Ara
Gümüşhane
Kapalı
2°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,6062 %0.16
51,6027 %0.37
6.943,53 % 3,13

FENOMEN VE YOUTUBER SORUNU ÜZERİNE…

YAYINLAMA:

Türkiye’de dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte, "fenomen" ve "YouTuber" olarak adlandırılan yeni nesil figürlerin toplumsal yapı üzerindeki etkisi, sadece bir eğlence sektörü meselesi olmaktan çıkıp ciddi bir sosyo-kültürel analiz konusu hâline gelmiştir. Bu etkinin temel alanlarını ve yarattığı tahribatı şu şekilde özetleyebiliriz:

 

1. Rol Model Karmaşası ve Değerler Erozyonu

 

Geleneksel Türk toplumunda itibar gören "âlim", "usta", "muallim" gibi figürlerin yerini; hiçbir uzmanlığı bulunmayan, sadece popülarite odaklı figürlerin alması, gençler arasında liyakat ve emek kavramlarının altını boşaltmaktadır. Bilgiye ve tecrübeye dayalı saygı, yerini "tıklanma" ve "takipçi sayısı" odaklı bir güce bırakmıştır.

 

2. "Kolay Kazanç" ve "Hızlı Tüketim" Yanılsaması

 

Fenomenlerin lüks yaşamlarını sürekli sergilemesi (gösterişçi tüketim), Türk gençliğinde "çalışmadan zengin olma" arzusunu körüklemektedir. Bu durum; akademik başarıya olan ilginin azalmasına, zanaat ve üretim odaklı mesleklerin küçümsenmesine, kısa yoldan para kazanma hırsıyla yasadışı bahis, kumar veya etik dışı ticari faaliyetlere yönelme riskine yol açmaktadır.

 

3. Mahremiyetin Kamusallaşması ve Aile Yapısı

 

Geleneksel aile yapımızda "mahrem" kabul edilen ev içi yaşam, özel anlar ve hatta çocuklar, maddi kazanç uğruna milyonların izlenimine sunulmaktadır. "Sharenting" (ebeveynlerin çocuklarını sosyal medyada paylaşması) kavramı, çocuk haklarını ihlal ettiği gibi, mahremiyet algısını tamamen yok ederek gelecekte sağlıklı aile kurma bilincini zayıflatmaktadır.

 

4. Dil ve Kültürel Kimlikteki Bozulma

 

YouTuberlar arasında yaygın olan argolu, saldırgan veya aşırı yüzeysel konuşma tarzı, Türkçenin zenginliğini tehdit etmektedir. Gençler arasında "dijital bir jargon" gelişirken; edebiyat, sanat ve derinlikli düşünce ikinci plana itilmekte, kültürel mirasın aktarımı kesintiye uğramaktadır.

 

5. Algoritma Esareti ve Toplumsal Kutuplaşma

 

Sosyal medya platformlarının algoritmaları, daha fazla izlenmek için daha uç noktada hareket etmeyi (provokasyon, sahte kurgular, skandallar) ödüllendirmektedir. Bu durum, toplumda ortak paydada buluşmak yerine; radikal görüşlerin, nefret söyleminin ve suni tartışmaların büyümesine zemin hazırlamaktadır.

 

Toplumsal Çürüme ve Dijital Yozlaşmaya Karşı İkaz

 

"Türkiye’nin güncel toplumsal yapısı incelendiğinde; içerik üreticisi, fenomen veya YouTuber adı altında faaliyet gösteren kitlelerin ezici çoğunluğunun, millî ahlak ve toplumsal etik değerler üzerinde telafisi güç bir tahribat yarattığı müşahede edilmektedir. Sosyal medya mecralarında sergilenen; mahremiyet algısından yoksun, etik kuralları hiçe sayan, sanal kumar, uyuşturucu, fuhuş gibi ahlakî çöküş, aile ve toplumun temel ilkelerini hiçe sayan ve maddi kazanç uğruna her türlü insanî ve kültürel değeri metalaştıran kişilerin tutumları, toplumsal bir çürüme sinyali vermektedir.

 

Mevcut Durumun Özeti (Sosyolojik Tespit)

Etkilenen Alan

Geleneksel Değer

Fenomen Kültürü Sonucu

Başarı Algısı

Eğitim, Emek, Liyakat

Takipçi Sayısı, Viral Olma

Ekonomi

Üretim, Alın Teri

Kripto/Bahis, Link Kaydırma

Mahremiyet

Saygınlık, Gizlilik

Şeffaflık, Sergilemecilik

İletişim

Nezaket, Güzel Türkçe

Argo, Provokasyon

 

Bu dijital ekosistem, özellikle genç dimağlar üzerinde 'emek vermeden zenginleşme illüzyonunu yaratarak, alın teri ve dürüst kazanç gibi kadim değerlerimizi sarsmaktadır. Denetimsiz içerikler aracılığıyla; yasadışı bahis ve kumarın normalleştirilmesi, zararlı alışkanlıkların birer yaşam tarzı gibi sunulması ve aile yapımızın temelini sarsan gayriahlaki davranışların özendirilmesi, Türk milletinin geleceğine kasteden birer sosyolojik dinamit niteliğindedir. 

 

Gençliğimiz, liyakat ve üretim yerine, dijital vitrinlerde sergilenen bu “kısa yoldan kazanç” ve 'dejenere hayat' kıskacına hapsedilmek istenmektedir.

 

Tarafımca 2013 yılından bu yana çeşitli platformlarda dile getirilen ve devletin üst düzey karar mekanizmalarına (Millî Eğitim Bakanlığı bürokrasisi dâhil) eğitim, seminer, toplantı gibi ortamlarda iletilen bu endişeler, gelinen noktada stratejik bir öngörü olmaktan çıkmış, sosyolojik bir krize dönüşmüştür. 2026 yılı itibarıyla dijital mecralarda hüküm süren bu kültürel kokuşmuşluk, sadece bireysel bir tercih değil, topyekûn bir toplumsal güvenlik ve ahlak sorunudur.

 

Devletin yürütme ve denetleme organlarını temsil eden makam sahipleri, toplumun en rasyonel bireylerinin dahi açıkça görebildiği bu tehlikeyi analiz etmekten aciz midir? 

 

Toplumsal değerler ve aile yapısı bu denli ağır bir dezenformasyon ve kültürel erozyon tehdidi altındayken; karar verici mercilerin ve düzenleyici kurumların (RTÜK, BTK vb.) müdahale kapasitelerinin mevcut dinamikler karşısında yetersiz kalması veya denetim süreçlerinin toplumsal beklentiyi karşılayamaması, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir yönetsel boşluktur. Bu 'kültürel yangının' söndürülmesi için yalnızca yasaklayıcı tedbirlerin yeterli olmayacağı aşikârdır. 

 

Çözüm için; Dijital Medya Okuryazarlığı eğitiminin Millî Eğitim müfredatında stratejik bir toplumsal savunma mekanizması olarak konumlandırılması, ebeveyn farkındalık projelerinin devlet eliyle yaygınlaştırılması ve nitelikli içerik üretimini teşvik edecek kapsamlı devlet politikalarının ivedilikle hayata geçirilmesi elzemdir.

 

Yetki sahibi makamların, bu “kültürel yangını” söndürmek adına somut, caydırıcı ve sistematik adımlar atmaması, tarihsel bir sorumluluk ve vebal doğurmaktadır.

 

Aklınız ve gönlünüzle yolunuz açık; alnınız ak olsun.

 

Muzaffer ARSLAN

Türk Dili ve Edebiyatı

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *