dikti, tabii her zamanki mütevaziliğiyle kendini ön plana atmayarak üzerinde asılı bilgiyi paylaştı herkesle canım babam.... 11970 li yıllarda dikilmiş limon ağacı babam kütüphanede üstkatta çalışan Cemil Doğru idi. Yazınızı okudum ve çok duygulandım ve bu yorumu yazmak istedim. Teşekkür ederim...

Sena ÇUBUKCU KOMLU
Sena ÇUBUKCU KOMLU @Ayşe Doludizgin( Doğru) - 2 gün Önce

Merhabalar,
Rahmet diliyorum babanıza. Ağacın merak edeni çok, sanıyorum bir bilgilendirme gelecektir süreçle ilgili. Şimdilik bilgimiz yazıda paylaşılanlardan ibaret. Umarım daha uzun yıllar yaşar, yaşatılır.
Sevgiler...

yusuf sadık
yusuf sadık - 2 gün Önce

sENA TEBRİK EDİYORUM bİR AĞAÇ HEMEDCE ÖZE VE GÜZEL. NE GÜZEL ANLATTINIZ. fOTOĞRAF dEMOKRAT gÜMÜŞHANE GAZETESİNE KOYDUĞUMUZ FOTOĞRAFIN. aĞACA OLAN SEVGİNİZİ KAYGIYLA İZLİYOR SANKİ. BEN ÖĞLE ALGILADIM. sANIRIM ÇOK SEVDİĞİN lİMON AĞACI GÜNÜN BİRİNDE ÇANTANIZDA GİZLEDİĞİNİZ BALTANIN HIŞMINA UĞRAYACAK GİBİ GELDİ BANA.
bU DEBNLİ, AĞAÇ- KÜTÜPHANE VE KİTAP OKUMA ÜÇGENİNDE DERİNDEN BİR AH ÇEKEREK KALEME ALDIĞIN BU YAZI EMİNİNKİ ULUSLAR ARASI YARIŞMALARDA DERECE ALIR. vE KESİN ALIR. sİZİ ÖZLEDİK. SELAMLARIMLA.

Sena ÇUBUKCU KOMLU
Sena ÇUBUKCU KOMLU @yusuf sadık - 2 gün Önce

Selamlar, saygılar Yusuf Bey.