FENOMEN VE YOUTUBER SORUNU ÜZERİNE…
Türkiye’de dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte, "fenomen" ve "YouTuber" olarak adlandırılan yeni nesil figürlerin toplumsal yapı üzerindeki etkisi, sadece bir eğlence sektörü meselesi olmaktan çıkıp ciddi bir sosyo-kültürel analiz konusu hâline gelmiştir. Bu etkinin temel alanlarını ve yarattığı tahribatı şu şekilde özetleyebiliriz:
1. Rol Model Karmaşası ve Değerler Erozyonu
Geleneksel Türk toplumunda itibar gören "âlim", "usta", "muallim" gibi figürlerin yerini; hiçbir uzmanlığı bulunmayan, sadece popülarite odaklı figürlerin alması, gençler arasında liyakat ve emek kavramlarının altını boşaltmaktadır. Bilgiye ve tecrübeye dayalı saygı, yerini "tıklanma" ve "takipçi sayısı" odaklı bir güce bırakmıştır.
2. "Kolay Kazanç" ve "Hızlı Tüketim" Yanılsaması
Fenomenlerin lüks yaşamlarını sürekli sergilemesi (gösterişçi tüketim), Türk gençliğinde "çalışmadan zengin olma" arzusunu körüklemektedir. Bu durum; akademik başarıya olan ilginin azalmasına, zanaat ve üretim odaklı mesleklerin küçümsenmesine, kısa yoldan para kazanma hırsıyla yasadışı bahis, kumar veya etik dışı ticari faaliyetlere yönelme riskine yol açmaktadır.
3. Mahremiyetin Kamusallaşması ve Aile Yapısı
Geleneksel aile yapımızda "mahrem" kabul edilen ev içi yaşam, özel anlar ve hatta çocuklar, maddi kazanç uğruna milyonların izlenimine sunulmaktadır. "Sharenting" (ebeveynlerin çocuklarını sosyal medyada paylaşması) kavramı, çocuk haklarını ihlal ettiği gibi, mahremiyet algısını tamamen yok ederek gelecekte sağlıklı aile kurma bilincini zayıflatmaktadır.
4. Dil ve Kültürel Kimlikteki Bozulma
YouTuberlar arasında yaygın olan argolu, saldırgan veya aşırı yüzeysel konuşma tarzı, Türkçenin zenginliğini tehdit etmektedir. Gençler arasında "dijital bir jargon" gelişirken; edebiyat, sanat ve derinlikli düşünce ikinci plana itilmekte, kültürel mirasın aktarımı kesintiye uğramaktadır.
5. Algoritma Esareti ve Toplumsal Kutuplaşma
Sosyal medya platformlarının algoritmaları, daha fazla izlenmek için daha uç noktada hareket etmeyi (provokasyon, sahte kurgular, skandallar) ödüllendirmektedir. Bu durum, toplumda ortak paydada buluşmak yerine; radikal görüşlerin, nefret söyleminin ve suni tartışmaların büyümesine zemin hazırlamaktadır.
Toplumsal Çürüme ve Dijital Yozlaşmaya Karşı İkaz
"Türkiye’nin güncel toplumsal yapısı incelendiğinde; içerik üreticisi, fenomen veya YouTuber adı altında faaliyet gösteren kitlelerin ezici çoğunluğunun, millî ahlak ve toplumsal etik değerler üzerinde telafisi güç bir tahribat yarattığı müşahede edilmektedir. Sosyal medya mecralarında sergilenen; mahremiyet algısından yoksun, etik kuralları hiçe sayan, sanal kumar, uyuşturucu, fuhuş gibi ahlakî çöküş, aile ve toplumun temel ilkelerini hiçe sayan ve maddi kazanç uğruna her türlü insanî ve kültürel değeri metalaştıran kişilerin tutumları, toplumsal bir çürüme sinyali vermektedir.
Mevcut Durumun Özeti (Sosyolojik Tespit)
Etkilenen Alan | Geleneksel Değer | Fenomen Kültürü Sonucu |
|---|---|---|
Başarı Algısı | Eğitim, Emek, Liyakat | Takipçi Sayısı, Viral Olma |
Ekonomi | Üretim, Alın Teri | Kripto/Bahis, Link Kaydırma |
Mahremiyet | Saygınlık, Gizlilik | Şeffaflık, Sergilemecilik |
İletişim | Nezaket, Güzel Türkçe | Argo, Provokasyon |
Bu dijital ekosistem, özellikle genç dimağlar üzerinde 'emek vermeden zenginleşme illüzyonunu yaratarak, alın teri ve dürüst kazanç gibi kadim değerlerimizi sarsmaktadır. Denetimsiz içerikler aracılığıyla; yasadışı bahis ve kumarın normalleştirilmesi, zararlı alışkanlıkların birer yaşam tarzı gibi sunulması ve aile yapımızın temelini sarsan gayriahlaki davranışların özendirilmesi, Türk milletinin geleceğine kasteden birer sosyolojik dinamit niteliğindedir.
Gençliğimiz, liyakat ve üretim yerine, dijital vitrinlerde sergilenen bu “kısa yoldan kazanç” ve 'dejenere hayat' kıskacına hapsedilmek istenmektedir.
Tarafımca 2013 yılından bu yana çeşitli platformlarda dile getirilen ve devletin üst düzey karar mekanizmalarına (Millî Eğitim Bakanlığı bürokrasisi dâhil) eğitim, seminer, toplantı gibi ortamlarda iletilen bu endişeler, gelinen noktada stratejik bir öngörü olmaktan çıkmış, sosyolojik bir krize dönüşmüştür. 2026 yılı itibarıyla dijital mecralarda hüküm süren bu kültürel kokuşmuşluk, sadece bireysel bir tercih değil, topyekûn bir toplumsal güvenlik ve ahlak sorunudur.
Devletin yürütme ve denetleme organlarını temsil eden makam sahipleri, toplumun en rasyonel bireylerinin dahi açıkça görebildiği bu tehlikeyi analiz etmekten aciz midir?
Toplumsal değerler ve aile yapısı bu denli ağır bir dezenformasyon ve kültürel erozyon tehdidi altındayken; karar verici mercilerin ve düzenleyici kurumların (RTÜK, BTK vb.) müdahale kapasitelerinin mevcut dinamikler karşısında yetersiz kalması veya denetim süreçlerinin toplumsal beklentiyi karşılayamaması, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir yönetsel boşluktur. Bu 'kültürel yangının' söndürülmesi için yalnızca yasaklayıcı tedbirlerin yeterli olmayacağı aşikârdır.
Çözüm için; Dijital Medya Okuryazarlığı eğitiminin Millî Eğitim müfredatında stratejik bir toplumsal savunma mekanizması olarak konumlandırılması, ebeveyn farkındalık projelerinin devlet eliyle yaygınlaştırılması ve nitelikli içerik üretimini teşvik edecek kapsamlı devlet politikalarının ivedilikle hayata geçirilmesi elzemdir.
Yetki sahibi makamların, bu “kültürel yangını” söndürmek adına somut, caydırıcı ve sistematik adımlar atmaması, tarihsel bir sorumluluk ve vebal doğurmaktadır.
Aklınız ve gönlünüzle yolunuz açık; alnınız ak olsun.
Muzaffer ARSLAN
Türk Dili ve Edebiyatı