Gümüşhane
Açık
8°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,0379 %0.19
52,8518 %0.28
6.815,04 % 0,53
DEVLET İSTERSE

DEVLET İSTERSE

YAYINLAMA:

Bir dönemin fenomen dizisi Kurtlar Vadisi’nde çok sevdiğim bir replik vardı. “Devleti yönetmeye talip olanların, zaaflarından arınmış olması gerekir.”Bu derin söz, günümüzde ortaya çıkan bir çok olayda hemen aklıma gelmektedir.

Her insanın bir zaafı, sınandığı bir noktası vardır. Kimisi içki-kumar-zina gibi kötü alışkanlıklarla sınanırken, kimisi de makam-evlat-aile gibi zayıf noktalarından sınanır. Burada en önemli nokta, devleti yönetenlerin zaaflarına esir düşmemesidir.

Devletlerin sınanması ise, zor zamanlarda vermek zorunda olduğu kararlarda görünür. Savaşların ortasında ateş çemberinde kalan ülkemiz, akıllı kararlarla kazançlı çıkmıştır. Son günlerde ekranlardan ibret vesikası olarak takip ettiğimiz Gülistan Doku dosyası ise devletin adalet sınavı olup; adeta devletin işleyişini, adalet algısını ve toplumsal güveni test eden bir turnusol kâğıdı gibidir.

Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel hakkında verilen tutuklama kararı, yalnızca bir adli işlem olmayıp, Türkiye’de uzun süredir tartışılan “dokunulmazlık” algısına yönelik güçlü bir kırılma olarak değerlendiriliyor.

Bir vali, yani devletin en üst mülki temsil makamlarından biri hakkında, “cinayet dosyasında delil karartma” gibi ağır suçlamalarla tutuklama kararı verilmesi, sıradan bir haber olmayıp, adaletin herkese dokunabilldiğinin somut bir göstergesidir.

Ancak burada duygularla değil, hukukla konuşmak gerekir. Bir tutuklama, gerçeğin ortaya çıktığı anlamına gelmez. Tutuklama ceza olmayıp, soruşturmanın daha sağlıklı yürütülmesi ve şüphelinin kaçmasını önlemek için tedbir kararıdır. Tutuklanan kişi daha sonra beraat edebilir. Sadece soruşturmanın belirli bir eşiği aştığını, bir valiyi tutuklayacak derece de ciddi deliller olduğunu gösterir. Asıl mesele, bu sürecin nereye kadar gideceğidir.

Bu aşamadan sonra yapılacaklar daha da önem taşımakta. Eğer dosya şeffaf, tutarlı ve cesur bir yargılama sürecine dönüşür; tüm deliller açık biçimde ortaya konur ve hiçbir isim koruma altına alınmadan ilerlenirse, bu süreç adalette gerçekten bir dönüm noktası olabilir. Aksi halde, kısa süreli bir sarsıntıdan öteye geçmeyen bir tabloyla karşı karşıya kalınır.

Çünkü toplum artık sadece başlangıca değil, sona bakıyor. Bu tür dosyalarda adaletin gerçekten işletildiğini, görevi ve makamı ne olursa olsun, hak edenin hak ettiği cezayı aldığını görmek istiyor. Adalete güven duygusunun çok düştüğü bir ortamda, devletinin adaletine tekrar güvenmek istiyor.

Bugün geldiğimiz noktada, Gülistan Doku dosyası, sadece bir kayıp vakası ya da cinayet dosyası olmaktan daha derin manalar taşımaktadır. Devletin gücünü kendi çıkarları için kullanmak isteyenlere, verilecek bir ders niteliği taşımaktadır. Bu öyle bir ders olmalıdır ki, bir daha hiç kimse, bu gücü suistimal etme cüretinde bulunamasın.

Tutuklanan kişiler suçlu mu, değil mi ? Bunun cevabı mahkeme salonlarında verilecek. Dosyayı görmediğimiz için de yorum yapmamız mümkün değil. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.38 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6’da belirtilen Masumiyet Karinesi gereğince “Bir kişi, suçu mahkeme kararıyla kesinleşene kadar masum kabul edilir.” Bu yüzden şu an kimseye suçlu diyemeyiz. Bekleyip görecez.

Devletine yürekten bağlı hukukçu bir vatandaş olarak, bu davada suçlu olanların cezalarını çekmesini, masumların ise beraatini diliyoruz. Ancak kamuoyunun, tutuklanan her kişiyi suçlu görme hatasından kurtulması gerekmektedir. Yine susma hakkı yasal bir hak olup, susma hakkını kullananan da suçlu demek değildir.

Kurtlar Vadisi’nde, Savcının Polat Alemdar’a söylediği bir replikle bitirelim: “Devlet isterse, seni bir ömür boyu hapis yatıracak delili, şu önümdeki dosyanın satır aralarından bulup çıkarırım.”

Devlet isterse…

24.04.2026  Av. Ali Haydar DERELİ

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız