GÜMÜŞHANE’DE TİYATRO DENEYİMİ: YEREL UMUTLAR VE YAPISAL ZORLUKLAR ÜZERİNE İKİ PERSPEKTİF
PERDE AÇILDIĞINDA GÜMÜŞHANE KONUŞUR: Bu köşe yazısı, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü vesilesiyle tiyatronun toplumsal işlevini ve yerel ölçekte Gümüşhane’de yürütülen tiyatro çalışmalarının önemini ele almaktadır. Yazıda, bireysel deneyimler üzerinden tiyatronun dönüştürücü gücü, gençlerin sanata yönelimi ve taşrada sanat üretmenin zorlukları ile birlikte umut veren yönleri tartışılmaktadır. Dünyanın dört bir yanında sahneler ışıkla dolar, perdeler aralanır ve insan, insana kendini anlatmanın en eski yollarından biriyle yeniden buluşur: tiyatro. Ama bazı şehirlerde bu ışık daha kıymetlidir. Çünkü o ışık sadece bir sahneyi değil, aynı zamanda görünmek isteyen hayalleri de aydınlatır.
Gümüşhane gibi…
Büyük şehirlerin kalabalığında kaybolmayan, aksine kendi sessizliğinde bir şeyler üretmeye çalışan bu şehirde tiyatro yapmak; yalnızca bir sanat faaliyeti değil, aynı zamanda bir direnme biçimidir. Çünkü burada sahne bulmak zordur, seyirciyi kazanmak emek ister, imkânlar sınırlıdır. Ama buna rağmen perde açılır. Çünkü tiyatro, imkânsızlıklarla değil, inançla var olur. Ben de bu şehrin sokaklarında, sahnelerinde, bazen bir okul salonunda, bazen mütevazı bir kültür merkezinde tiyatronun peşinden koşanlardan biriyim. Yarışmalara katılıyoruz, metinler yazıyoruz, prova üstüne prova yapıyoruz… Bazen ödül alıyoruz, bazen sadece alkış. Ama her seferinde aynı şeyi hissediyoruz: sahneye çıktığımızda yalnız değiliz. Çünkü tiyatro, bir kişinin değil, bir topluluğun sanatıdır. Ve Gümüşhane’de bu topluluk her geçen gün büyüyor. Gençler sahneye çıkıyor. Kendi hikâyelerini anlatıyorlar. Kendi şehirlerini, kendi dillerini, kendi duygularını… Bu, belki de en kıymetli şey. Çünkü tiyatro yalnızca oynanan bir oyun değildir; aynı zamanda bir şehrin kendini ifade etme biçimidir. Gümüşhane’de tiyatro yapmak, bu şehre “biz de buradayız” demektir. Kültürel üretimin sadece büyük şehirlerin tekelinde olmadığını göstermektir. Elbette zorluklar var Destek eksikliği, mekân yetersizliği, bazen anlaşılmamak… Ama yine de sahneye çıkıyoruz. Çünkü biliyoruz ki bir kişi bile etkileniyorsa, bir genç bile sahneye heves ediyorsa, bir izleyici bile kendinden bir parça buluyorsa, bu çaba boşa değildir. 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü, sadece bir kutlama değil; aynı zamanda bir hatırlatmadır. Sanat, insanın kendini en özgür ifade ettiği alandır. Ve biz Gümüşhane’de bu özgürlüğü sahnede arıyoruz. Sonuç olarak Tiyatro, yerel ölçekte küçük görünen ama etkisi büyük bir kültürel harekettir. Gümüşhane’de yürütülen tiyatro çalışmaları, sınırlı imkânlara rağmen güçlü bir sanatsal üretimin mümkün olduğunu göstermektedir. Dünya Tiyatrolar Günü, bu emeğin görünür kılınması ve desteklenmesi açısından önemli bir fırsattır. Çünkü her sahne, aslında bir şehrin kalbidir; ve o kalp attıkça, sanat yaşamaya devam eder.
Perde Açılıyor Ama Kim İzliyor? Gümüşhane’de Tiyatroya Dair Sert Bir Gerçeklik: Bu köşe yazısı, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü bağlamında Gümüşhane’de yürütülen tiyatro faaliyetlerini eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmektedir. Yazı, yerel düzeyde sanat üretiminin karşılaştığı yapısal sorunları, sahne arkası gerçeklikleri ve sanatçıların görünmeyen emeğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. 27 Mart geldi. Mesajlar paylaşıldı, “Sanatın birleştirici gücü” dendi. “Perdeler hiç kapanmasın” temennileri havada uçuştu. Peki, gerçekten öyle mi?
Gelin Gümüşhane’ye bakalım.
Burada perde açılıyor, evet. Ama çoğu zaman boş koltuklara burada oyuncular sahneye çıkıyor, evet. Ama çoğu zaman alkışın değil, sessizliğin karşısına Burada tiyatro yapılıyor… ama çoğu zaman görülmeden. Çünkü mesele sadece sahneye çıkmak değil Mesele, o sahnenin gerçekten var olup olmadığı. Size sahne arkasından bir gerçek anlatayım. Bir yarışmaya hazırlanıyoruz. Günlerce prova almışız. Metin defalarca değiştirilmiş. Bir oyuncu hastalanmış ama yine de sahneye çıkmak için ayakta durmaya çalışıyor. Dekor mu? Elimizde ne varsa… Kartondan kesilmiş bir pencere, eski bir sandalyeden yapılmış bir sahne objesi. Işık? Tek bir spot bile yok bazen. Telefon ışığıyla prova yaptığımız günleri biliyorum. Ve o gün geliyor. Sahneye çıkıyoruz. Zihnim her şeyi dekora çevirebileceğimi kurguluyor. Zaman zaman kendimi yakalıyorum. Hatta ders esnasında öğrencilerimin uyardığı bile oluyor.
Perde açılıyor…
Ama o an kimse sahne arkasında yaşananları bilmiyor. Kimse o oyunun kaç uykusuz gecenin ürünü olduğunu görmüyor. Bir başka gün… Salon dolu sanıyorsunuz ama bakıyorsunuz; davetiyeden gelenler, “hadi destek olalım” diye oturanlar… Gerçek seyirci nerede? Sanat, izlenmediğinde eksik kalır. Tiyatro, seyircisiz sadece prova olur. Ve biz Gümüşhane’de çoğu zaman prova yapar gibi oynuyoruz hayatı. Ama işin en sert tarafı şu: Bu şehirde tiyatro yapan gençler var Üreten, yazan, oynayan, düşünen… Ama sistem yok. Destek yok. Süreklilik yok. Planlama yok. Bir yarışmada derece alıyorsunuz, alkışlanıyorsunuz. Ertesi gün? Yine yalnızsınız. Yine de vazgeçmiyoruz. Çünkü tiyatro biraz da inat işidir. Bir oyuncunun sahneye çıkmadan önce titreyen ellerini gördüm Perde açıldığında o titremenin nasıl cesarete dönüştüğüne şahit oldum. Bir arkadaşımın repliğini unuttuğu an, diğer oyuncunun doğaçlama ile sahneyi nasıl kurtardığını gördüm. Ve o an anladım: tiyatro sadece metin değil, hayatın ta kendisi.
27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü… Evet, kutlayalım ama önce kendimize şu soruyu soralım: Biz gerçekten tiyatroyu yaşatıyor muyuz, yoksa sadece yılda bir gün hatırlıyor muyuz Gümüşhane’de tiyatro var ama görünmek istiyor, duyulmak istiyor, desteklenmek istiyor. Çünkü her sahne, sadece bir oyun değil; bir mücadelenin, bir inadın ve bir umudun yansımasıdır. Ve benim için her iki yazınında sonucu; Gümüşhane’de tiyatro faaliyetleri, bireysel çabalarla ayakta durmaya çalışan kırılgan ama dirençli bir yapıya sahiptir. Dünya Tiyatrolar Günü, yalnızca sembolik bir kutlama değil; yerel sanat üretiminin sorunlarını görünür kılmak için bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. Tiyatro, ancak sürdürülebilir destek ve gerçek bir izleyici kitlesi ile varlığını güçlendirebilir. Kusura bakmayın söz konusu tiyatro olunca yumuşak bir dille ifade edemiyorum kendimi.