Toplumsal Çürümenin Sessiz Ortağı: Suskunluk
Bir toplumun ayakta kalmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri, ortak ahlak anlayışıdır. Bu anlayış yalnızca yazılı kurallarla değil; bireylerin doğruya sahip çıkması ve yanlışa açıkça karşı durmasıyla güçlenir. Ne var ki günümüzde sıkça karşılaştığımız bir tutum, bu temel yapıyı içten içe kemirmektedir: yanlışları örtbas etmek.
Toplum ahlakını zedeleyen davranışlar karşısında “aman ayıptır”, “bana yakışmaz” ya da “kol kırılır yen içinde kalır” anlayışıyla hareket etmek, kısa vadede bir huzur görüntüsü sunsa da uzun vadede ciddi bir çürümenin kapısını aralar. Çünkü görmezden gelinen her yanlış, failine cesaret verir. Üstü kapatılan her olay ise bir sonrakinin daha büyük ve daha pervasız şekilde gerçekleşmesine zemin hazırlar.
Daha da tehlikelisi, bu suskunluk kültürünün gelecek nesillere aktarılmasıdır. Çocuklar ve gençler sadece söylenenleri değil, yapılanları da örnek alır. Eğer bir toplumda yanlışlar normalleştiriliyor, hatalar görmezden geliniyorsa; yeni nesiller de bu davranışları meşru kabul etmeye başlar. Böylece ahlaki yozlaşma bireysel bir sorun olmaktan çıkar, toplumsal bir hastalığa dönüşür.
Unutulmamalıdır ki bir yanlışın karşısında susmak, o yanlışa ortak olmaktır. Kimin yaptığına bakmaksızın; ister en yakınımız ister bir yabancı olsun, insanlara zarar veren ve toplumun değerlerini aşındıran her davranış açıkça eleştirilmeli, gerekli toplumsal tepki gösterilmelidir. Aksi hâlde bugün küçük görülen ihlaller, yarının büyük krizlerine dönüşür.
Toplumun sağlıklı kalabilmesi için hataların üzerini örtmek yerine onları görünür kılmak gerekir. Elbette bu, bir linç kültürünü değil; adaletli, ölçülü ve sorumluluk bilinciyle hareket eden bir duruşu ifade eder. Ancak en azından şu gerçeği kabul etmek zorundayız: Görmezden gelinen her yanlış, büyüyerek geri döner.
Sessizlik bazen en büyük suç ortaklığıdır. Ve bir toplum, en çok da kendi sessizliğiyle çürür. Unutulmamalıdır ki; toplum ahlakını zedeleyen insanlar, yaptıkları hatalara rağmen hâlâ rahatça toplum içinde yer bulabiliyorsa, bu durum bizim yanlışlar karşısındaki suskunluğumuzun bir sonucudur.
Eğitimci araştırmacı yazar Şair ÜLKER SADIK