KAZA MI ? CİNAYET Mİ ?
Muhsin Yazıcıoğlu…
Türk siyasetinin sert rüzgârlar arasında yürüyen, ama yolundan asla dönmeyen ismi.
Onun hayatı; inanç, sadakat, mücadele ve kaderin iç içe geçtiği bir Anadolu destanıydı.
Doğduğu Sivas Şarkışla’nın sert iklimi, onun karakterine de yansıyordu.
Sıradağlar kadar dik, dervişler gibi sade ve inandığı değerlerde tavizsiz.
Ve tarihe geçen unutulmaz sözü “Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz bir dünya için, fırıldak olmaya gerek yoktur”
12 Eylül darbesi sonrasında yurtdışına kaçması söylenmesine rağmen, “dava arkadaşlarımı terkedemem” diyerek kalıyor ve tutuklanarak cezaevine giriyordu. Haksız yere tutuklu kaldığı 7,5 yılın 5,5 yılını hücrede geçiriyordu. Gördüğü ağır işkencelere rağmen, inancından ve dava arkadaşlarından vazgeçmiyor, sonunda ise beraat ediyordu.
28 Şubat sürecinde “Millete yöneltilen silaha selam durmam” diyerek darbeye karşı çıkıyordu. Darbecilere karşı 7 milletvekili ile Refahyol hükümetine destek veriyordu. Bu desteği nedeniyle, o dönem Lütfi Kırdar’da katıldığı bir etkinlikte, dönemin kudretli darbecisi Çevik Bir, “Türkiye’nin İran olmasına asla izin vermeyeceğiz” yazılı bir notu Yazıcıoğlu’na göndererek, irtica ile suçlarız anlamına gelen örtülü bir tehditte bulunuyordu. Yazıcıoğlu’da kağıda “Biz de Türkiye’nin Suriye (baskıcı ve dikta BAAS rejimi) olmasına izin vermeyeceğiz” diye yazarak geri gönderiyor ve tehditlere karşı dimdik duruyordu.
Bu kadar dimdik ve mert duruş sergileyen yiğit insan, yaptıkları ve bildikleriyle birilerinin rahatını kaçırmıştı ki, üstüste ilginç kazalar yaşıyordu.
13 Mayıs 2007’de, eşi Gülefer Yazıcıoğlu’nun aracını uzun zaman ısrarla takip eden minübüs, Yozgat’ta şüpheli bir şekilde çarpıp aracı şarampole yuvarlıyordu.
27 Mayıs 2007’de ise, Ordu’dan Ankara’ya dönen Yazıcıoğlu’nun aracına, Samsun’da kırmızı ışıkta geçen bir minibüs çarpıyor ve Yazıcıoğlu hurda olan araçta adeta ölümden dönüyordu.
25 Ağustos 2007’de Sivas Akıncılar’da kavşakta, bir kamyon Yazıcıoğlu’nun aracına çarpıyor ve hızla ortadan kayboluyordu.
7 Haziran 2008’de Bolu Dağında tamirat gerekçesi ile aniden daraltılan yolda bir kamyon aniden önlerine kırıyor, Yazıcıoğlu’nun aracı fren yapmasına rağmen kamyonun altına giriyordu. Arka koltukta olduğu için sıyrıklarla kurtuluyordu.
25 Mart 2009’da hayatını kaybettiği helikopter “kaza”sında şüpheli birçok nokta vardı.
Köylüler tarafından, o bölgede telefonun çektiği tek yer olarak enkazın bulunduğu Karayakup tepesi belirtilmesine rağmen, resmi yetkililer iki gün boyunda oraya gitmiyordu.
Aramaya katılan bir sürü profesyonel ekip varken, Yazıcıoğlu’nun naaşı kazadan yaklaşık 48 saat sonra, köylüler tarafından bulunuyordu.
Kazadan kısa süre sonra helikopterin yerinin tespit edildiği ve buna rağmen yanlış yerde arama yapıldığı iddia ediliyordu. Özellikle helikopterde bulunan İsmail Güneş isimli İHA muhabiriyle yapılan 11 dakika 20 saniyelik görüşmenin, yer tespiti için yeterli süre olduğu uzman herkesçe kabul ediliyordu.
Helikopterin yerini gösteren cihazların ve özellikle konum verisi kayıtlarının bir kısmının sökülmüş olması büyük şüphe uyandırıyordu.
Devlet Denetleme Kurulu raporuna göre, Arama kurtarma ekiplerinin başındaki Tuğgeneral Ali Lapanta ve ekibi farklı alanları 9 kez ararken, kaza yerini hiç aramıyordu.
DDK Raporuna göre, helikopterdeki kaybolan parçaları, skorsky helikopterle gelen askeri kara kırım ekibi alıp götürmüştü.
Sivil radarlara göre helikopterin düştüğü anda o bölgede uçaklar görülmüşken, askeri radarlarda uçak nedense görünmüyordu.
Helikopterin düşme sebebi olarak, helikoptere çok yakın uçarak aşırı sert rüzgar etkisi oluşturan uçakların olduğu belirtiliyordu.
Yıllar süren soruşturmalara rağmen kesin olarak “suikast” olduğunu kanıtlayan bir hüküm verilmedi. Resmî raporlar ağırlıklı olarak kaza ihtimalini öne çıkarsa da, kamuoyu ve yakın dostları, bu kadar kazanın tesadüf olmadığını ve bu yiğit liderin, “28 Şubat Sürecinin son şehidi” olduğunu kabul ediyordu.
Peki ya size göre ?
Kaza mı, cinayet mi ?
26.03.2026 Av. Ali Haydar DERELİ