TEBEŞİRE KAN BULAŞTI
Eski Milli Eğitim Bakanımız Prof. Dr. Ziya SELÇUK’UN şu tespiti aslında vaziyetimizi tüm çıplaklığı ile anlatıyor.
''Bütün ömrüm boyunca biz iyi olalım, çocuklar iyi olsun, öğretmen iyi olsun, aileler iyi olsun, okullar iyi olsun diye uğraştım; ne yazık ki, ruhumuzun derinliklerinde kök salan, göstermeye çalıştıkça görmezden gelinen o devasa çürümenin altında kaldı bütün uğraşlarım, uğraşlarımız.
Yine de durmadık. Biz öğretmenler hep yeniden başlarız, her yıl, her hafta, her ders yeniden başlarız. Buna alışkınız. Kolay kolay düşmeyiz, derdik.
Fatma Nur Öğretmenin haberini aldığımda onunla birlikte düştüm yere. Sadece ben değil, bütün öğretmenler, bütün meslektaşlarım hiçbir silginin toplumsal hafızamızdan silip atamayacağı bir yükle yüklendik, çöküp kaldık olduğumuz yere.
Öğretmen kelimesi yeniden tefekkür edilmedikçe, öğrencinin tanımı yeniden yazılmadıkça, “öğretmeni say” cümlesi milyonlarca kez söylenmedikçe evlerde, okullarda, kalplerde, dudaklarda; kalkamayız ayağa. Çok üzgünüm. Bütün öğretmenler adına, bütün öğrenciler adına, bütün veliler adına çok üzgünüm.''
“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diyen Hz. Ali’den;
“Bana bir harf öğretenin bir gün katili olurum” diyen bir öğrenciye nasıl geldi bu nesil diye hangimiz sordu kendisine?
Mübarek Ramazan ayı içinde sözüm ona yüzde bilmem kaçı Müslüman olan ülkemizde 17 yaşındaki bir ergen sadece öğretmeni Fatma Nur Çelik’i değil tüm Türkiye’nin bağrına sapladı o bıçağı.
Hani demişti ya Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş;
“Süte su karıştı sonra söze yalan, mideye haram. İşte orada bozuldu insan”
Peki, 17 yaşındaki bir kendini bilmez şizofren ergenin yaptığı bu cürümün müsebbibi, daha doğrusu kendisini yetiştirmeye çalışan masum öğretmenini katlederek katil olan o öğrenciyi azmettiren asıl suçlu kim?
Şapkamızı önümüze koyalım ve bir muhasebe yapalım ha ne dersiniz? Bu siteden bu konu paralelinde defalarca kaleme aldığım yazılarıma şahitsiniz hepiniz. “Elzem olan eğitim mi yoksa öğretim mi” diye bu yazılarımın içinde bas bas bağırdığımı biliyorsunuz.
Ama gelin görün ki geldiğimiz son raddede gün geçmiyor ki gazetelerin üçüncü sayfalarında gördüğümüz bu haberler azalmak yerine artarak devam ediyor. Bu masum öğretmen kardeşimizin katledilmesinde kimlerin parmağı var dilerseniz alt alta sıralayalım ha ne dersiniz?
Ancak bu tespitlerimden alınacak olanlar olabilir ama bu kangreni kökünden kesmez isek eğer bu maraz daha büyük bir ur gibi büyümeye, önce bedenimizi, sonra ailemizi, sonra çevremizi ve maalesef bir ülkeyi topyekûn saracak duruma gelecektir.
Birinci azmettirici ebeveynlerimizdir. Zira o çocuğu kazanmadan önce babanın helal ve harama olan hassasiyetinden ana rahmine düştüğünden sonra da annenin beslenmesi, duyguları, dinlediği müzikten tutun yaptığı her menfi ve müspet davranışları çocuğun şekillenmesinde ilk tohumdur.
İkinci azmettirici çevredir. Çocuğun davranışlarının, hareketlerinin hayata ilk adımında yer alan çevre, arkadaş ortamı, gittiği yol, tuttuğu rota çocuğa müspet veya menfi olarak sirayet edecektir.
Üçüncü azmettirici ailesinden ve çevresinden aldığı küçücük günahları masum gösteren, harama götüren davranışları hiçe sayan, uyarıları yapmayan, nasihat etmeyen, iyi yönde rol model olmayan ve hatta kötülük yaptığının farkında olmayan biz insanoğluyuz.
Dördüncü azmettirici senelerdir yanlış uygulanan ve empoze edilen yanlış müfredatlar ile değerler eğitimini hiçe sayan uygulamalardır.
Beşinci azmettirici ensest ve çarpık ilişkileri meşru gösteren, bize ait olmayan kültürleri gözümüze sokan ve masum gösteren TV kanallarında yer alan evlilik programları, filmler ve dizilerdir.
Altıncı azmettirici bu yanlışlara sesini çıkarmayan idarecilerimiz, masum gösteren bizleriz vesselam.
Velhasılı bu çocukları bu hale getiren bizler asıl azmettiricileriz. Suçu sağda, solda, başkasında değil evvela kendi içimizde aramalıyız. Yedirdiğimiz lokmadan, yaptığımız her hareketten, izlediğimiz yoldan ve davranışlarımızdan biz sorumluyuz.
