EYLÜL
Kalanlarla devam edelim; bir elma düşünün çok sağlam ve al beni diyor tezgahta size ama sizin canınız farklı bir meyve istiyor dönüyor dolaşıyorsunuz manavda ve artık öyle bir noktaya geliyorsunuz ki elmanın varlığı sizi rahatsız etmeye başlıyor. Yalnızca hedefe odaklanmanız gerekirken siz elmayla çatışmaya kavga etmeye hatta ona tavır yapmaya başlıyorsunuz, gerek var mı yahu bunca olaya diye ara ara kendinizi yokluyorsunuz. Bu noktada insani duygular hemen devreye giriyor veee evet tabi ki var diyorsunuz ve çatışma kaldığı yerden devam ediyor. Bu durum günle aylar yıllar sürebiliyor ama bir ayrıntı var elma aynı elma değil belirli aralıklarla farklı sebeplerden o elma gidiyor başka elma geliyor ama hiçbir neden sebep sizin elmaya olan tavrınızı değiştirmiyor. Yani dostlar olan size oluyor siz sinir küpü stres topu ve birçok çeşit hastalık sahibi oluyor fakat o manava belirli zaman dilimlerinde gitmeye devam ediyorsunuz. Neden? Kendimize bu eziyeti yapıyoruz. Bazılarının dönüp yüzüne bakmadığı elmaya biz neden can vermeye çalışıyoruz. Payeler veriyoruz ödün veriyoruz o bizim karnımızı bile doyurmayı başaramıyor. Geçtim karnımı doyurmasından ruhuma hitap et diyorum o da yok. Sonra sorguluyorum acaba bunlar emir kipinden mi diye, galiba evet diyerek savuşturuyorum hain planlarımı. Hayatınızdaki bazı insanlarda o manavdaki elma temsili bakıyoruz muhteşem görünüş havalar bir milyon, gel gelelim insanlık tam bir fiyasko. Bir müddet sonra elam size eskisi gibi parlak cazibeli gelmiyor ne yapacaksınız almış oldunuz hem de ziyadesiyle. Biz kendimize yapıyoruz bazen çabuk kanıyoruz inanıyoruz, yapma diyorum söz ver kendine. Sözler veriliyor hatta abartıp yeminler ediliyor ama tekrar tekrar aynı hatalar yapılıyor insanoğlu işte diyor hemen savuşturuyoruz.
Şartlar o anda tam tersine dönebilir yani siz elmayı seviyorsunuz diye elmanın sizi sevmesi şart mı? O anda inanın bana yandı gülüm keten helva moduna girmiş bulunmaktasınız. Lütfen yanlış anlaşılmasın şahsımda bu tarz göz aldatmacalarına gelmiş dersler alınmış zaman zaman aynı hatalar yapılmış amma velakin yaş kemal amcayla tanışınca durumu tersine çevirmeyi başarmış bulunmaktayım aralarda küçük hata kaçamaklarımız oluyor. Kaçamak diyorum dikkat biyolojik saatiniz belirli bir seviyeye gelince o kaçamaklar sizi kanatmıyor biraz sancılı geçiyor o kadar. Küçük huzursuzluklar sizin belinizi bükmesin dik durmak lazım azcık eğilince sırtınıza binmek isteyenler hemen bir kuyruk oluşturuyor ardınızdan biz ne yapıyoruz bu tür oyunlara gelmiyoruz. Sebepler nedenler gerekçeler ne olursa olsun kuyruk dik olmalı. Bedeninizi beyninizi dış görüşü muazzam ama içten içe kokmuş çürümüş birtakım varlıklara yedirmeyin. Çok merak ediyorum size de oluyor mu acaba. Bazı insanlara yaklaşınca çürük bir koku geliyor, ben onları şöyle nitelendiriyor ve tanımlıyorum. Kendi keşmekeşlerinin boşluk içinde debelenmelerinin iyi insanlarla çirkin savaşlarının dışa vurumu. Bakıyorum etrafıma eline almış sazını pervasızca vuruyor karışan yok sorgulayan yok o da maşallah küçük dağları ben yarattım diyor adeta vurdukça vuruyor. İçimden sakin ol diyorum hem bana hem ona bu kadar da olmaz ki ama oluyor. Çünkü sen ben biz izin veriyoruz, lütfen diyor müsemma gösteriyoruz.
Canım dostlar kitap okuyun doğayı sevin ağaçları sevin koruyun ve ağaç dikin, sonra çocukları koruyun sevin kadınları üzmeyin sonra zahmet olmazsa öldürmeyin. Etinden sütünden her şeyinden faydalandığınız hayvanları öldürmeyin mümkünse bir kap su verin ama o kaba tekme atmayın bugün o kaba tekme atarken gördüğünüz şahıs yarın sizinle yediği o mükemmel sofraya tekme atacak sakın unutmayın bugün o zavallı dilsiz hayvana yarın bana sana..