Spor ve Toplum
Kıymetli sporsever okuyucular; sizleri saygı, hürmet ve muhabbetle selamlıyorum. Sizlere sağlık, başarı ve mutluluklar diliyorum. Gümüşhane’de ve Türkiye’de spor yapan herkese, sporcularımıza sağlık, sakatlık sorunu vb. yaşamadıkları bir yıl ve sezon geçirmelerini temenni ediyorum.
Sporla ilgili yerel, ulusal ve uluslararası bağlamda tespit, öneri, düşünce ve fikirlerimizi kaleme dökerken kişi, kurum ve kuruluşları hedef almak gibi bir düşüncemiz asla söz konusu olamaz. Amacımız; Gümüşhane’de, Türkiye’de ve uluslararası bağlamda sporun temel ve genel sorunlarını, sorunsalları, olması gereken reel, rasyonel, somut ve sürdürülebilir ideal çözüm önerilerimizi siz okuyucularla paylaşmak. Sporu aktif yapmış, halen yapan, sporu hayat felsefesi ve yaşam tarzı olarak içselleştiren her bireyin böyle bir misyonu olduğuna inanıyorum.
Toplum, ortak bir yaşam biçimini paylaşan, belli bir coğrafyada yaşayan, kendilerini bir bütün olarak gören, karşılıklı etkileşim içinde bulunan insanların oluşturduğu en geniş insan grubudur. Toplumlar, büyük ölçüde insan yığınlarından oluşsa bile asıl bu yığınları bir arada tutan bağlar (ortak çıkar ve amaçlar, dil, tarih, kültür, vatan sevgisi, inanç, milliyetçilik, ortak değerler örf ve adetler, spor yarışmaları vb.) çok önemlidir. Çünkü toplum, başta insan unsuru olmak üzere maddi ve manevi tüm unsurları ile bir bütündür.
Toplu hayatın amacı, insanın mutluluğu refahı ve güvenliğidir. Bu amaca uygun olarak, değer ve ahlak sisteminin merkezinde “insan” unsurunun olması kaçınılmazdır. Değişen sadece, insanın mutluluğuna, refahına ve güvenliğine varmak için seçilen yollardır, uygulanan yöntemlerdir. Bu yol ve yöntemler farklı da olsa, hedef aynıdır yani insandır Toplum yapısı içinde niteliklerine göre başta aile olmak üzere, okul, cami, iş yeri, spor kulübü, dernek, sendika, vb. sosyal gruplar vardır. Toplum, sosyal grupları amaçlarına, fonksiyonlarına, niteliklerine göre birbirini tamamlamak üzere bir arada tutar. Böylece insan grupları arasındaki ilişkiler ağı meydana gelir; insan grupları arasında fonksiyonel, anlamlı, sosyal nitelikli bağlar ve etkileşimler kurulmuş olur.
Sosyal deneyimlerin, davranışların kazanıldığı, şahsiyetlerin olgunlaştığı ortam toplumdur. Bireyler, toplumdaki gruplar arası benzerlikleri, ayrılıkları bilmek zorundadır. Ortak duygular, düşünceler, ortaklaşa sürdürülen işler, ortak bağları yaratır ve bunlar da insanları harekete geçirir: Toplum, bireyleri belli amaç ve ideallere yöneltir ve onların heves ve gayretlerini kamçılar. Toplumların, mertlik, cesaret, dürüstlük, mücadeleciler, örgütlenme, sosyal yapıyı tanıma, demokratikleşme, araştırıcılık, yeniliklere açık olma, sorumluluk duygusunun gelişmesi; sağduyulu, eğitimli, kültürlü, hoşgörülü, dirayetli, bilinçli, cesur, çağdaş düşünce ve davranışlara sahip insanlardan oluşabilmesinde, sporun, sportif aktivite ve organizasyonların katkısı çok büyüktür.
Sportif faaliyetler, toplumdaki kültürel kaynaşmayı teşvik etmesi, sosyal davranış ve ilişkileri istenen düzeye getirmesi, insanların boş zamanlarını değerlendirmesi, sporun geniş kitlelere yaygınlaştırılması, bedeni ruhi ve fiziki anlamda sağlıklı nesillerin yetiştirilmesinin bir aracı olarak görev yapmaktadır.
Sanayileşme, kentleşme, hizmet sektörünün hızla gelişmesi, bilgi ve teknoloji patlamasının yaşanması sonucu, toplu hayat kültürü ve sosyal yapı farklı özellikler kazanarak değişti ve gelişti. Gelenekler, alışkanlıklar, sosyoekonomik durum ve kültürel düzey, bazı olgulara karşı farklı duyarlılıklar yarattı. Toplumsal eğilimleri moral, kültür, hayat felsefesi, ekonomik refah, inanç vb. olgular belirlemektedir.
Çağdaş gelişmiş toplumlar, sporu, sosyal hayatın ayrılmaz bir parçası saymaktadır. Geri kalmış ya da gelişmekte olan toplumların çoğunda sporun sosyal hayattaki yeri ve önemi henüz keşfedilmemiştir. Günümüzde toplumların spora yaklaşımları, o toplumların genel yapısını ve mantalitesini yansıtır. Sporda gelişmiş ülkeler aynı zamanda ileri ve çağdaş ülkelerdir. Yani spor gelişmişliğin bir kriteri olarak da düşünülebilir.
Tüm ülkelerde spor yapmaya ve izlemeye duyulan ilginin artması, çağdaş sosyal hayatın ayırt edici özelliklerindendir. Toplumların ilerlemesi, gelişmesi, onu oluşturan bireylerinin tüm yönleriyle sağlık, mutluluk ve refah seviyesine ulaşmalarıyla mümkün olabilir. Bireyin refahı ise, bir bakıma onun beden ve ruh sağlığının tam ve devamlı olmasına bağlıdır. İnsanın istenilen düzeyde bir varlık getirilebilmesinde, beden eğitimi ve spor etkinliklerinin rolü büyüktür.
Spor, fert ve toplum ilişkilerinin hem sosyal hem de kültürel açıdan etkilidir. Spor, fert ve toplum ilişkilerini geliştirdiği gibi, toplumun önemli bir araçtır. Spor, ferdin topluma uyumunu sağladığı gibi, ruh ve beden sağlığını da güvence altına alır.
Bütün çağdaş toplumlar, günümüzde en kıymetli sermaye olan insan gücünü sağlıklı bir şekilde geliştirip, ondan en yüksek verimi elde etme uğraşında, sporun çok etkili ve önemli rol oynadığını görmüşler ve bundan istifade etmenin tüm yollarını aramaktadırlar.
Tüm toplumlar, sporu en önemli propaganda aracı olarak kabul etmişler ve dış ülkelerde kendilerini temsil edecek gençlerin en iyi şekilde yetiştirilmesi gereğine inanmışlardır. Ayrıca, sporda başarılı olunabilmesi için sporun tabana yani kitlelere yayılması fikri de gelişmiş toplumlarca benimsenen bir yaklaşımdır: Çünkü bilinen bir gerçek var ki o da sporda başarı, sonuç olarak toplumun başarısı, mutluluğu, yüksek morali ve refahı demektir.
Spor, toplum hayatında çok değişik yollardan giderek, bireyleri doğrudan ya da dolaylı olarak kendisine bağımlı kalmış ve her zaman toplumun ilgisini canlı tutmayı başarmış bir sosyal olgudur: Bu olgu, toplum hayatında belli görevler üstlenmektedir. Toplumun vazgeçilmez zevklerini, ihtiyaçlarını karşılayarak kendisine bağlayan spor, günümüz dünyasında büyük bir sosyal kurum olduğunu kabul ettirerek toplumu çok yakından ilgilendiren belli davranışlar, düşünceler, inançlar ve simgeler geliştirmiştir. Spor, her sosyal kurum gibi, diğer sosyal kurumlarla ilişki halindedir ve o toplumun hukukundan, siyasetinden, ekonomisinden, demografik, kültürel, coğrafi yapısından ve çevresinden ayrı düşünülemez.
Spor, kendi geçmişi l ile toplum geçmişi arasında sıkı bir bağ oluşturur: Bu kuvvetli ilgi, toplumsal süreçler yolu ile şekillenmesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, spor otonom olarak kendiliğinden oluşmaz. Toplumdaki sosyal ilişkiler yolu ile ortaya çıkar, değişir ve yeniden biçimlenerek toplum hayatındaki güncelliğini ve varlığını sürdürür.
Toplumların bugün oynadıkları büyük “propaganda” oyununda spor, hem en büyük ilgiyi çeken hem de dil duvarlarını aşarak başarılarını geniş kitlelere en kolay anlatabilen bir ögedir. Spor, toplumsal düzeyde gerçekleştirdiği ilgi ve itibardan, insanlar üzerinde bıraktığı kalıcı değerlere kadar her toplum için en ciddi “reklam aracı” hâline gelmiştir.
Spor uluslararası yasaları, yönetmelikleri ve kurallarıyla, en rasyonel biçimde kurulup çalıştırılan kurumlar ve organizasyonlar durumundadır. Ancak, yine de yapıları ve işleyişlerinde, içinde bulundukları toplumun geniş ve derin izlerini taşırlar.
Bir toplumda spora katılımın şekli, düzeyi, yararı ve sorunları sadece kişilerin yetenekleri ve ilgilerine bağlı değildir. Toplumun spora bakış açısı ve spor politikaları, sporun gelişip yayılmasında ve sporda başarılı olunmasında önemli rol oynar. Çağımızda, özellikle gelişmiş ülkeler başta olmak üzere spora büyük önem vermekte ve uluslararası spor organizasyonlarında ve spor yarışmalarında ön sıralarda yer alabilmek için büyük bir mücadele vermektedirler: Çünkü büyük organizasyonları ve sporda büyük başarılar kazanmak, ulusal saygınlığın bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.
Dünyanın her ülkesinde aynı kural ve şartlarla yürütülen sportif faaliyetler, sporcuyu, antrenörü, personeli, uzmanları ve tesisleriyle, kısacası büyük bir sektör olarak bir iş disiplinini ifade eder. İnsanlığın ortak faydası olan çabaları içerir.
Spor, 20. yüzyılın başlarında sosyolojik olarak toplum şuurunun yönlendirilmesinde önemli bir görev üstlenmiştir. Özellikle sporun kitleselleştirilmesi doğrultusunda bu anlamda atılan adımlar, izleyici de olsa kitlelerin sportif faaliyetlere katılmalarına yol açmıştır. Bu toplum şuuru o hâle gelmiştir ki spor; ekonomik ve politik olarak uygulamaları farklı devletlerin kendi sistemlerinin üstünlüğünü benimsemekte kullandıkları araçlardan biri olmuştur. İtalya’da Mussolini, Almanya’da Hitler ve Sovyetler Birliği’nde Stalin’in dönemlerinde olduğu gibi bu uç noktalara vardırılmış, başta futbol olmak üzere seyirci kitlesi çeken spor dalları, uluslararası politikalarda güç gösterisi hâline dönüştürülmüştür. Bu anlayış, bizde de Cumhuriyetin ilk yıllarında benimsenmiş ancak, ileriki yıllardaki spor politikalarındaki belirsiz ve tutarsızlıklardan dolayı etkisini yitirmiştir.
Birçok toplumda olduğu gibi, ülkemizde de ekonomik ve sosyal sorunların ağırlığı ve güncelliği yanında birde spora olan yanlış yaklaşımlar ve sporu siyasi bir şov aracı gibi görme alışkanlıkları, sporun toplum kesimlerinde hak ettiği ağırlığı ve saygınlığı kazanmasını engellemektedir. Aslında, toplumun spor veya başka sektörlerle barışık olabilmesi için adil, demokratik veya adaletli bir şekilde işlemesi gerekir: Geri kalmış, gelir ve eğitim seviyesi düşük, sömürülen, ezilen, bir toplum ne sporla ne de başka uğraşlarla ilgilenebilir. Bir toplumda, spor gerçek anlamını insan haklarının adil olduğu, bağımsız, özgür düşünebilen, özgün, eğitimli, kültürlü, ekonomik refahın olduğu hür bir sistemde kazanır. Aksi durumlarda spor, toplumu ve sporu yönetenlerin güç, gösteri itibar ve reklam aracı olmaktan öteye gidemez.
Gelecek ayda ki yazımızda buluşmak temennisiyle, HOŞÇAKALIN…. Ocak 2026